Fazıl Say’ın Mozart Maratonu İkinci Ayağındaki Duygusallığım…

Üstün Akmen

Ülkelerini dışarıda temsil eden büyük sanatçılardan; kendi vatanı için elinden geleni yapan, adımızı dışarıda duyurmaya özel özen gösteren ve gün geçtikçe kalitemizi arttıran hazinemiz Fazıl Say, 43. İstanbul Müzik Festivali kapsamında İstanbullulara dört günlük bir Mozart maratonu yaşattı. Çeşitli nedenlerle bu maratonun ancak ikinci günkü ayağını yakalayabildim. Heybeliada Aya Triada Manastırı’nın bahçesindeki konsere zamanında yetişebilmek ya da kapı izdihamını yaşamamak için Sevgilimle erken saatlerde faytona binip adanın kuzeybatı yönünde çamlarla kaplı Ümit Tepesine ulaştık. Çam ağaçları ve deniz manzarası bu manastıra dünyada eşi menendi bulunmaz bir güzellik katmaktaydı. Aydın Büke’nin Mozart’a ilişkin söyleşisini de kaçırmadık.

Manastırın zengin kütüphanesinde bugün 120 binin üstünde kitap bulunmakta olduğunu konser saatini beklerken öğrendim. Teoloji ilmi dışında Yunan ve Latin klasikleri, Bizans ve Roma tarihi, kilise mimarisi, kilise ilahileri, hukuk, arkeoloji, sanat tarihi gibi konularda da değerli kitaplar vardı. Sözlükler ve çeşitli dillerdeki ansiklopediler önemli bir yer tutmaktaydı. Yunanca ve Latince dillerinin dışında Türkçe, İtalyanca, Fransızca, İngilizce, Almanca ve Arapça kitaplar da bulunmaktaydı.

Mozart’ın Olağan Dışı Duygulu Anlatımı

Mozart müziğinin beynin uzaysal işlev performansını arttırdığı söylenmişti ya, ilk parçadan itibaren kulaklarım “Midas’ın Kulakları” gibi uzadı, hatta galiba kocamanlaştı. Fazıl Say’ın, Re Majör Sonat’ta (KV 284) Mozart’ın olağan dışı duygulu anlatımını kendi tuşe tekniğiyle daha da derinleştirmesine hayran kaldım. Teknik mükemmellik ve düşünsel konsantrasyona ulaştım. Parça, tümüyle kırık yapısıyla bir anlamda çabuk, diğer anlamda aşırı yavaş figürler çizdi.

Gün, gecenin toprak rengine bulandığı saatlerden birindeydi.

İkinci parça olan Do Majör Sonat’ta (KV 309) Fazıl Say, Allegro con spirito’dan başlayarak öznel anlatımı, düş gücünü kullanışı, piyanonun olanaklarını ustaca kullanışı, duygu paletinin zenginliği ve betimleyici özelliğiyle Mozart’ın o pek bilinen hem ince duyarlılığını, hem de ele avuca sığmayan fırtınasını dinleyenlerine pek güzel duyurdu. Vücut diliyle: “Alkışları aldım kabul ettim” dedikten sonra, La Minör (KV 310) Sonat’a geçti ve eserin polifonisinin (çok sesliliğinin) zenginliğine katkılar sağladı, katkılar sağlarken içimi dağladı. Annesinin ölümü üzerine Mozart’ın Rahip Bellinger’e yazdığı hüzünlü mektup sanki gözlerimin ardındaydı.

İşte tam bu anda yaşımın fırıldakları içimde gıcırdadı, beni benden vazgeçirmek için uğraştı.

Fazıl Say, konserini yarılamıştı.

Mozart’ın Tümceleri

İkinci bölüm Fa Majör Sonat’la (KV 533) ile başlıyor. Fazıl Say, Allegro bölümündeki devingenliği ve canlılığı/canlanmayı ölçülü artırıyor ritmi hızlandırırken, Mozart’ın tümcelerini dinleyicisine/izleyicisine en anlaşılır biçimiyle aktarıyor. Andante bölümünde ısrarlı kromatik değişiklikleri, yanı sıra en cüretkar tiz disonansları ortaya saçıyor. Noktayı koyduğunda, Aya Triada’nın bahçesi damacanadaki su örneği alkışlarla çalkalanıyor.

Fazıl Say, alkışları alıyor, gene kabul ediyor.

‘Hiçbir Şeyden Zevk Almayan Biri Olacaksın’

Hiç ara vermeden işte bölümün ikinci parçası: Do Majör Sonat (KV 545). Allegro’yu son derece hoş bir Andante’ye bağladıktan sonra Rondo formundaki kısacık bölümle sona ulaşıyor. Fazıl Say bana duyumsatıyor, sıradan akşamlardan biri daha bir ağırlık gibi yerinden koparak müthiş bir gürültüyle uçuruma yuvarlanmakta. Zamanın korkunç ve sonrasız çarklarının tıkır tıkır işlediğini duyuyorum. Mozart’ın çizdiği durum gene de keskin hücumlarla, kırılmalarla, temponun ve biçimin birden değişmesiyle kesintiye uğruyor.

Solan ve bir bahar güneşinin dallarını yeniden canlandırmak umudu olmadan, kökleri kuruyan birçok çiçek geliyor gözlerimin önüne. Hain bir güç, kulağıma insafsız bir keyif içinde: “Bak” diye fısıldıyor: “Bak bu gün de, gün içine saklanan onca zevk de, duygu da seni bırakıp gitti. Uslanıyorsun artık. Kih, kih, kih (gülme sesi bu)… Giderek daha da hiçbir şeyden zevk almayan biri olacaksın, kih, kih, kih…”

Eserin ağ formasyonları şiddetleniyor. Fazıl Say ateşli, çok ateşli, hızlı, gaddar, gürültülü çalıyor.

Hani, şeytan adı verilen varlık mı bu ‘kih kih’leyen bilemiyorum.

Aydın Büke’nin söyleşisine giderken merdivenlerde başımın dönmesinin, terlememin, falan nedenlerini kurcalamıyorum, unutuyorum.

Kulağımda yumuşacık tınılar…

Son Bölüm

Sıra son bölümde…

Türkçede daha çok “Daha dün annemizin kollarında yaşarken” sözleriyle tanınan, Mozart’ın ünlü bir anonim şarkı üzerine yazdığı 12 Varyasyon’dan oluşan bölümde Fazıl Say, Mozart’ın izinde giderek ikinci varyasyondan sonra kromatik notalarla kendi özelliğini de esere yansıtmayı başarıyor. Çocukluktaki acı ve hüzün minör varyasyonlarla kanon biçiminde işleniyor.

Fazıl Say’ın transandantal (Aşkınsal, yani sınırlarda olan karşılığı olarak kullanıyorum) tekniğinde, çevikliğinde, yumuşaklığında, esnekliğinde fevkalade duygulu bir akşam daha yitip gidiyor.

Yeni bir gün, çirkin çirkin gülerek keskin pençeleriyle göğsümü yırtmaya ve yüreğimin saf kanını içmeye hazırlanıyor. Bunun için de önüne gelen her şeyden yararlanmaya çalışıyor. Fazıl Say’dan bile yararlanıyor.

Fazıl Say, içimdeki “ben”i bir kere daha benimle çakıştırıyor, çarpıştırıyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: