Mükemmel Bir Shakespeare Şöleni: ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’

Üstün Akmen

Erhan Yazıcıoğlu’nun Genel Sanat Yönetmenliğindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) bu sezon “Bir Yaz Gecesi Rüyası”nı, hem de Makedonyalı Genç Tiyatro ve Sinema Yönetmeni Aleksandar Popovski’nin (1981) çağdaş yorumuyla sunuyor. Popovski, Shakespeare’i sahnede yorumlarken gene cazip yollar keşfediyor, metin ve performans arasındaki ilişkiyi daha belirgin biçimde nasıl anlatırımı deşiyor. Deşerken, aşk ana teması altında üç ayrı grubu, yani Atina kentinin aristokrasisini simgeleyen Dük, Hippolyta ve saray çevresinden oluşan grubu; dönemin kaba tiyatro kumpanyalarının hicvedildiği zanaatkarlar grubunu; doğaüstü varlıkların oluşturduğu grubu büyük bir ustalıkla makaraya alarak bir araya getiriyor.

FENOMEN POPOVSKİ 

Popovski ile 2010 yılında gene İBBŞT yapımı olarak izlediğimiz İngiliz Yazar ve Yönetmen Christopher Hampton’un tiyatroya adapte ettiği “Tehlikeli İlişkiler”i ile 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nde Boris Vian’ın “İmparatorluk Kuranlar”ından tanışıyoruz. Bu kere de estetik olguyu fevkalade dikkate almış, yazılı metni titizlikle işlemiş, soylu aşıkların yanılsamalı aşklarındaki çatışmayı düş yığınının süzgecinden geçirdikten sonra duygusal karmaşanın izleyiciye geçmesini sağlamış.

YARATICI KADROYA SÖZ YOK

Swen Yonke’un sahne ve ışık tasarımları kusursuz güzel. Jelena Prokovic’in kostümleri çok çok iyi. Kiril Dzajkovski’nin müzik düzenlemeleri oyuna özel bir renk katmış. Erhan Aşar, yerinde kullandığı efektleriyle sahne üstü eylemlere ciddi anlamda eşlik etmiş. Handan Ergiydiren Doğan, koreografisinde dans, tiyatro ve müziğin geleneksel sınırlarını korkusuzca aşmış, sınırlandırmalara meydan okumuş.

OYUNCULUKLAR

Gelelim oyunculuklara.

Oyuncu kadrosunun tamamı en yoğun anlatım aracının hareketleri olduğunun mükemmelen bilincinde… “Hele sen tek tek incele” derseniz, Periler’den (Bezelye Çiçeği, Örümcek Ağı, Pervane, Hardal Tohumu), Aslı Şahin’den, Gürkan Başbuğ’dan, Müslüm Köse’den, Hazal Uprak’tan yola çıkarım, alınlarından birer birer öpülmeyi hak ettiklerini söyleyerek işe başlarım.

Sonrasında, Doğramacı Snug  (ara oyunda Aslan) Dilay Taşkaya’nın ve Körükçü Francis’te (ara oyunda Thisbe) Onur Şirin’in pek vasatı aşamadıklarını işaretler;  Tenekeci Tom Snout’da (ara oyunda Duvar) Elyesa Çağlar Evkaya; Terzi Robin Starveling’de Gürol Güngör’ün (ara oyunda Ay Işığı) neredeyse “kusursuz” seviyesinde başarı gösterdiklerini anlatırım.

Hermia’nın babası Egeus’da Gürol Güngör, canlandırdığı karakterin bir parçası olmaya çok yaklaşırken; Hermia’nın sevdiği genç ve Hermia’yı seven genç Lysander’da Özgün Akaçça’nın karakterleri seyirciyle bütünleştirmeyi başardığını vurgularım.

Hermia ile evlenmek isteyen genç Demetrius’ta Onur Demircan’ın; Demetrius’a aşık kız Helena’da Canan Kübra Birinci’nin yönetmenin verdiğini ve istediğini eksiksiz yerine getirdiklerini kulağınıza fısıldarım.

NURDAN KALINAĞA’YA DİKKAT

Daha da derinleştir derseniz, aralarından Egeus’un kızı, yani Lysander’a aşık kız Hermia’da Nurdan Kalınağa dilin şiirselliğinin bilincinde, vurgulara fevkalade dikkat ederek, ellerini, sırtını, ayaklarını sözlü anlatım kadar verimli ve etkili kullanarak benim “helal olsun”umu ak süt gibi hak ediyor derim.

Marangoz Peter Quince’de (ara oyunda Önsöz) Çağlar Yiğitoğulları’nın izlenilmesi keyif veren bir oyuncu olduğunu söylerken, gövdesi ve ruhunun paralelinde iç aksiyonu ve dışa dönük hareketleri arasında hiçbir uyumsuzluk yaratmamasını överim.

Arda Aydın için Dokumacı Nick Bottom (ara oyunda Pyramus) rolünde, izleyeni gerçekten heyecanlandıran bir oyun veriyor, böylece yeteneğini bir kez daha ispatlıyor derim.

2002-2003 sezonunda İBBŞT’nın “Tahterevallide Üç Kişi” başlıklı oyunu ile ilgili eleştirim sonrası benim için demediğini bırakmayan (Demiş olsun varsın. Işıklar içinde yatsın, alkışı eksik kalmasın) Yavuz Şeker’i Peri Puck’ta överim. Elli küsur yıllık oyuncu Yavuz Şeker, bir anlamda “Fırtına”nın Başkahramanı Prospero’yu da andıran Puck’a kattığı tüm coşkusal tutkuların denenmişliğin bileşimi olduğunu; çeşitli ve birbirinden farklı duygularının deneyimlerinin toplamından oluştuğunu bu oyunda gerçekten kanıtlıyordu, kaybettik yazık oldu. Aynı karaktere can veren Şevket Avşar’a başarılar diliyorum.

LEVENT ÜZÜMCÜ GERÇEĞİ

Oyunu izlerken, Titania ve Theseus’un nişanlısı Hippolyta’da Selin İşcan’ın akordu tam bir enstrüman gibi, canlandırdığı karakterlerle genel bir duygusal bağ kurduğunu, incelikli bir eleştirmen gibi karakteri didik didik ettiğini not etmişim.

İyi demişim!

Ve Atina Dükü Theseus ve Oberon’da Levent Üzümcü…

İzleyin bakın, karakter yaratımında öncelikle çelişiklik ön safta.

Dikkatinizi çekerim.

Bana sorarsanız, Levent Üzümcü’nün bu çelişikliği vermedeki ifade gücünü görmek için bile izlenebilir “Bir Yaz Gecesi Rüyası”.

Levent Üzümcü’nün nefreti, hayranlığı, kayıtsızlığı, kapılmışlığı, bezginliği, utangaçlığı ve yüzsüzlüğü seyirciye iletmesindeki, bir başka anlamda insancıl tutkuları bir boncuk yığını haline getirmesindeki ustalık gerçekten görülmeye değer derim.

Bu oyunu izlemenizi, oyun sonunda tüm kadroyu içtenlikle alkışlamanızı, bu arada Erhan Yazıcıoğlu’ya özel olarak teşekkür etmeyi de unutmamanızı dilerim.

Bunların dışında, kendim için iltifat beklersem namerdim(!)

(10 Haziran Çarşamba akşamı Açıkhava Sahnesinde izlenebilir.)



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: