Tiyatro Gişeden Başlar

Nedim Saban

Tiyatro gişeden başlar derdi ustalarımız. Şimdilerde kimsenin gişesi yok ki, başlasın!

Genelde belediyelerin kültür merkezleri ya da alternatif mekanlarda dağınık olarak oynuyor topluluklar. Tabi bu durumda kurumlarıyla özdeşleşen bir gişecileri de yok!

Oysa eskiden hangi tiyatroya gideceksek, gişeciyi tanır, sohbet eder, oyun hakkında az çok dedikodu yapardık. Gazanfer Özcan’ın aylık biletleri ayın ilk Salı’sında çıktığı için, gişeciyi bir önceki Pazar (çünkü Pazartesi kapalı olurdu) matine/suare arasında arar, Salı günü geleceğimizi söyleyerek, kibarca torpil isterdik.

5855935… Neyse ki, bunca yıla rağmen, Çevre Tiyatrosu’nun telefonu değişmemiş. (Bugün tiyatronun arka perdesini yazıyorum ama yine de bu numarayı arayıp, şaşırtıcı derecede akıllı ve komik Metot oyununa yer ayırtın demeden edemiyorum.)

33662103… Uzun süre aynı kaldı Tevfik Gelenbe Tiyatrosu’nun telefonu! Ustanın ölümüyle kapandı, artık aramaya korktuğum bir numara oldu.

…))) Kent Cenaze Merkezi

Geçenlerde Şişli Belediyesi, Kent Sineması’nı restore ederek, bir kültür merkezi olarak hayata geçirdi. Düşünce şahane, ancak işletmesi Pangaltı Tiyatrosu’nu aratmaz inşallah. Haldun Dormen, kendi adının bu lağım kokan merkezden arındırılmasını istiyor, onun bu isteğini bile yerine getirmiyorlar!

Çok açıkça yazıyorum, Şişli, Gülay Atığ döneminde bile bu kadar perişan bir kültür politikasına kurban gitmemişti. Kültür müdürü olan kişinin, ablası ya da abisinin, başkanlardan biriyle akrabalık ilişkisi varmış, bu nedenle gitmesi mümkün görülmüyor. Gitmesin ama çalışsın bari! Kültüre yakın bir insan gibi görünen Mustafa Sarıgül, şimdilerde sanatçıların yanında sadece cenaze levazımatçısı kimliğiyle yer alıyor. Medyayla arası hep iyi, bu yüzden, cenazelerin de medyatik olmasını istiyor! Tövbe tövbe, hatta tövbe tövbe tövbe ama Sarıgül, cenaze seçiyor.

Neden devlet sanatçısı olduğu şüpheli olan Tekin Akmansoy’u törenle uğurluyor da, ilk devlet sanatçılarımızdan Macide Tanır’ın cenazesine yardım ricası için telefonlara bile çıkmıyor. Böyle bir kültür politikası olan belediyenin kültür merkezi cenaze evi olmaktan öteye gidemeyecek korkarım.

Kültür merkezini açmışlar ama gişe yapmayı unutmuşlar, iyi mi?

Sahne Hal Halleri

Gençlerin büyük özveriyle hayata geçirdikleri Sahne Hal’e sevgim azalmadı ama saygım kalmadı. Bu yıl, başlarına bir hal geldi, polis kapattı, ince bir pazarlıkla tekrar açıldı mekan.

Medyaya yansıtmamaya özen gösterdiler. Tıpkı varını yoğunu koyduğu bir mekanın yok edilişine sessiz kalan Mehmet Ergen ve Talimhane Tiyatrosu’nun politikasını uyguladılar. Bu onların seçimi.

“Karakola yakındır, kendimizi güvende hissederiz” diye gittik. Tiyatro Oyunbaz’ın Bernarda’sını izleyeceğiz. Daha kapıdan girer girmez, “yerimiz yok” diyen sevimli bir çocuk tarafından karşılandık. Tiyatroda yer olmamasının sevinciyle, mekanı terk ederken, “gitmek için gelmişsiniz” cevabını aldık. Yedek listesinden puan tutturmayı umarken, “yer açıldı, gidin bilet alın” komutunu duyduk.

Genç topluluklara bilet almak görevimiz, ama ne bileyim, bizim büyüklerimiz bir oyunumuza gelse, farklı davranırdık. Ağızlarına hocam lafını dolamayı bilirler de, ne söyleyeceklerini bilemezler. Üstelik, kendilerini ifade edememeleri için geçerli bir nedenleri de yok çünkü sanatla uğraşıyorlar.

Bernarda Alba’nın birinci bölümünden çok etkilenmiş biçimde çıkarken, tiyatro öğrencisi olduğunu düşündüğüm kızımız, durup dururken “oyun ikiiii peeerde” diye bağırmaz mı? Oradaki oyunların çoğu tek perdeyse, bütün oyunların tek perde olduğunu mu sanıyor zavallı? Azıcık Lorca okumuşluğumuz var ama kara cahil de olsak, bir oyunun dan ve zank diye bitmeyeceğini anlayamaz mıyız? Hadi onu anlamadık, oyun sonunda selam verildiğini kara cahiller bile bilir.

Bunlar kaba cahil! Çok iyi oyuncu olabilirler ama iyi tiyatrocu olmaları şu saatten sonra olanaksız.

Başka yerde oynamadıkları için, Ekip Tiyatrosu’nun “Largo Desolato”sunu da mecburen ve korka korka Sahne Hal’de izleyeceğim. Oyun çok iyiymiş çünkü. Ancak, bütün bu yaşadıklarımıza seyirci kalan ve seyircisini aşağılayan Hal’e, bir daha hiçbir “halde” gitmeyeceğim.

Şenol Abla

Yıllarca okuduktan sonra, okuduğum her şeyi gösteririm umuduyla “Uşak Ne Gördü” oyunuyla gelmiştim Türkiye’ye. Haldun Hoca, 23 yaşındaki bir adama tiyatrosunu açmış ve yönetmen olarak kabullenmişti.

“Uşak Ne gördü”, fiyasko oldu. Herkes “Seyirci Uşak Ne Gördü’yü görmesin” telaşı içindeydi. Ancak o kadar yoğun ilgi vardı ki, bir türlü seyircinin ayağını kesemiyorduk.

O zamanlar kredi kartı, Biletix filan yok, adamın teki kalkmış, gelmiş, gişedeki Şenol Abla’yı, “sabah aradığımda son dakikada gelseniz bulursunuz dediniz” diye suçluyor. Şenol Abla’m, çok yaşasın, “tamam beyefendiciğim, nasılsa beş dakika sonra çıkmaya başlıyorlar, yarıda çıkanların yerini veririm” diye alttan alıyor.

Şenol Abla’nın şirinliği güldürüyor, Sahne Hal’deki gençlerin küstahlığı ağlatıyor.

Avşa

Avşa Adası’na indik, her yanımız insan kaynıyor. Bize uygun bir tatil olmayacağını anladık ve iner inmez deniz otobüsü gişesine koştuk.

İstanbul’a on gün yer yok, iyi mi?..

Gişede de bir not. “Yer Yok. Hiçmi Yok diye sormayın lütfen. (Mi bitişik yazılmış)

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: