Kent Kültürü Üstüne Birkaç Söz…

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Dikmen Gürün

Ahmet Rasim’in “Şehir Mektupları”nı karıştırırım zaman zaman. Ne güzel anlatır İstanbul hayatını, değişik semtlere dair izlenimlerini… Mesela Büyükdere’de gecenin saat 12’sinde başlayan, geç saatlere kadar süren piyasalardan ve de İstanbul’un öbür ucunda; Çırçır’da meşhur kemancı Tatyos Efendi’nin “kemanını nasıl öttürdüğünden” keyifle söz eder. İnsan düşünmeden edemiyor; nereden nereye geldik, nereye gidiyoruz diye. Sadece Ahmet Rasim değil, Burhan Arpad, Ahmet Fehim Efendi de aynı keyifle anlatanlardandır müzik ve tiyatro sevdasının türlü hallerini. Ne hoştur “Ahmet Fehim Bey’in Hatıraları”nda konserlerini sırmalı esvaplarla veren bir Macar heyetine dair anıları. Burhan Arpad da “Bir İstanbul Var idi” adlı anılar kitabında (oğlu Ahmet Arpad tarafından derlenmiştir) Muhsin Ertuğrul’un tiyatro adamı olarak başarılarına değinir. Şimdilerde ise AKP’nin hedefi türlü yasaklarla sanatçıların yaşam alanlarını daraltmak… Müzisyenler intihar ediyormuş, tiyatrocular zorlanıyormuş… Ne gam!

YAŞAM SOLUĞU SANAT ALANLARI

Kentler, içinde yaşayanların ortak alanları. Bu alanı paylaşanlar kentin ve kendi kişisel tarihlerinin bilincinde oldukları sürece hayatlar zenginleşiyor, ilişkiler karşılıklı saygı ve sevgi sınırları içinde korunuyor, gelişiyor. Çağdaşlığı yakalamış ülkelerde böyledir bu. Bize gelince: Son 20 yılda hızlı bir biçimde yaşanan toplumsal, siyasal çalkantılar, ayrıştırmalar bir yandan şiddeti tetikliyor, öte yandan kültür sanat alanında uygulanan yıkımlar, değiştirmeler kenti ve kentliyi baskılıyor, bunaltıyor.

Pazar günü Yazgülü Aldoğan’ın bu sayfada çıkan yazısı içime su serpti: Hasanpaşa Gazhanesi bir müzeye dönüştürülmüş Kadıköy Belediyesi tarafından. İçinde tiyatro salonları, konser salonu, kitaplık, çocuklar için atölyeler barındıran bir müze… Ne güzel bir haber. Ama, bu güzel gelişme aklıma bir süre önce Diyanet’e devredildiğini okuduğumuz tarihi Bomonti Bira Fabrikası’nı da getirdi. Yıkım aşamasında. Yerine mescit, Diyanet yurdu ve sergi salonu yapılacakmış. 1890’lardan gelen bir sanayi mirası neden restore edilerek bir kültür ve sanat merkezine dönüştürülmüyor? Yapılan itirazlara neden iktidardakilerin gözleri ve kulakları kapalı?

RUMELİHİSARI’NI HATIRLAMAK

Muhsin Ertuğrul 1961 yılında dönemin belediye başkanı Kemal Aygün’ün destekleriyle Rumelihisarı sahnesini açarken temel amacını şu sözlerle dile getiriyordu: “Tarihi değeri büyük olan bir hisardan, İstanbul’un en güzel bir yerinden sanat yoluyla İstanbulluları faydalandırmak.” Sadece İstanbul halkı değil, dünya yararlandı Hisar’da her yaz verilen sanat ziyafetinden; tıpkı Avignon’daki Papalar Sarayı’nda yıllardır verilmekte olan benzer ziyafet gibi. Ama 2010 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle, sahnenin dışında küçük bir tarihi kalıntı bahane edilerek o görkemli sahnenin ortasına bir mescit inşa edildi. Sanki, kendisinden önce Türkiye’den ve de İstanbul’dan gelip geçen yöneticiler kör ve de sağırmışlar gibi… Tiyatronun ışıkları söndü, söndürüldü… Muhalefet ve sanat dünyası ne yaptı? Hatırlamıyorum! Ama, Muhsin Ertuğrul’un yattığı yerde kemiklerinin sızladığından hiç kuşkum yok.

ATİLLA DORSAY’DAN ‘MUHTEŞEM KADIN DOSTLARIM’

Buruk ve biraz da umutsuz bir yazıyı ağız tadıyla bitirelim: Atilla Dorsay’ın “Muhteşem Kadın Dostlarım” adlı kitabında yer almak içinden geçmekte olduğumuz şu karanlık günlerde ilaç gibi geldi bana. Bir kez daha canlandı gözümde Atilla ve sevgili eşi Leman’la geçirdiğimiz o güzel yıllar. İstanbul’un İstanbul olduğu güzel yıllar. Evet, Atilla, kültür sanat dünyamızdan seçtiği 30 kadın dostuyla ilgili gözlemlerini, yorumlarını yine o her zamanki akıcı üslubuyla, usta diliyle paylaşıyor. Keyifle okudum çoğunu tanımak şansını yakalamış olduğum bu kıymetli insanlara dair anıları. Hele de Yıldız Kenter’i… Teşekkürler sevgili Atilla Dorsay…

Cumhuriyet

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Dikmen Gürün

Yanıtla