Sıradan Bir Durumun Harikulade Grotesk Sunumu

badire[Cem Öztüfekçi’nin Clout Theatre’ın Harikulade Bir Çiftin Badireli Ev Yaşamı adlı oyunuyla ilgili yazdığı ve Agos gazetesinde yayınlanan yazıyı okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Her sanat disiplinini biçimsel olarak diğerlerinden ayrıştırıp zenginleştirmek için kafa yoran ve bu yönde metotlar uygulayan sanatçılar tarih boyunca olagelmiştir. Tiyatro sanatını düşündüğümüzde, ilk akla gelen oyun yazarları olabilir. Ama yazı, sözcük ve diyalog, aslında edebiyatın hammaddeleridir. “Tiyatroyu tekilleştirecek, biricikleştirecek olan nedir?” sorusu üzerine kafa yoran tiyatrocular ise fiziksel tiyatro kavramına varmıştır. Böylece, metinden azat olmuş, oyuncuların beden performanslarına odaklanan, dekoru da sahnede hareket eden figürlere dönüştüren oyunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Türkiye’de hâlâ oyun yazarının baskınlığı söz konusu. Çok iyi yazılmış bir metni, çok iyi bir oyuncu yönetimiyle izlediğimizde belli bir haz aldığımız ortada; ancak tiyatrodan mizansen de bekleyen, yönetmenin yorumunu, sahneye koyma şeklinin farklılığını arayan, ses ve ışığı da oyunun etkin unsurları olarak görmek isteyen tiyatrocular ve tiyatro izleyicisi de var. Clout Theatre’ın ilk Türkiye prodüksiyonu olan ve İkincikat işbirliğiyle sahnelenen ‘Harikulade Bir Çiftin Badireli Ev Yaşamı’ bu tarz oyunların arayışında olan izleyiciyi tatmin edecek, komedi türünde bir fiziksel tiyatro oyunu.

‘Harikulade Bir Çiftin Badireli Ev Yaşamı’ söz ya da diyalog içermiyor. Palyaço makyajlı bir kadın ve bir erkek oyuncu, bedenlerini, mimiklerini, nefeslerini, sahne dekorlarını ve aksesuarları kullanarak, gündelik hayatta eve tıkılmış bir çiftin muhtelif hallerini absürt ve grotesk tarzda sahneye taşıyor. Dekor her daim hareket halinde olan tekerlekli duvarlardan, iki sandalye ve içi dolu iki bavuldan oluşuyor. Müzikal, kabare, melodram, mimik tiyatrosu, ‘clown’ gibi türler arasında gezinen yapım, müziklerin ve oyuncuların dansları ve beden performansları sayesinde, enerjisi yüksek bir seyir deneyimi sunuyor. Işıkların, ses kayıtlarının, müziğin ustaca kullanıldığı oyun, oyuncuların hareketli dekorla birlikte salınarak dans ettiği, çok güçlü bir giriş sekansıyla açılıyor. Dekorun ve oyuncuların hareketiyle ortaya çıkan ışık ve gölge oyunları daha ilk dakikalardan öyle güzel sunuluyor ki, hem çok etkili bir girizgâh izliyor, hem de seyredeceğimiz oyunun dahil olduğu tiyatro ekolünün anlatım unsurlarına erkenden vâkıf oluyoruz.

Valizlere sıkıştırılmış hayatlar

Karakterlerin ellerindeki valizler, o âna kadar yaşadıklarını ve birikimlerini de taşıyor. Bagaj, bir yolculuk imkânını açık tutarken, buradaki çift, evin içinde seyahat etmekten öteye geçemiyor. Kapılarını çalan komşularla bile iletişim kuramayan, onlardan korkan ikili, didişmeyi bırakıp ittifak yapmaya çalıştığında bile bu uzun sürmüyor. Valizlerine ve apartman dairesine sıkıştırılmış bir hayat yaşayan bu iki karakteri canlandıran oyuncular, durumları ve duyguları yansıtırken bedenlerini, mimiklerini ve kimi zaman hükmedebildikleri ışıkları başarılı bir şekilde kullanıyor. Valizlerin içini tamamen görmesek de, içlerinden çıkan saç kurutma makinesi gibi gündelik eşyaları oyuncular hemen harekete dahil ederken, bize de kendi hayatlarımızdaki deneyimleri düşünüp oyunun bize sunduğu hikâyeyi kendimizce tamamlama fırsatı sunuluyor.

Yaklaşık 60 dakika süren oyunun ritmi gayet iyi ayarlanmış. Her daim enerjik ve yüksek tempoyla akan yapımın tek zaafı, son sekansta çiftin evdeki yalnızlıklarıyla yüzleştiği bölümün, melodram türünü kullanmaya çalışırken hem oyunun en sıradan müziğine başvurması, hem de oyuncuların oyun boyunca sahneledikleri performansa uymayan ve motive olamadıkları, tek boyutlu, üzgün suratlara hapsolmaları. İnsan bu kadar akıcı bir oyundan, melankolik bir sonda dahi hüznün coşkusunu yansıtmasını bekliyor. Oyuncular ise, grotesk tarzda bir komediyi sahnelerken yer yer mimiklerini sıfırlayıp donuk mizah tarzında bir oyunculuk da sergileyebilirlerdi. Çünkü donuk mizah da kara mizahın önemli öğelerindendir ve bu absürt oyunu zenginleştirebilir.

Müzikli ve ışıklı bir sessiz sinema deneyimi

Utku Kara imzalı dekor uygulama ve hareketli ışık tasarımı, oyuna yeni boyutlar katıyor, hatta birer oyuncu haline geliyor. Erkek oyuncunun kostüm tasarımının fantastik boyutu çok özgün, ancak kadın oyuncunun kostümü aynı seviyeyi tutturamıyor. Her ikisinin de içlikleriyle kaldıkları anda, kostüm tasarımı, groteskten gündelik gerçekçiliğe geçiyor. Gerçeklik düzlemiyle bir bağlantı kurmak için tasarlanmış gibi görünse de, böyle bir oyunda içliklerin de fantastik kıyafetler olması daha ilgi çekici olabilirdi. Oyunun makyaj ve saç tasarımı da bütüne en iyi şekilde hizmet ediyor, özellikle grotesk kaş çizimleri çok başarılı.

Yönetmen ve dekor tasarımcısı Mine Çerçi çok iyi bir iş çıkararak, sahnedeki her milimi, her unsuru (hareketli ışık ve dekor, ses bandı) kullanıp bize iyi bir reji izleme keyfi yaşatıyor. Fiziksel tiyatro eğitimi alan ve Fiziksel Tiyatro ve Komedi Okulu’nun eğitmenleri olan Çerçi, oyuncular Sena Taşkapılıoğlu ve Güray Dinçol, durmadan prova yaparak ve provalarda doğaçlamalarla çıkan devinimleri kaydederek, birlikte yazmışlar metni. Yani üçü de hareketin ve performansın yazarları; tiyatroyu sözden ve diyalogdan azat etmeye çalışıyorlar. Tiyatroyla doğrudan ilişkisi olmayanlar, bu oyunu ara yazıların olmadığı, müzikli ve ışıklı bir sessiz sinema deneyiminin o an sahnede gerçekleşen bir versiyonu olarak da hayal edebilirler.

Agos