Erdoğan Mitrani
Bu yıl 17.si 21 Mayıs – 9 Haziran tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali’nin zengin programında İstanbul Devlet Opera ve Balesi yapımlarına uluslararası misafir sanatçıların katıldığı, operalar bale ve modern dans gösterileri ile klasik müzik konserleri yer aldı.

Festivalin açılış gösterisi ‘Lucia di Lammermoor’
Festival 30 Mayıs’ta İDOB’un bel canto tarzının önde gelen operalarından, librettosunu Salvatore Cammarano’nun Sir Walter Scott‘un 1819 tarihli ‘The Bride of Lammermoor / Lammermoor Gelini’ romanından hareketle yazdığı, Gaetano Donizetti’nin ‘Lucia di Lammermoor’u ile başladı. İlk iki perdenin birleştirilerek iki bölüm olarak sahnelendiği yorumu Monaco Operası direktörü, Monacolu opera yönetmeni Jean-Louis Grinda yönetiyor. Operanın sahne tasarımını Ferhat Karakaya, kostüm tasarımını Serdar Başbuğ, ışık tasarımını Laurent Castaing yapmış. Prömiyer gecesi orkestrayı Şef Antonio Pirolli, koroyu Paolo Villa yönetiyordu.
İskoçya’nın sisli ve kasvetli atmosferinde geçen ‘Lucia di Lammermoor’, Ravenswood ile Ashton aileleri arasındaki husumetle, iki düşman aile arasında sıkışmış, erkekler tarafından manipüle edilen masum Lucia’nın engellenmiş aşk hikâyesini konu alır.
Yükselişteki Ashtonlar düşmanlarını öldürüp servetlerine ve kadim mülkleri Ravenswood Kalesi’ne el koymuşlardır. Ailenin deniz kıyısında bir kulenin yıkıntılarında yaşamak zorunda kalan son ferdi Sir Edgar Ravenswood (Edgardo) (Tenor Burak Dabakoğlu) ile Lord Henry Ashton’ın (Enrico) (Bariton Caner Akgün) kız kardeşi Lucia (Soprano Hale Soner) birbirlerine âşıktır ve evlenme yemini etmişlerdir.
Serveti tehlikede olan Enrico, maddi ve siyasi çıkar amacıyla kız kardeşini İskoçyalı asil Lord Arthur Bucklaw (Arturo) (Tenor Berk Dalkılıç) ile evlendirerek, Arturo’nun prestij ve servetinden yararlanmaya niyetlidir.
Lucia’nın gizli aşkını sinsi muhafızı Normanno’dan (Tenor Uğur Etiler) öğrenen Enrico, Edgardo’ya sadakatiyle abisinin önerdiği evliliği kesin reddeden Lucia’yı razı etmek için Normanno’yla birlikte plan yapar. Bir savaş ittifakı için Fransa’ya gitmiş olan Edgardo’nun mektuplarını ele geçirerek Lucia’ya ulaşmasını engeller ve ona sevgilisinin sadakatsizliğini kanıtlayan sahte bir mektup verirler. Kalvinist Papaz Raimondo (Bas Burak Bilgili), perişan durumdaki Lucia’yı Arturo ile evlenmeye ikna eder.
Evlilik sözleşmesi imzalanırken beklenmedik şekilde dönen Edgardo Lucia’yı suçlayarak yeminini bozar. İmzalamaya mecbur bırakıldığı evlilik sözleşmesi ve Edgardo ile yaşadığı yüzleşme Lucia’nın akıl sağlığını alt üst eder. Zifaf gecesi çıldırarak Arturo’yu öldürür ve Edgardo’yu hâlâ sevdiğini haykırarak yere yıkılır. Lucia’nın öldüğünü öğrenen Edgardo, sevgilisiyle ölümde bir araya gelmeyi dileyerek intihar eder…
18-19. yüzyıllarda İtalya’da gelişen, ‘güzel şarkı söyleme’ olarak çevirebileceğimiz ‘bel canto’, müzik parçası içerisindeki duygusal farklılıkların vurgulanması, notaların daha cazibeli söylenmesi, melodi ve şarkı sözlerinin anlamlandırılması amacıyla, insan sesinin sınırlarını zorlayan, çevikliği, kusursuz tonlamayı, nefes kontrolünü ve kulağa son derece estetik gelen vokal süslemeleri ön planda tutan bir opera şarkıcılığı tarzıdır. Cammarano’nun librettosu, Sir Walter Scott’un 1669’da Galloway’de yaşanan gerçek bir olaya dayanan romanına kıyasla daha görkemli, melodramatik ve doğal olarak daha az inandırıcıdır; çünkü ‘bel canto’da önemli olan öykünün kendisinden çok, müziğin hikâyenin dramatik ve duygusal yoğunluğunu yansıtmasıdır. Bu bağlamda, ‘Lucia di Lammermoor’ hem ‘bel canto’nun hem Donizetti’nin tartışmasız başyapıtıdır.
1835’teki ilk gösteriminin ardından nerdeyse iki yüzyıldır opera sahnelerinin favorilerinden olmayı sürdürmesinde en büyük etken müziğinin olağanüstü güzelliğinde değil, dramatik ve psikolojik durumların Donizetti’nin benzersiz başarıyla müziğine yedirmiş olmasındadır.
Bu derinlikli ifade tarzını iyi bilen misafir yönetmen Jean-Louis Grinda operayı AKM’nin dev sahnesini ustalıkla kullanan görkemli, ama bir o kadar da yalın ve sade bir dekorda, öykünün politik, dramatik, psikolojik ve duygusal derinliğini öncelikle müziğe, koroya ve müzikle oyunculuk açısından müthiş başarılı solistlerine emanet ederek yönetiyor.
Grinda, Lucia’nın operaya ilk girişini, Edgardo ile aşklarını birbirine açıklayacakları ve sadakat yemini edecekleri sahneyi neredeyse son görüneceği ‘çılgınlık sahnesi’nin bir provası gibi sahneliyor. Çeşme başına geldiklerinde Lucia, nedimesi Alisa’ya (Mezzo Soprano İrem Büşra Bayır) bir zamanlar Ravenswood Lordu tarafından öldürülen kızın ‘hayaletini’ gördüğünü açıklıyor. Hale Soner nefis tınılı koloratur soprano sesiyle “Regnava nel silenzio / Karanlık sessizce hüküm sürerken” diye başlayan yürek burkucu aryasında, korku, kan, acı ve hayalet temalarını ustalıkla görselleştirirken, deliliğin de gelmekte olduğunu başarıyla hissettiriyor. Ve az önceki dehşetli ve kanlı halüsinasyondan haberi yokmuşçasına coşkuyla “Quando rapito in estasi / Büyülenerek kendimden geçtiğimde” diyerek Edgardo’nun yakınında hissettiği mutluluğu anlatmaya başlıyor.
Delilik sahnesinin başlarında Lucia sanki onu istemediklerini yapmaya zorlamış tüm erkek egemen baskıcı güçlerden kurtularak Edgardo ile çeşme başında karı koca olduklarını söyledikleri farklı bir alternatif gerçekliğe geçiyor. Opera tarihinin belki de en güzel ve söylenmesi en zor aryalarından lirik ‘Il dolce suono / Tatlı ses’ ile Edgardo’yla hayali evlilik törenini yaşadığını düşlüyor. Lucia’nın arzularını, huzurunu ve neşesini heyecan verici inandırıcılıkla yansıtan olağanüstü vokal virtüözlük gösterisiyle izleyenlerin nefesini kesmiş olan Hale Soner soluklanmadan acı kaderini yansıtan kabalettası “Spargi d’amaro pianto / Acı gözyaşları dökün”le sahnenin finaline geçiyor.
Operanın en güzel ‘ensemble’larından, Fransa’dan döner dönmez Enrico’nun kalesine aniden gelen Edgardo’nun Lucia’nın başka biriyle evlendirildiğini öğrendiğinde, “Chi mi frena in tal momento? / Böyle bir anda beni kim durduruyor” repliğiyle başlayan ünlü altılının (sestetto) heyecan verici yorumunu da unutmayalım.
Donizetti’nin farklı yapıda altı insan sesine her karakterin çelişkili duygularını ustaca aşıladığı sekstette Enrico’ya karşı öfke ve nefretle dolu Edgardo Lucia’yı yine de sevdiğini fark ediyor; evliliği kişisel çıkarı için ayarlamış Enrico, projenin suya düşmesinden korkuyor. Arturo şaşkına dönüyor; sevgilisine haksızlık ettiğini fark eden Lucia keder ve utanç içinde kalıyor. Alisa Lucia’nın kederini paylaşıyor ve Raimondo Tanrı’ya Lucia’yı koruması için dua ediyor.
Birbirinden başarılı solistlerin her birinin ayrı ayrı fark edilen sesleri yükselerek armonik bir örüntüyle iç içe geçiyor, seksen yılı aşkın İstanbul Şehir Korosu geleneğinin mirasçısı koronun eşliğinde operanın doruklarından birini oluşturuyor…
Son yıllarda sahnelediği ‘La Traviata’, ‘Uçan Hollandalı’ ve ‘Gilgamesh’ gibi çok başarılı yapımlarla artık uluslararası düzeye ulaştığını kanıtlamış İDOB, ‘Lucia di Lammermoor’ ile yine üst düzey bir iş çıkarıyor. Prömiyer sonrası izleyenlerin çok başarılı buldukları diğer solist grubundan izlemek için gelecek sezonu heyecanla bekliyorum.
Opera Studio İstanbul Projesi ‘Sezon Finali’
Opera Studio İstanbul Projesi, önemli orkestra şefleri, opera sanatçıları ve pedagoglarla genç sesleri buluşturarak, repertuvar gelişimi, vokal tekniği, dramaturgi, reji, kariyer yönetimi tavsiyeleri, opera sanatının tarih içerisindeki farklı stillerinin yorumlanması gibi konularda eğitim görmelerine olanak sağlamış. Bu yoğun eğitim sürecinin sonunda, gençlerin sahne üzerindeki gelişimlerini izleyiciyle buluşturan sezon finali konseri, dünyanın her yerindeki opera sahnelerinde yer alabilecek düzeyde sanatçıları tanıma olanağı sağlayan heyecan verici bir sürpriz oldu.
Operanın çok sayıda solo, düet, terzetto ve ‘ensemble’larından, aralarında çetin cevizler de bulunan bu müthiş keyifli programı üst düzey müzikal ve teatral düzeyde sunan, aralarında ‘Lucia’nin Alisa’sının ve Normanno’sunun da yer aldığı, yakında karşımıza profesyonel olarak çıkacak bu on yetenekli genci tanıyalım: Sinem Güç, İrem Büşra Bayır, Deniz Akdeniz, İpek Zehra Evre, Efe Doğrukul, Uğur Etiler, Erencan Karadı, Arda Durgut, Talip Savranbaşı, Berke Tükenmez.
