“500 Bin Lira Verseler de Reklamda Oynamam”

[Hürriyet Gazetesi’nden Cengiz Semercioğlu bu yıl 60. sanat yılını kutlayan Genco Erkal ile bir röportaj gerçekleştirdi. Röportajın bir kısmını paylaşıyoruz.]

Sanat hayatının 60, Dostlar Tiyatrosu’nun 50. yılını kutlayan Genco Erkal kariyerinin 88. oyunu “Merhaba”yla ilk kez dün akşam seyirci karşısına çıktı. O oyunun genel provasında buluştum Genco Abi’yle; reklamlarda asla oynamayacağını, Şahan’ı değil Cem’i beğendiğini, Ferhan Şensoy’un kavuğunu vermemesi gerektiğini, iflas edince borçlarını nasıl ödediğini öğrendim…

Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

En zor sorudan başlıyorum. Hangisini daha çok seviyorsunuz: Can Yücel, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Brecht ve Shakespeare?

Eyvah, çok zor oldu gerçekten. Hepsinin ayrı bir yeri var.

Bu cevabı kabul etmiyorum…

Sadece birini söylemem gerekirse, Nazım derim… Çünkü en çok Nazım’la beraberdik, 1975’ten beri sürekli sahnede Nazım’ı söylüyorum. Sadece sahnede değil, politik toplantılarda da onun şiirlerini okuyorum.

Hayattayken Nazım Hikmet’le hiç yolunuz kesişti mi?

Yok. O vefat ettiği zaman, ben tiyatroya yeni başlamıştım.

En çok Nazım’ı seviyorsunuz ama yeni oyununuz “Merhaba”nın afişinde Brecht en tepede…

Oyunun afişinin birkaç versiyonu var, sen onu görmüşsün. İsimleri de alfabetik sırayla yazdık.

“Merhaba”nın ilk gösterisini neden New York’ta yaptınız?

New York’a gidiyordum, oradaki arkadaşım “gelmişken bir şeyler yap” dedi. Ben de ne yapabilirim diye düşünürken, aklıma hazırlandığım bu oyun geldi. “Bari bu oyunun provasını yapayım” dedim. Aslında orada oyunun tamamını da sergilemedim. Mesela orada sahnelediğim oyunda 5’inci yazar yoktu, 4 yazarlıydı.

Seyircinin tepkisi nasıl oldu?

Harikaydı… New York’ta müthiş bir Türk seyircisi var. Orada daha önce Can Yücel, Aziz Nesin ve Nazım Hikmet’i oynadım. Yıllarca devamlı gittim geldim.

Bu New York seyircisinden çok sizden kaynaklanıyor, hatta Anadolu’da Tarkan gibi karşılandığınızı siz söylüyorsunuz…

Bir röportajda öyle bir laf etmiş bulundum, çok ayıp bana (Gülüyor). 2 gün önce turneden döndüm. Adana, Mersin, Antep, İskenderun ve Hatay’a gittik. Nasıl bir coşku vardı, anlatamam. Oradakiler tiyatro ve sanata aç. Bizi de sosyal medyadan takip ediyorlar. Bizi gördükleri zaman da müthiş bir sevgi gösterisinde bulunuyorlar, çok duygulanıyorum.

BUSINESS UÇMAK DA NE DEMEK

Geçen sene 80’inci yaşınızı sahnede kutladınız. Bu yaşta bu kadar yoğun bir turne programı sizi yormuyor mu?

Hiç, yormuyor. Zaten İstanbul’da da hiç yerimizde durmuyoruz. Bir oyunu aynı yerde üst üste 2 kere oynamışlığımız yok. İstanbul içinde devamlı turnedeyiz.

Hadi onlar İstanbul içi, Anadolu turnesi çok daha yorucu değil mi?

Yaptığım işi o kadar çok seviyorum ki, bana hiç yorucu gelmiyor. Her yükü taşıyabilirim.

Turneye giderken business mı uçarsınız?

Hayır, o ne demek. Ben ekonomi sınıfı biletle uçuyorum.

Organizatör-lerden business bilet istemiyor musunuz?

Hayır, benim öyle kaprislerim yoktur. Bir de şimdi kulis istekleri çıkmış, benim hiç öyle isteklerim de olmaz. Uzun yıllar turnelere otobüsle giderdik şimdi hiç olmazsa uçakla gidiyoruz.

5’İ DE BÜYÜK YAZAR

“Merhaba” oyununu sahnelemeye nasıl karar verdiniz?

60. sanat yılım için böyle bir oyun hazırlamak istedim. Yıllar içinde neler yapmışım, bu oyunda toparladım. Bu oyun için uzun uzun kurgu yaptık. Epey kafa patlattık.

Oyunda yer alan bu 5 yazarın eserlerini daha önce de oynadınız değil mi?

Shakespeare hariç, evet… Bugüne kadar oynayamadığım Shakespeare, bu oyunda bizim şeref misafirimiz.

Bu 5 yazarın ortak özelliği söylediklerinin hiçbir zaman eskimemesi…

Evet, geçmiyor. Çok tuhaf. Büyük yazar olmak demek böyle bir şey, eskimiyorsun. Öyle bir şey yakalıyorsun ki çağında, o her zaman güncel kalıyor.

Röportajın tamamı için tıklayınız.

Yorum


işlemi tamamlayınız: