Sarsıcı Bir Hesaplaşma

Dikmen Gürün

Yiğit Sertdemir’in ustalıkla kaleme aldığı oyununda, uzun zaman sonra bir araya gelen Anne ve Oğul, birbirlerinin parçası olan bu iki insan arasındaki derin boşluk içinde dolaşıyor. Bıçak sırtı bir ilişki çevresinde dönen ya da bir noktada tıkanan bir hesaplaşma bu. Süreçte, ilişkisizlik, derin bir boşluk solunuyor.

Altıdan Sonra Tiyatro’nun projesi olan “Kumbaracı50 Üçlemesi”, mekânın kendi gerçekliğinden, mekânın bulunduğu konumun ve zamanın gerçekliğinden yola çıkılarak gerçekleştirilen bir proje olarak tanımlanıyor.

Üçlemenin birinci oyunu “Gerçek Hayattan Alınmıştır” Kumbaracı50’nin inşaat mekânına dönüştürülen alanında, “Barzo ile Konserve” Kumbaracı50’de ve 18. İstanbul Tiyatro Festivali’nde de yer alan “Dertsiz Oyun”, oyunu seyreden seyirciler arasında geçiyor.

Sarsıcı bir hesaplaşma “Gerçek Hayattan Alınmıştır”. Bıçak sırtı bir ilişki çevresinde dönen ya da bir noktada tıkanan bir hesaplaşma bu. Süreçte, ilişkisizlik, derin bir boşluk solunuyor. Bıçak sırtı bir beraberlik ve çatışma. İçinde sevgiyi, sevilme özlemini, sevgisizliği, tutkuyu, nefreti barındıran bir yüzleşme de denebilir bu yaşananlara.

Yiğit Sertdemir, ustalıkla kaleme aldığı oyununda, uzun zaman sonra bir araya gelen Anne ve Oğul, birbirlerinin parçası olan bu iki insan arasındaki derin boşluk içinde dolaşıyor. Yıpratıcı bir buluşma yaşanıyor bu ikili arasında, eskiye dair izler taşıyan soğuk bir mekânda… Sanki göz alabildiğine uzanan bir mekândır burası. Oğul’un özellikle seçtiği, çağrışımları güçlü bir mekân…

Bir anlamda, mekânın bölmelerle, duvarlarla kısıtlanmaması yapıyı büyütürken metnin açılımlarını da genişletiyor. Yönetmen Arif Akkaya’nın bu yaklaşımı, Anne ile Oğul ilişkisine kök salmış sosyal yapı içindeki zaafları ve de psikolojik vurguları güçlendirirken hareket alanını da o ölçüde açıyor. Sağlam kurgusu olan bir oyun “Gerçek Hayattan Alınmıştır”. Böylesi bir kurgu içinde, iki insanın istemler dünyası ile gerçekte olanlar arasında yaşadıkları çelişki oyundaki çatışmayı belirginleştiriyor. Aynı şekilde; yeniden var edilmek istenen bir yaşam alanı ve yaratılmak istenen bir zaman süreci, söz konusu karmaşık ilişkiler çemberinde etkili oluyor…

Bencil ve belki de hayatta o denli de başarılı olamamış ve kaçışı hep hikâyeler anlatmakta bulmuş, orta yaşı geride bırakan tiyatro sanatçısı Anne’de Tomris İncer, ustalıkla hesaplaşıyor rolüyle. Ölüme direnen duruşunu, hırslarını, düş kırıklıklarını bakışlarıyla, susuşlarıyla, umursamaz tavırlarıyla ve korkularıyla vuruyor dışarı. Oğul’da Yiğit Sertdemir yılların birikimi olan isyanını, ezikliğini, acısını, bastırılmış duygularını kendiyle, olduğu kadar annesiyle de paylaşıyor ve sabırla yapıyor bunu. Bilinçli bir sabırla… Farklı bir paylaşma ama aslında bir haykırış, bir reddediş… Seçen değil, seçilen olmanın verdiği bir burukluk, bir acıtma duygusu hep vuruyor dışa… Oyunda çapraz bir hesaplaşma söz konusu. Kişilerin kendileriyle, birbirleriyle, hayatla, ölümle hesaplaşmaları… “Hayat mı böyle? / Evet işte hayat böyle / Hayat böyle? / Böyle / Hayat? Hayat…/ Ya… Öyle…”

Özgün Metinler ve Seyirci

Bu sene 13 yılı geride bırakan Altıdan Sonra Tiyatro, kuruluş amacını “Sanat ve bilimin ortasındaki köprüde, yaşadığı çağ ve topluma ileteceklerini sanatsal bir senteze dönüştürmek ve yazdığı özgün eserlerde, üyesi olduğu kuşağın gözüyle geleceği tiyatro eliyle biçimlendirmek” olarak belirliyor. Bu bağlamda, bir yandan “Kumbaracı50 Üçlemesi” sürerken öte yandan da “6 Üstü Oyun” projesi dikkatleri çekiyor Ebru Nihan Celkan’ın yazdığı “Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi”, Civan Canova’nın yazdığı “Evaristo” ve yakında seyirciyle buluşacak olan Ayşe Bayramoğlu’nun yazdığı “Tık… Tıkıdı… Tıkılap” adlı yine tek kişilik oyunla.

Cumhuriyet



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: