“Biz de isterdik Size Tertemizinden bir Bahar Noktası Göstermeyi”

Pinterest LinkedIn Tumblr +

[Betül Memiş’in Medyascope’da yayımlanan söyleşisinin bir bölümünü okurlarımızla paylaşıyoruz.]

“Kurşun, dekoru deldi. Bahar Noktası’na kan değdi…” BGST Tiyatro’nun yeni oyunu “Bahar Noktası Soruşturması” tam da bu kırılma anında başlıyor: Bir Shakespeare temsilinin ortasında, sahnenin artık yalnızca bir sahne olmaktan çıktığı yerde. Can Yücel’in dili, Shakespeare’in dünyasıyla birleşirken, sahnede yalnızca bir oyun değil, aynı zamanda bir tahkikat mekanizması kuruluyor. Sansür, otosansür, temsil krizi, sanatın kırılganlığı ve “bir oyunun ne zaman tehlikeli hale geldiği” sorusu, oyunun merkezinde giderek büyüyen bir gerilime dönüşüyor.

BGST Tiyatro (Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu), “Bahar Noktası Soruşturması” ile seyirciyi bir düğün sahnesinden bir sorgu odasına; bir Shakespeare komedisinden bir soruşturma atmosferine taşıyor. Oyun, William Shakespeare’in “A Midsummer Night’s Dream” adlı eserinin Can Yücel imzalı “Bahar Noktası” çevirisini merkezine alıyor. Hikâye, Başkan Hazretleri’nin düğününde sahnelenmek üzere seçilen “güvenli” bir klasikle başlıyor; kültürel itibarı yüksek, steril ve risksiz görünen bir temsil, adeta bir “medeniyet vitrini”… Ancak sahneleme sırasında yapılan küçük bir “şaka”, oyunun akışını geri dönülmez biçimde değiştiriyor. O andan itibaren sahnedeki hikâye başka bir katmana geçiyor; rüya mekânı çözülmeye, temsil ile gerçeklik arasındaki sınır silinmeye başlıyor.

Oyuncular bir yandan Shakespeare’in âşıklarını, perilerini ve zanaatkârlarını oynamayı sürdürürken; diğer yandan kendi sözlerini, niyetlerini ve varlıklarını açıklamak zorunda kalıyor. Böylece sahne, yalnızca bir temsil alanı olmaktan çıkıp giderek bir kayıt, gözetim ve suç üretim mekanizmasına dönüşüyor.

Can Yücel’in enerjik ve yer yer halk diliyle zenginleşen çevirisi, Shakespeare’in şiirselliğini canlı bir Türkçeyle sahneye taşırken; BGST Tiyatro’nun yorumu, bu dili günümüz bağlamında yeniden düşünmeye açıyor. Oyun, yanıtlardan ziyade sorularıyla seyirciyi oyun sonrasına uğurluyor: Tiyatroda yapılan bir jest ne zaman “suç” sayılır? Bir oyuncu hangi anda “fail”e dönüşür? Ve en önemlisi: Sahne gerçekten masum mudur? Gelin, daha fazlasını oyunun yaratıcılarından, BGST Tiyatro ekibinden dinleyelim…

“Politik bir sorgulama mekanizmasına dönüştü”
  • “Nam-ı Öreke bu merdin, bu huzurda bekleşenler de kumpanyam. Başında bir üstat, başlarındaysa bir tahkikat!… Kurşun, dekoru deldi. Bahar Noktası’na kan değdi! Ve şimdi sıra anlatmaya geldi bu ölümlü rüyayı. Başlıyoruz biz bu düşe, siz de buyrun düşün peşine!” diyerek selamını veren bu hikâyeyi sahnede görmeye ve tiyatro arşivinize katmaya heves ettiren meram neydi?

“Bahar Noktası”, Can Yücel imzalı çevirisiyle pek çok tiyatrocunun ilgisini çeker. Ancak bizi bu oyuna yönelten asıl motivasyon, eserin ’80 Darbesi sonrasında ilk kez çevrilmesi ve sahneye konulması sürecinde Tepebaşı Deneme Sahnesi’nin başından geçenler oldu. Başar Sabuncu, oyuna yazdığı önsözde baskı koşullarına rağmen sanat üretiminde ısrar etmenin o çarpıcı örneğini çok güzel anlatır. Biz de bu tarihsel deneyimden yola çıkarak “Bahar Noktası”nı baskı altındaki toplumsal koşullarda yaşayan “hayali” bir ülkede sahnelemeyi; eseri otoriter bir yönetim parantezine alıp “oyun içinde oyun” formuna kavuşturmayı hedefledik.

  • Shakespeare’in evreni ve Can Yücel’in hemhali: Şahsına münhasır iki üstat… Metni uyarlarken ve “BGST yorumuna” dönüştürürken masaya yatırdığınız temel dramaturjik enstrümanlar nelerdi? Süreç boyunca metnin ritmini ve formunu belirlerken özellikle nelere dikkat kesildiniz, öncelikleriniz neydi?

Shakespeare’in metni ile Can Yücel’in çevirisini birlikte ele alırken bizim için temel mesele, iki güçlü “üstat”ın kurduğu dil ve dünya arasındaki gerilimi üretken bir alana dönüştürmekti. Shakespeare’in kurduğu yapı, çok katmanlı bir temsil evreni, arzu, iktidar ve düzen arasındaki geçişkenlik üzerine kuruluyken; Can Yücel’in dili bu yapıyı yerelleştiren, melezleştiren ve aynı zamanda kontrol edilemez hale getiren bir potansiyel taşıyor. Dolayısıyla bizim dramaturjik yaklaşımımız, metni “sadakatle sahnelemek”ten çok, bu iki hattın açtığı imkanları bugünün politik ve estetik bağlamı içinde yeniden düşünmek oldu. Bu süreçte masaya yatırdığımız temel dramaturjik enstrümanların başında katmanlı yapı, zaman kırılması ve temsil–gerçeklik ilişkisi geliyordu. Oyunu lineer bir anlatı olarak değil, kırılmış bir zamanın içinden kurmak, Şair’in ölümünü başlangıç noktası haline getirerek anlatıyı geriye doğru işletmek ve “Bahar Noktası” temsili ile sorgu sahnelerini iç içe geçirmek, bu tercihin doğrudan sonucu oldu. Böylece Shakespeare’in “oyun içinde oyun” yapısı, yalnızca estetik bir araç olmaktan çıkıp, politik bir sorgulama mekanizmasına dönüştü. Metnin ritmini belirlerken en çok dikkat ettiğimiz unsurlardan biri, bu katmanlar arasındaki geçişlerin seyirci açısından takip edilebilir ama aynı zamanda rahatsız edici bir akış üretmesiydi. “Bahar Noktası” katmanında daha akışkan, şiirsel ve yer yer taşkın bir ritim kurulurken; sorgu sahnelerinde bu ritim bilinçli olarak kesildi, parçalandı ve daha sert, daha soğuk bir tempoya çekildi. Bu ritmik karşıtlık, yalnızca biçimsel bir tercih değil, aynı zamanda oyunun anlam üretim mekanizmasının bir parçası olarak ele alındı. Form açısından ise önceliğimiz, metni tek bir tona sabitlememekti. Shakespeareyen komedinin ritmi, Can Yücel’in dilinin kırılgan ve yer yer “taşkın” yapısı, sorgu sahnelerinin bürokratik ve grotesk dili ve Şair’in anlatısının sade, doğrudan hattı arasında bilinçli bir heterojenlik kuruldu. Bu farklı tonların bir arada var olması, oyunun dünyasını genişleten bir unsur olarak düşünüldü; çünkü bizim için mesele, uyumlu bir bütün kurmaktan çok, çatlakları görünür kılan bir yapı oluşturmaktı. Özetle, dramaturjik önceliğimiz metni sadeleştirmek ya da tek bir yoruma indirgemek değil; Shakespeare’in kurduğu yapıyı, Can Yücel’in dilinin açtığı gediklerle birlikte bugünün dünyasına temas eden, çok katmanlı, ritmik olarak kırılgan ve form olarak heterojen bir sahneleme alanına dönüştürmekti.

Söyleşinin devamı için tıklayın: Medyascope

Paylaş.

Yanıtla