Juliette Binoche’lu “Antigone”

Mehmet K. Özel

kadın-erkek, ay-güneş, doğa-şehir, birey-toplum, başkaldıran-başeğriden, antigone-kreon: hollanda’da çalışan belçikalı tiyatro yönetmeni ivo van hove, sofokles’in 2500 yıllık oyunu “antigone”yi bu ikilikler üzerine kurmuş. ancak bunu yaparken, ikiliklere kesin siyah-beyaz, haklı-haksız olarak yaklaşmamış; taraf tutmamış; ikilikler arasında gel-git’ler yaratmış; kesin yargılara varmaya değil, belirsizliklere, iki tarafa da kulak vermeye odaklanmış.

şubat sonunda lüksemburg’da prömiyer yapan “antigone”, ardından londra barbican’da ve amsterdam stadschouwbourg’da, şu aralar paris theatre de la ville’de sahnelenmekte.

ben “antigone”yi 17 nisan cuma akşamı amsterdam stadschouwbourg’da izledim. burası, ivo van hove’un başında olduğu tiyatro topluluğu toneelgroep amsterdam’ın yerleşik tiyatrosu; yani ivo van hove yabancı bir prodüksiyonla kendi şehrinin seyircisi önüneydi.

“antigone”nin başrolünde benzersiz juliette binoche oynuyor. binoche “mademoiselle julie”den üç yıl sonra tekrar tiyatro sahnesinde; bu sefer ingilizce bir oyunla. yakın zamanda t.s. elliot ödülü almış kanadalı şair anne carson’ın bazıları tarafından yere göğe sığdırılamayan bazı eleştirmenlerinse yerden yere vurduğu yeni çevirisiyle.

ödüllerden bahsetmişken, ivo van hove da londra young vic theatre’da yönettiği “a view from the bridge” ile yakın zamanda dağıtılan 2015 olivier ödülleri’nde en iyi yönetmen ödülü aldı.

“antigone”ye dönersem;

sahnenin arkasına kocaman bir yuvarlak yerleştirilmiş. kah güneş oluyor bu yuvarlak, kah ay; güneş olduğunda bütün sahne sarıya bürünüyor, ay olduğunda beyaza.. yuvarlağa ışık veren kaynak sahne gerisinden geldiği için, sadece sahne değil, oditoryumun bütünü sararıyor ve bembeyaz oluyor yuvarlağın ışığıyla; oditoryum da oyunun içine çekiliyor bu sayede..

bir güneş tutulmasıyla başlıyor oyun, bir güneş tutulmasıyla bitiyor; kreon’un güneşi antigone’nin ayı tarafından tutuluyor; kral kreon’un, savaşta ölen iki kardeşten hain polyneikes’in gömülmemesi emrine karşı gelen antigone ne kadar uğraşsa da, sonunda kendisini öldürerek ulaşır hükümranlığın kanunlarına karşı açtığı savaştaki bireyselliğine özgürlüğünün; güneşi karartır ama sonsuza kadar değil..

yuvarlak dışında ise, sahnenin arkası bütünüyle projeksiyon perdesi: kah şehir ve insanların bulanık görüntüleri, kah çöl ve doğa peyzajları..

sarı yuvarlak güneş bazen şehir görüntüleri ile süperpoze edilmiş, bazen doğa görüntüleri ile; ay da aynı şekilde bazen doğa görüntüleri ile örtüştürülmüş, bazen de şehir..

ivo van hove kurduğu ikilikleri tamamıyla birbirlerinden ayrıştırmamış; içiçe geçirmiş; siyah ve beyaz değil; kesin haklı ve haksız, net doğru ile yanlış değil, bize sunduğu muğlaklıklar.

evet, belki gönlümüz antigone’den yana ama bazen de kreon’a hak vermemek elde değil. hele de patrick o’kane’in yorumladığı gibi dingin, düşünceli, duyguluysa; zalim bir kraldan çok, insan bir kreon’sa izlediğimiz.

juliette binoche’un antigone’si ise öfkeli, kararlı ve acısıyla taşkındı; bazı eleştirmenlere abartılı gelmiş. aslında çok da haksız değiller. binoche’un; kieslowski’nin “üç renk:mavi”, hou’nun “kırmızı balonun yolculuğu”, haneke’nin “bilinmeyen kod” ve “saklı”, malle’in “damage” gibi filmlerdeki sakin, dingin, içerden, abartısız, ölçülü oyunculuğunun yanında antigone’si oldukça ifadeci ve dışarıya dönük. belki de, ivo van hove’un yukarıda bahsettiğim üzere, oyunda kurduğunu düşündüğüm ikiliği oyunculuklarla da desteklemek istemiş olabilir; kreon’un sakinliğinin karşısına antigone’nin taşkınlığını koyarak..

ivo van hove yan karakterleri oynayan oyunculara aynı zamanda koro görevi de vermiş. binoche ve o’kane ile birlikte yedi oyuncu var sahnede. yan rolleri koro ile birleştirmek, antigone-kreon ikiliğinin daha da öne çıkmasına imkan tanımış. hatta antigone öldükten sonra juliette binoche da haberci rolünde sahneye gelerek kreon’un eşi ve çocuğunun ölümünün haberini veriyor.

