Öznel Olanın Böylesi

Zafer Diper

Konservatuar is. fr. müzik ve tiyatro okulu (TDK)… Biz Türkçesini, tiyatro okulu’nu kullanalım… Bu kez yazımız bunun üzerine, bir dertlerimiz: Devlet Tiyatro Okulları-Oyunculuk…

Bu okullara yetenek sınavlarıyla girebiliyorsunuz… Tartışılacak konu da bu sınavların ölçütlerinin ne olduğu ve yetkililerinin bu yeteneği-ya da yeteneksizliği nasıl değerlendirebildikleri…

Yüzlerce genç umut, sevgi ve heyecanla hazırlanmaktalar oyunculuk sınavlarına. Belki aralarından beş on tanesi alınabilecek okula. Zor bir durum seçiciler için de, öznelliğinizle nesnel olabilmek…

Duyuyoruz ve kimi öğrencilere oyunculuk sınavında başarılı kılınması isteğiyle yardımcı olmaya çalıştığımız için de görebiliyoruz; onların gözleri, o gözlerin yaşadıkları-anlatılarıyla o sınav süresince olup bitenleri daha önceki yıllardan…

Bir dram bir de güldürü bağlamında parçayla değerlendirme kurulunun karşısına çıkıyor adayımız. Ama sonuna dek izlenmiyor dinlenmiyor kimileyin… Oysa bitirilmesine izin verilmesi gerekiyor… Örneğin bir oyuncu adayının hazırlamış olduğu parça (herhangi bir oyundan kısa bir bölüm) bir dakika elli saniye sürüyorsa, onuncu saniyesinde durdurulmamalı. Oluyor bu; o on saniyede neyi anladınız ya da kavradınız, beğendiniz- ya da beğenmediniz de kesiyorsunuz o kısacık sunumu bile yarıda. Diyelim ki, siz kurulda bulunan kişiler birer dahisiniz; şipşak algılıyorsunuz yetersizliği ve o kişinin geleceğini, gelişip serpilemeyeceğini nasılsa bilebiliyorsunuz; o kişiden bir şey olmaz, yüz yıl da çabalasa mabalasa oyuncu falan olmaz, anlıyorsunuz bunları bir yol. Siz anlayadurun da belki aşırı heyecanlıdır, tutuk başlamıştır, açılıverir, az sonra döktürüverir belki eğer sonuna dek sürdürebilme şansını tanımış olsanız ona… Sınavlarda adayların karşılaşabileceği en önemli zorluklardan biri bu: daha başlamadan bitirilmeleri…

Oyunculuk okulla olmaz, okul bir yetişim sağlayabilir ama asal olan o kişinin kendini yetiştirmesi geliştirmesi, beslendiği kaynaklar, kuramsallıkla birlikte kılgısal olanı yaşamasında, yaşam deneyimlerinde, dünyaya bakış açısında, genel kültür-sanat birikimiyle varlaşmasında; bunlarla oyuncu (sanatçı) olunmakta… ve uzunca bir süreye gereksinim duyulmakta bu oluşumda… Hani bir söz var: Hem bu işi ucuz görenlere bir gönderme, hem de yıllar sonra ancak, olgunlaşarak belirli bir düzeye varabilirsin denmekte: “Oyunculuk kolaydır da ilk 10 yılı biraz zordur…”

Devlet Tiyatro Okulları’nın görevi yetenekleri bulgulamak değil de, kendilerince yetkin gördüklerini başarılı kılmak gibi görünmekte sanki… Çünkü eğer oyunculuk kavramıyla özdeşleşiyorsa, o aşamaya ermişse, siz okula niye almaktasınız ki, ona ne öğreteceksiniz o zaman? Hadi diyelim ki öğrenmenin sonu yok ve siz öğretim görevlileri hep öğreteceksiniz ama başlangıçtaki ana kavram “yetenek” değil mi? Ne ki bu yeteneklerin bulgulanması ve değerlendirilmesinde öylesi bir ikilem yatmakta ki, şaşar kalırsınız… Öğrenci oyuncu adayı devletin bir tiyatro okulunda başarılı, sınavı geçmiş, ama bir diğer okul sınavında o aynı aday başarısız, çakmış.  Böylelikle bir okulun sınavında “yeteneksiz” damgasını yemiş, bir diğerinde “yetenekli”… Benzeri çok. İki okulda birden girmiş sınava. O okulu kazanıyorsa bu “yetenekli” çocuk, diğer okulda nasıl “yeteneksiz” peki!?..

Yetenek denilen nasıl da fırıldak gibi bir şey o zaman kimilerinin ellerinde? Nasıl da göreceli bir seçim dizgesi?!

Öznel olanın hani böylesi; sanatta…

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: