Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Yavuz Akkuzu: Tiyatroda Asıl Mesele Anadil

[Yeni Yaşam gazetesinden Neğşirvan Güner’in Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Yavuz Akkuzu ile Amed Şehir Tiyatrosu ve Kürt tiyatrosunun seyrine yönelik bir söyleşi gerçekleştirdi. Okuyucularımız için paylaşıyoruz.]

Diyarbakır’da 1990’ların karanlık dönemlerinde perdelerini açan Şanoya Bajêr ya Amedê’nin (Amed Şehir Tiyatrosu) bütün oyuncuları, 2016 yılında Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi’ne kayyum atanınca ihraç edildi. Şubat 2017 yılında bir alışveriş merkezinde kendi imkanlarıyla kurdukları sahnede özel tiyatro yapmaya devam eden Amed Şehir Tiyatrosu 2. yılını geride bırakmak üzere.

Bu süreçte iki Avrupa turnesi, İstanbul, Ankara, İzmir, Batman, Van ve Diyarbakır’ın ilçelerine turneler düzenlediklerini söyleyen Yavuz Akkuzu “Bizim açımızdan her anlamda dolu dolu geçen üç yıl oldu” diyor. Kürt tiyatrosunun gelişiminin her dönem politikayla iç içe geçtiğini, baskı dönemlerinde ise Kürtçe tiyatronun yeraltına indiğini belirten Akkuzu, “Devlet politikalarının değişmesi Kürt tiyatrosuna bütün parçalarda bu anlamda etki ediyor” dedi.

Kuru kuruya Kürt tiyatrosuna sahip çıkma olmuyor diyen Akkuzu, “Seyirci oyunu beğenirse geliyor, beğenmezse gelmiyor. Sadece sahiplenme, üretime eleştirel yaklaşımı yok eder” diye belirtiyor. Yavuz Akkuzu’yla kendi imkanlarıyla kurdukları Amed Şehir Tiyatrosunda 2 yılın nasıl geçtiğini ve Kürt tiyatrosunun seyrini konuştuk.

Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesine kayyum atandıktan sonra kendi imkan ve çabalarınızla kurduğunuz Amed Şehir Tiyatrosu üçüncü yılına giriyor. Bu süreçte neler yaptınız?

Biz o günden bu yana 2’si çocuk oyunu olmak üzere Amed Şehir Tiyatrosu olarak 8 oyun oynadık. İki büyük tiyatro festivali, bir çocuk festivali yaptık. Onun dışında 10 tane sergi açıldı salonumuzda. Oyunculuk üzerine, drama üzerine, tiyatro üzerine atölyeler yaptık ve halen devam ediyoruz. Burada kurduğumuz alternatif salonumuzu bölgeden, İstanbul ve İzmir gibi kentlerden gelen tiyatro gruplarına açtık.

Federe Kürdistan Bölgesi ve İran’dan festivallerimize tiyatro grupları geldi. 6 öğrencimiz var, onlarla beraber tiyatro eğitimlerine devam ediyoruz. Pratikte bunları yaptık, tabii bunun dışında biri on gün biri yirmi gün süren 2 tane Avrupa turnesi yaptık. Batı’da İstanbul, Ankara ve İzmir, bölgede ise Batman, Van ve Diyarbakır’ın ilçelerine turneler düzenledik. İki yılımız böyle dolu dolu geçti diye bilirim.

Profesyonel anlamda ilk Kürtçe tiyatro grubu Mahabad Kürt Cumhuriyeti döneminde kuruldu. O dönemden bugüne Kürtçe tiyatronun seyri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslında ilk yazılı profesyonel metin İstanbul’da Evdırehım Rehmı Hekarı 1919 yılında yazdı. Pratik ya da grup tiyatrosu olarak Mahabad’ta örnekler vardı fakat uzun sürmedi maalesef. Kürt tiyatrosu politikayla iç içe ilerliyor. İran’daki Kürtlere baktığımızda orada Kürtler bir statü kazandığında doğal olarak o bütün sanat dallarına yansıyor. Tabii ki bu tiyatroyu da güçlendiriyor bir anlamda. Federe Kürdistan Bölgesi’nde ise Saddam Hüseyin’le Kürtler arasında ne zaman siyasi anlamda olumlu bir atmosfer oluşursa tiyatroda artarak ilerliyor. Yine Saddam’la Kürtler arasında ne zaman olumsuz bir siyasi atmosfer olsa ya da savaş başlasa tiyatro bu sefer şehirlerden uzaklaşıp dağlara taşınıyor. Topluma pek ulaşamıyor çünkü çok fazla siyasetle iç içe. Aynı şekilde Sovyetler Birliği’nde de öyle oluyor Kürt tiyatrosu. Sovyetler yıkılana kadar Sovyet Kürtleri Tiflis’te, Erivan’da gruplar kuruyorlar ve gayet iyi oyunlar sergiliyorlar. Hatta haftanın 6 günü bile tiyatro yaptıkları oluyor. Sovyetler yıkıldığında ise maalesef Kürt tiyatrosu orada bitiyor. Daha sonrasında amatör grupların devam ettiği amatör tiyatro diyebileceğimiz bir şeye dönüşüyor. Şimdiler ise o döneme kıyasla istikrarlı bir tiyatro orada yok artık maalesef. Türkiye’de ise 1990’lara kadar zaten Kürtlerin varlığı kabul edilmiyor.

Bu durum 90’lardan sonra da bu devam ediyor. 1990’larda İstanbul’da Teatra Jiyana Nû, Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde kuruluyor. Ondan sonra 2000’lere kadar MKM’nin bünyesindeki tiyatrolar dışında Kürtçe tiyatro grubu yok. Çünkü savaş dönemi. 2002’den sonra Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi bünyesinde ilk Kürtçe oyun yapmaya başlandı. Yani düşünün 2002’ye kadar Kürtler bir şekilde dilleri kabul edilmediği için resmi anlamda tiyatro grubu kuramıyorlar. Resmi olarak işte ilk Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesinde kuruluyor Kürtçe tiyatro grubu. Tabi daha öncede vardı ama Kürtçe yoktu. Kürtçe tiyatro serüveni 2002-2003 gibi başlıyor. Şimdiye dönelim, üç yıllık bir barış sürecinden sonra bence savaşın kızışmasıyla yine Kürt tiyatrosu teorik olarak da, teknik olarak da yeraltına çekiliyor. Devlet politikalarının değişmesi Kürt tiyatrosuna bütün parçalarda bu anlamda etki ediyor. Etmeye devam ediyor.

Sizce Kürtçe tiyatronun izleyicide karşılığı var mı, oyunlarınız sizi tatmin edecek derecede talep görüyor mu ve oynadığınız oyunlar seyirciden nasıl tepkiler alıyor?

Kürtçe tiyatronun bölgede seyirci problemi yaşadığını düşünmüyorum. Seyirci oyunu beğenirse geliyor, beğenmese gelmiyor. Bu kadar basit aslında. Kuru kuruya Kürt tiyatrosuna sahip çıkma olmuyor, biz de arzulamıyoruz, o vakit iyi bir sanat açığa çıkmamış oluyor. Sadece sahiplenme, üretime eleştirel yaklaşımı yok eder. O anlamda iyi bir seyirci kitlemiz var. Maalesef İran ve Federe Kürdistan Bölgesi için aynı şeyi söyleyemem. İran’da ve Federe Kürdistan Bölgesine turnelere gidiyoruz, ama orada bir oyun iki ya da üç kere sahnelenebiliyor. Oralardaki Kürt siyasi yapılardan kaynaklı bu. Halen kadın meselesini çözemiyorlar. Doğal olarak bunun karşılığı toplumun gelişimiyle etkili.