juliette binoche dışındaki oyuncuların hepsi -ki kadro sadece ingiliz oyunculardan kurulmuş- ingiliz eleştirmenlerden tam puan ve övgü almışlar; bir tek bincohe beğendirememiş kendisini. nacizane, kadroda binoche dışında bir tek patrick o’kane’in övülesi olduğunu; diğerlerinin öyle çok da övülecek performanslar sergilemediklerini düşünüyorum.

jan versweyveld’in koyu ve karanlık renklerin hakim olduğu minimal sahne tasarımı ve nefes kesici ışık tasarımı, tal yarden’in bulanık ve monokrom görüntülerden oluşan üstdüzey video çalışması, daniel freitag’ın atmosferik müziği ve an d’huys’un çağdaş çizgili, sade ve koyu renklerdeki kostüm tasarımı; ivo van hove’un ölçülü, duyarlı ve sade “antigone”sini tamamlayan unsurlar.

oyunda beni tek rahatsız eden durum mikrofonla oynanıyor oluşuydu. evet, oyuncular sessizce konuşuyorlardı ve duyulmaları için belki gerekliydi, ancak geçen yıl hamburg’da izlediğim faust ödüllü “jeder stribt für sich allein” oyununda fısıltıyla konuşan oyuncuları duymak zor ama oyuna hizmet edecek şekilde gereklidiyse, burada da pekala mikrofon kullanmama cesareti gösterilebilirmiş.

şansıma, seyrettiğim akşam oyun sonrasında stadschouwbourg’un fuayesinde yönetmen ivo van hove, juliette binoche ve kreon’u oynayan patrick o’kean ile yarım saatlik bir söyleşi gerçekleştirildi.

o’kean’le başladı söyleşi; seyirciyi her an uyanık tutmanın zor olduğu bir oyun olarak tanımladı “antigone”yi ve zaman zaman “acaba seyirciyi sıkıyor muyum?” endişesini yaşadığını söyledi. binoche ise, o akşamki performansının bir öncekine göre daha kötü olduğunu belirtti. van hove ise her akşam oyunu izlemiyormuş ve o akşam izlemediği için bir öncekiyle karşılaştırmadı.

“antigone” projesi barbican ve luxembourg tiyatrolarının başlarındaki genel sanat yönetmenlerinden çıkmış; yani “antigone” bir yönetmen veya oyuncu projesi değil, direkt yapımcıların projesi. dolayısıyla, binoche ile van hove’u bir araya getiren de bu iki yapımcıymış.

iki sanatçı bir yıl boyunca zaman buldukça avrupa’nın farklı yerlerinde buluşmuşlar projeyi olgunlaştırmak için; sohbetlerinin ilk andan itibarenki ana konusu yunan trajedileri imiş. van hove “medea”ya daha yakınmış; sohbetler sırasında, çok güzel buldukları anne carson çevirisiyle “elektra” da konuşulmuş; binoche ise baştan beri “antigone”yi düşünmüş. ne zaman binoche “hadi ikisini de yapalım, medea ve antigone’yi” deyince, van hove seçmek zorunda kalmış.

söyleşi sırasında kreon ile antigone karakterlerinin ele alınışı konusunda yaşadıkları tartışmayı paylaştılar; binoche “antigone”nin kelime olarak, anti-gone, doğum-öncesi anlamına geldiğini, yani insanlığın yasaları, toplumu, dini yaratmadan önceki hallerini, birlikte yaşama biçimlerini, insanlığın içinde gerçek olarak saklı olanı temsil ettiğini ve oyunun, yasaların düzenlediği toplumlar olarak insanlığın nereye gittiğini sorguladığını söyledi.

ivo van hove, sanatının durumlar konusunda kesin pozisyonlar almak peşinde olmadığını; onu ilgilendiren esas şeyin karakterlerin ve pozisyonların müphemliği olduğunu; sanatın size ne düşünmeniz gerektiğini empoze etmesi değil, tam tersine sanatın seyircinin kafasını karıştırması ve huzursuz edici olması gerektiğini söyledi.

seyircilerin sorularına geçildiğinde ise; patavatsız bir kadın seyircinin juliette binoche’a “bu yaşta antigone’yi oynamayı sorun yapmadınız mı; kreon’u ve haimon’u oynayan oyunculardan daha yaşlısınız” sorusuna” prensip olarak rol ile yaş arasında paralellik olması gerektiğini düşünmüyorum; tiyatro bu!” dedikten sonra, izleyici bir kere daha aynı şeyi başka bir formülasyonla sorunca: “sizi rahatsız etti mi ki?!” dedi ve ikinci kere alkışlandı.

londra gösterimleri ardından ingiliz eleştirmenlerden ortalama ancak üç yıldız alan “antigone” mayıs’ta almanya ruhrfestspiele recklinghausen’de, ağustos’ta neredeyse bir ay boyunca edinburg tiyatro festivali’nde veya ekim’de abd’nin birkaç şehrinde perde açacak; yakalamak isteyenlere duyurulur.

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: