
(Evrim Kepenek’in Bianet’te yayımlanan yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz.)
Kardeş Türküler, 11 Haziran Perşembe gecesi Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda, Nazım Hikmet’in “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma, aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak” dizelerini andıran bir atmosfere imza attı.
Dinleyenler olarak yalnızca Türkiye’nin kadim ezgilerine, türkülerine ve sözlü kültürüne değil, halk danslarına ve folklorun farklı renklerine de tanıklık ettik.
Sahneye çıktıkları ilk andan itibaren, aynı gökyüzü altında eşit ve özgür yaşama hakkını anlatan Kardeş Türküler, bunu müzikle ve ritimle hissettirdi ve bunun mümkün olabileceğini müzik üzerinden yeniden kurdu.
Salonda ise farklı kesimlerden insanlar bir aradaydı. Hukuksuz bir şekilde yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile avukatı ve kızı Sefer Özer de oradaydı. Diğer tarafta ise Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ve Burcu Çelik bulunuyordu. Konserin müzikal çeşitliliği gibi, izleyici kitlesi de çok katmanlıydı. Belki de ortak bir duyguda birleşen şey, birçok kişinin farklı biçimlerde hukuksuzluklarla mücadele etmek zorunda kalmasıydı.
Birlikte yan yana durmak en güçlü cevap
Bu tablo içinde Kardeş Türküler’in sahneden verdiği mesaj daha da görünür hale geldi aslına bakarsanız: Bu hukuksuzluklara neden olan ortak akla karşı, yan yana durmanın ve birlikte olmanın en güçlü cevap olduğu.
Peki gece boyunca sahnede kimler vardı, neler yaşandı?
Konserde Candan Erçetin, Mine Koşan, Songül Öden, Deniz Barut, Erol Babaoğlu, İstanbul Kafkas Kültür Derneği, Kırşehir Belediyesi Abdallar Topluluğu, Sayat Nova Korosu ve Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü de sahnedeydi.
30 yılı aşkın süredir Anadolu coğrafyasının farklı dillerini ve kültürlerini müzik ve dansla geniş kitlelerle buluşturan Kardeş Türküler, Harbiye’de bir kez daha barışın ve birlikte yaşamın sesini yükseltti. Saat 21.00’de başlayan gecede, “farklılıklara saygı duyarak bir arada yaşama” fikri sahneden seyirciye geçti.
“Aynı sofrayı paylaştık”
Türkçeden Kürtçeye, Ermeniceden Çerkesçeye, Arapçadan Süryaniceye uzanan geniş bir dil yelpazesinde şarkılar yankılandı. İzleyiciler bu coğrafyanın kültürel zenginliğini yeniden yaşadı. Kardeş Türküler, geceyi şu sözlerle açtı:
“Aynı göğün altında yaşayan insanların birbirinin sesini duyduğu, birbirini susturmadığı, farklı düşüncelerin birlikte yaşayabildiği bir hayat hepimiz için çok kıymetli. Biz de bu akşam ezgilerin, şiirlerin, şarkıların kurduğu o ortak sahnede buluşacağız. Şarkılarımızı hep birlikte barış ve demokrasi için söyleyeceğiz.”
Sayat Nova Korosu temsilcisi ise hem Ermenice hem Türkçe şöyle seslendi:
“Kardeş Türkülerle hep temas halindeydik. Açık Hava sahnesinde ve başka projelerde. Hep yakın iki dost kaldık. Bazen aynı sahneyi, aynı sofrayı paylaştık. Aynı mutluluğu, aynı duyguyu paylaştık. Bu gece burayı paylaşmaktan mutluyuz. Biraz da hüzünlüyüz; tam bir sene önce bir arkadaşımızı kaybettik. Bu gece burada olmak ayrıca anlamlı bizim için.”
“Kültürel bir sofrada gibiyiz”
Yazar ve oyuncu Songül Öden ise Kürtçe bir eser seslendi, şöyle seslendi:
“Bir üniversite kampüsünden doğup bir geleneğe yayılan kültürel bir efsane Kardeş Türküler. Benim için farklılıklar her zaman zenginlik oldu. Yüzyıllardır bu ülkede farklı diller sadece komşuluk etmedi, arkadaşlık etti, yan yana durmayı başardı; aynı düğünde halaya durdu. Bu kıymetli topluluk, Kardeş Türküler, büyük bir mücevher ustası gibi bizim kalbimize bu kültürleri nakşetti. Dünyanın farklı kültürleriyle kurulmuş bir sofrada gibiyiz… Sizinle aynı sahnede olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.”
Mine Koşan da sahneye çıktığında benzer duyguları paylaştı ve geceye kendi sesiyle eşlik etti.
Finale gelindiğinde ise sahne, tam da Kardeş Türküler’e yakışır bir şekilde dönüştü: halaylar, zılgıtlar ve “jin, jiyan, azadî” sloganlarıyla konser sona erdi.
Özcesi, aynı gökyüzü altında, farklı seslerin susturulmadan yan yana durabildiği bir ihtimalin hâlâ mümkün olduğuna dair güçlü bir hatırlatma gibiydi geceden aklımızda kalan.