Türkiye’de Kürt hareketinin kadın meselesine yaklaşımı sosyal yaşama etkisini, sanata dahil olması, seyirci anlamında da, kadınların sanattaki yeri de, ekonomideki yeri de, siyasetteki yeri de, kadının kendi kimliği ve benliğiyle var olması bunu tercih ediyor olabilmesi bakımından, daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bölgede bir oyunu seyirci sevdiğinde 70-80 kere sahneleyebiliyoruz. Kürt tiyatrosu İran’da ve Federe Kürdistan Bölgesinde bunu maalesef yaşayamıyor. Ama bölgede bunu yapabiliyoruz, başardık. Siyasetin topluma etkisi diye düşünüyorum. Kültürel ve toplumsal anlamda daha fazla baskı altındalar orada yaşayanlar. Mesela buna İran hükümetinin baskısı örnek verilebilir. Türkiye’deki muhafazakar yapının da baskısı var ama buradaki seyirciye etkisi yok. Seyirci buna karşı duruyor.

Kürtçe tiyatronun gelişimi ve yeterince yaygınlaşamaması önünde ne gibi engeller var? Bu sorunların aşılması için neler yapılabilir?

Kürtçe tiyatronun gelişimi eğitimle ilişkili bir konu. Kürtçe eğitimin etkisi var bunda. Çünkü Kürt okulları olmadığı, Kürtçe eğitim olmadığı, Kürtçe konuşan bir toplum olmadığı sürece, sadece tiyatroda değil, bu gelişememezlik durumu diğer bütün alanlara yansıyacak. Kürtçe’nin yaşamasına da engel olmuş olacak. İşte sinema, tiyatro, müzik buna örnektir. Bunun yaygınlaşamamasının ilk sorunu dildir. Amed Şehir Tiyatrosu olarak ancak kendi içimizde bunu yapabiliyoruz. Kendi iç eğitimlerimize öğrenciler alarak dışardan büyümeyi sağlayabiliyoruz. Türkiye’de 15 milyon Kürt yaşıyor, 5-6 tiyatro grubumuzun olması çok komik bir durum. Bunun nedeni de yukarda anlattığım gibi eğitim. Bir diğer kısım ise işin teknik durumu. Sahne, dekor, kostüm, turne ve ekonomik meseleler.

Amed Şehir Tiyatrosu belediyeye bağlıyken, teknik olarak hiç bir eksiğimiz yoktu. Ama şimdi bir de bu gibi sorunlarla uğraşıyoruz. Sahnemizin küçük olması mesela, az seyirciye ulaşıyoruz. Şu da bir gerçek muhalif kesimler artık Türkiye’de alan bulamıyor. Kimi zaman sahne bulamıyoruz. Tabii ki girişimlerimiz oluyor ama kısmen aşabiliyoruz bunu. Çünkü çoğalmamız gerekiyor, daha fazla seyirciye ulaşmamız lazım. 5-6 tiyatro grubuyla gelişemeyiz. Daha çok tiyatro grubunun kurulması lazım. Yoksa Kürtçe tiyatro bu haliyle gelişemez ve yaygınlaşamaz.

Amed Şehir Tiyatrosu’nda yeni dönem programında neler var?

Ekim ayında sezonu ‘Tartuffe’ oyunu ile açtık ve aynı zamanda yeni oyunumuz. Yine aynı ay içerisinde kişisel bir sergi ve drama atölyesi yaptık. Aralık ayında 10 günlük Ankara, İstanbul, İzmir turnesine çıkacağız. ‘Özcan Ateş’in stan-up gösterisi İtalya’da bu ay içerisinde seyirciyle buluşacak. Önümüzde de bir ‘Qırık 2’ projesi var. Eğer şartlar uygun olursa Suriçi’nde bir mekan düzenleniyor ve orada Mem u Zin’i bir mekan tiyatrosu biçiminde, daha önce Cemil Paşa Konağı’nda oynamıştık. Şimdi yine bir konağın bahçesinde açık havada oynamayı planlıyoruz. Nisan ya da mayıs ayında büyük bir tiyatro festivali, haziran ayında ise çocuk festivali olacak.

 Yeni Yaşam

Yorum


işlemi tamamlayınız: