Güneydoğu Dizileri

Pinterest LinkedIn Tumblr +

 Zehra İpşiroğlu

Feodal kuşatılmışlık

Tiyatrocu arkadaşım Barış Celiloğlu ile birlikte Mardin’de bir lokantadayız. Masamızda oturan iki genç kadınla sohbet ediyoruz. İkisi de eğitimci. Fatmagül bir çocuk yuvasında çalışıyor, Rojda henüz iş arayışı içinde. Fatmagül sözlüsünden yeni ayrılmış, çünkü genç adam evlendiklerinde kapanması gerektiğini ve mesleğini yapamayacağını söylemiş ona. Rojda’ya gelince onun nişanlısından ayrılması daha sancılı olmuş. Nişanlısı hem ona el kaldırmış hem de onu aldatmış. Her ikisi de erkekler konusunda çok kaygılı. Kesinlikle evlenmek istemiyorlar. Şimdilik ikisi de şanslı sayılır, çünkü daha ilk başlangıçta ailelerini ikna ederek ayrılma fırsatını yakalayabilmişler. Aileleri buna karşı çıkabilirdi, sözlüleri onları ve ailelerini tehdit edebilirdi, baskı yapabilirdi, bu iş kan davasına kadar gidebilirdi. Evet, son anda durumu kurtarmışlar ama gelecekte onları ne bekliyor? Günün birinde evlenip de aile kurduklarında başlarına ne gelecek? Evlenmeme gibi bir şansları kesinlikle yok, çünkü ailelerinin ve çevrenin bunu kabul etmeyeceğini biliyorlar. Evlendikten sonra anlaşmazlık olursa ayrılma gibi bir şansları da yok, çünkü ayrılık sadece kendilerinin değil ailelerinin de ayrılması anlamına geliyor ki bireyin değil de aşiretin çıkarlarının önemli olduğu bir ortamda bu büyük facialara neden olabilir. Genç kadınlar geleceklerini kendileri biçimlendirmek isteyen aydınlık görüşlü, akıllı kadınlar olmalarına rağmen bir kısır döngü içindeler. Biz köşe bucak gezerek, şununla bununla sohbet ederek, Mardin çatılarında uçurtma uçurarak bu büyülü kentin keyfini çıkartırken, onlar bu topraklarda soluk bile alamamanın acısını çekiyorlar.

Önceki yıllarda benzer gözlemlerim Diyarbakır, Urfa ve Van bölgesinde olmuştu. Oralarda konuştuğum kız çocukları ve kadınların durumu içler acısıydı ve buna bir türlü çözüm getirilemiyordu. Kürt kız çocuklarını ve genç kızları anlatan Aydınlanan Yollar kitabımda bu kızların kapalı dünyalarını, yaşadıkları sorunları ve arayışlarını ayrıntılarıyla anlatıyorum.

Dizilerde Güneydoğu 

Aile, namus, töre, aşiret, zorla evlilik, intikam cinayetleri, kan davaları gibi konular son yıllarda milyonları etkisi altına alan dizilerin de gündeminden hiç düşmüyor. Sevilerek izlenen Halef ve Uzak Şehir dizilerinde kolektif feodal değerler bireyin yaşamına öylesine ters düşüyor ki antik tragedyalardaki gibi büyük trajik olaylar gündeme geliyor. Bu da dizi sektörüne çok zengin bir malzeme sunuyor. Genellikle sevgi, aşk, özgürlük gibi bireyin hakkını koruyan değerler feodal sistemin içinde yok edilirken, bu değerlere sahip çıkan genç kuşağın nasıl büyük bir mücadele verdiğini izliyoruz. Bu mücadelede zaman zaman feodal sistemin duvarları çatlar gibi olsa da sistem yine sürüp gidiyor.  Söz gelimi Halef dizisinde ona çocuk verecek, böylelikle geleceğin halefini belirleyecek olan kadını değil de hiçbir zaman çocuk doğuramayacak olan sevdiği kadını seçen Serhat Ağa’yı büyük sınavlar beklemektedir, çünkü Serhat Ağa bu seçimiyle inanılmazı başararak büyük bir tabuyu kırmıştır. Ya da yine aynı dizide Serhat ve sevgisi Yıldız adalet arayışlarının izinde annelerini hapse kadar götürme cesaretini gösterirler. Çünkü anneler(hanım ağalar) türlü entrikalarla bir katliama neden olmuşlardır. Bu noktada da ailenin, aile itibarının değil de insan haklarının ve adalet arayışının ön plana geçmesiyle yine büyük bir tabu yıkılmış oluyor.

Dizilerdeki şiddet sarmalı

Bu dizilerde herkes bir kuşatılmışlık altındadır ama bunun acısını en çok kadınlar çeker. Namus ve töre adına kadınlar hapis bir yaşama mahkûm olur ya da öldürülürlerken, sisteme ayak uyduranlar yükselişe geçer. Nitekim bir kadın hele erkek çocuk doğurmuşsa Hanım Ağa olarak sistemin bekçisi olmuştur. Gerçi gelenekler ve törelerle mücadele eden güçlü kadınlar da vardır ama onlar da görece bir özgürlüğe kavuşsalar bile sistemde temel bir değişikliğe yol açamazlar.

Bu sistemin kökenleri şiddete dayanır. Erkeklerin belinde silahla dolaştığı ve önüne gelene ateş ettiği, insan yaşamının hiçbir değeri olmadığı bu dünya şaşırtıcı olduğu kadar doğaldır da çünkü hiç sorgulanmaz. Söz gelimi Halef dizisinde Ziyan Ağa’nın oğlu vurdulu, kırdılı bir maço olarak sergilenir. Ama onu dürüstlüğü ve iyi kalpliliğiyle öyle çok severiz ki maçoluğunu sorgulamak aklımızdan bile geçmez. Yani dizide çok olumlu gösterilen kişilerde bile şiddet vardır, çünkü bu sistem sürekli şiddeti üretir.

Uzak Şehir’de de bütün kadınlar şiddetten nasiplerini alırlar. Kaçırılma, tuzağa düşürülme, tecavüz, sevdiğine kavuşamama, anneliğin yarattığı iç ve dış çatışmaları kadınlar farklı boyutlarda yaşarlar.

Dizilerin uyuşturucu gücü

Diziler her ne kadar gerçeklere ayna tutma iddiasında olsalar da aşk, acılar, intikam, namus kavramlarını estetize ederek kurguluyorlar. Sonuçta izleyici kendini güzel insanlar, mekanlar, zenginlik, aşk, romantizm dolu bir dünyaya ister istemez öylesine kaptırıyor ki hipnotize oluyor. Öte yandan aşırı gerilim de sorgulama ve eleştirme yetilerini geri plana itiliyor. Bu açıdan da dizilerin uyuşturucu etkisinden söz ediyoruz. Özellikle Halef dizisinde ard arda gelişen olaylar dizisi gerilimi öylesine yüksek dozda tutuyor ki bu olayların ne kadar zorlama ve yapay olduğu gözden kaçıyor. Bu bağlamda dizinin olumlu yönleri de söz gelimi tabuların kırılması, böylelikle geleneklerin sarsılması olgusu da ister istemez ikinci planda kalıyor…

Ne yapılabilir? Öneriler

Dizilerde Güney Doğu bölgesine ve kültürüne yer verilmesi, kuşkusuz olumlu bir gelişme. Ancak o yörenin, oradaki yaşam biçiminin, gündelik yaşamın dizideki gerilimli olaylardan bağımsız olarak yer yer gösterilmesi, diziyi kuşkusuz daha gerçekçi kılacaktır. Romantik olaylar, aşk öyküsü, iyilerle kötülerin savaşımı dizilerin olmazsa olmazı. Bu noktada bir değişiklik yapılabileceğini düşünemiyorum ama tabuların yıkıldığı kırılma noktaları altı çizilerek verilebilir, böylelikle geleneklerin sorgulanması konusu öne çıkabilir. Kadın karakterler erkeklerden bağımsız olarak çok daha güçlü olarak gösterilebilir. Dizinin dramatik gerilimini sağlayan ve sürekli şiddet üreten töre ve baskı konusu bu kadar ön plana geçmeyebilir. Kadının kurban olarak gösterilmemesi ya da onu kurtaran bir erkeğin olmaması konuya ister istemez farklı bir bakış getirecektir. Buna karşılık erkeklerin de kırılganlık ve duyarlılıklarıyla gösterilmeleri çok önemlidir. Eşit bir ilişkide her ikisi de birbirinin koruyucusudur, çünkü aşkın kökenini oluşturan sevgi böyle bir dayanışmaya dayanır. Önemli bir nokta da doğal bir biçimde gündeme gelen şiddet olgusunun da sorgulanabilmesidir. Şiddeti hangi güçler, değerler, çıkarlar neden, nasıl tetikliyor? Bunun önüne nasıl geçilebilir gibi sorular feodal sistemi daha gerçekçi bir gözle görmemizi sağlayacaktır.

Kuşkusuz dizi sektöründe önümüzdeki yıllarda da bu konu gündemden düşmeyecektir. Sürekli olarak aynı konular, aynı biçimlerde tekrarlanacağına, konuya farklı bir yaklaşım bu bölgede yaşanan olayları ve sorunları farklı bir biçimde görmemizi sağlayacaktır.

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Zehra İpşiroğlu

Yanıtla