(Buse Torun’un Vâveylâ‘da yayımlanan yazısının bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.)
İstanbul, yorucu bir şehir. Sanatsal ve kültürel etkinlikler bu yoğunluk içinde toplumun nefes alma alanlarını oluşturuyor. İstanbul’da sosyalleşmeye zaman ayırabilmenin yolu, yüzlerce seçenekli etkinlik takvimlerinden geçiyor. Sahnelerdeki ve takvimlerdeki bu ışıltılı yoğunluk, arka plandaki ekonomik gerçekliği ve seyircinin/dinleyicinin cüzdanındaki asıl durumu her zaman yansıtmıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı sanat ve kültür istatistikleri, basında tamamen birbirine zıt iki farklı tablo oluşturuyor. Gazete Oksijen ve tiyatro portalı Notiyatro, TÜİK’in ham verilerine dayanarak tiyatro seyircisinin 8,18 milyon kişiye ulaştığını ve “her iki biletten birinin özel tiyatrolarda satıldığını” bildirdi. Buna göre, pastanın yüzde 49,7’sini elinde tutan özel tiyatrolar için verimli bir sezon geçti.
Ancak bu kutlama havasının hemen arkasından Sahneden platformunda yayımlanan “TÜİK Verileri-1: Seyirci artışı durdu, bağımsız tiyatro krizde!” başlıklı haber, bu tabloya tersinden baktı. Sahneden’in haberi, bilet fiyatları kamusal olarak sübvanse edilen Devlet Tiyatroları’nın 157 bin, Belediye Tiyatroları’nın ise 261 bin yeni seyirci kazandığını ortaya koydu. Buna karşılık sponsor destekli, büyük bütçeli “ticari tiyatroların” yarattığı yapay büyümenin, bağımsız alternatif tiyatroların yaşadığı çöküşü gizlediğini vurguladı.
Hangi tablonun gerçeği ne kadar yansıttığı tartışmalarını bir kenara… Krizin faturasını ödeyen tarafa, yani “en büyük muhataba” yönelmek gerekti. Sektördeki fiyat artışlarını sahneden değil, salondan izlemek adına seyirciye sorular sorduk…
80 Seyirci Yanıt Verdi
Katılımcılar; konservatuvar ve atölyeler yoluyla tiyatro eğitimi veren kurumun öğrencileriyle, aktif çalışma hayatında yer alan 25-45 yaş arası beyaz yakalı çalışanlar ve Kurtuluş semtinde komşuların birbirlerine sanatsal etkinlik paylaşması amacıyla kurdukları bir WhatsApp grubu üzerinden, amaçlı örneklem yoluyla seçildi. Toplam 12 sorudan oluşan ankette; katılımcıların demografik yapıları, son bir yıldaki sanat ve kültür etkinliklerine katılım sıklıkları ve bilet fiyat artışlarının tüketici davranışlarına etkisi incelendi. Araştırma, özellikle yükselen maliyetlerin bireylerin sevdiklerine, partnerlerine veya ailelerine hediye olarak bilet alma sıklıklarını nasıl kısıtladığını ve bu ekonomik yükün toplumdaki kültürel paylaşım alanlarını nasıl daralttığını ana odak noktası olarak belirledi.

Katılımcıların Yaş Dağılımı
“Bilet Fiyatları Artışı Algısı Araştırması” kapsamında elde edilen veriler doğrultusunda, katılımcıların yaş gruplarına göre dağılımı incelendi. Araştırma örneklemini oluşturan 80 kişinin yaş kırılımları, sanat ve kültür etkinliklerinin ve dijital topluluk ağlarının en dinamik bileşeni olan genç yetişkin nüfusun örneklemde baskın olduğunu gösterdi.
Elde edilen bulgulara göre, katılımcıların neredeyse yarısı (yüzde 48,8’i, 39 kişi) 25-34 yaş aralığında. Bu grubu, sırasıyla yüzde 18,8 (15 kişi) ile 35-44 yaş arası ve yüzde 16,3 (13 kişi) ile 18-24 yaş arası genç yetişkin nüfus takip ediyor. 55 yaş ve üzeri katılımcılar örneklemin yüzde 8,8’ini oluştururken, en düşük katılım oranı yüzde 7,3 ile 45-54 yaş grubuna denk düştü.

Katılımcıların Çalışma Durumu ve İstihdam Yapısı
Araştırma kapsamında katılımcıların mevcut çalışma durumlarını ve istihdam yapılarını da inceledik. Sanat ve kültür etkinliklerine bilet alma potansiyeli ve bütçe ayırma eğilimleri doğrudan gelir durumuyla ilişkili olduğu için bu veriler araştırmanın temel dayanaklarından birini oluşturdu.
Buna göre, katılımcıların yarıdan fazlası (yüzde 58,8’i, 47 kişi) aktif olarak “Bir işte çalışıyorum” yanıtını verdi. Bu ana kitleyi yüzde 15 (12 kişi) ile “Şu an çalışmıyorum” diyenler ve yüzde 11,3 (9 kişi) ile “Hem okuyor hem çalışıyorum” seçeneğini işaretleyenler takip etti. Eğitim hayatına tam zamanlı devam eden “Öğrenciyim” diyenler ile aktif çalışma hayatını tamamlamış “Emekliyim” diyenlerin oranı ise yüzde 7,5 (6’şar kişi) ile eşit bir dağılım sergiledi.
Bu veriler, “Bir işte çalışıyorum” ve “Hem okuyor hem çalışıyorum” seçeneklerinin toplamıyla örneklemin yüzde 70,1’inin düzenli ya da kısmi bir gelir akışına sahip, aktif çalışma hayatındaki bireylerden oluştuğunu gösterdi. Geriye kalan yaklaşık yüzde 30’luk kesimin ise doğrudan sabit bir maaş güvencesi olmayan ya da kısıtlı bütçelerle hareket etmek durumunda kalan öğrencilerden, emeklilerden ve istihdam dışı kişilerden meydana geldi. Bu kompozisyon, bilet fiyatlarındaki artışın hem düzenli gelir sahipleri hem de kısıtlı bütçeli gruplar üzerindeki farklı etkilerini kıyaslamak adına dengeli bir zemin sunuyor.

Örneklemin Sanat ve Kültür Tüketim Alışkanlıkları
Seçeneklerin konserden tiyatroya, dans gösterilerinden futbola kadar oldukça geniş bir yelpazede belirlendiği ve birden fazla tercihin işaretlenebildiği bu soruda, katılımcıların kültürel ilgi alanları iki ana sektörde yoğunlaştı.
“Konser/Müzik Etkinlikleri” yüzde 72,5 (58 kişi) ile ilk sırada yer alırken, hemen ardından yüzde 70 (56 kişi) ile “Tiyatro” geldi. Canlı performans ve sahne sanatlarına yoğun ilgiyi, “Festival / Sergi” ile “Stand-up / Gösteri” seçenekleri yüzde 22,5’erlik (18’er kişi) eşit bir payla takip etti. “Dans / Performans Sanatları / Bale” ise katılımcıların yüzde 18,8’i (15 kişi) tarafından tercih edildi.
Biletli etkinlik ekosisteminin tamamen dışında kalan veya kültürel katılımını farklı şekillerde sürdüren yüzde 5 (4 kişi) ise son dönemde hiçbir etkinlik türüne bilet almadığını veya almayı düşünmediğini beyan etti. Katılımcıların yüzde 1,3’ü (1 kişi) tercihini tamamen ücretsiz etkinliklerden yana kullanırken, yine yüzde 1,3’lük (1 kişi) bir kesim ise sanat ve kültür dışı bir alan olan “Futbol” seçeneğini işaretledi. Bu dağılım, örneklem grubunun neredeyse tamamen biletli sahne sanatları ve müzik izleyicisinden oluştuğunu gösterdi.
Sadece bunlar bile seyircinin salonlardan kopuşunu kanıtlar nitelikte: Katılımcıların yüzde 66,2’si bilet fiyatları yüzünden sanat ve kültür hayatından ya tamamen elini eteğini çekmiş ya da katılımını ciddi ölçüde kısmış. Bilet fiyatlarında yaşanan bu fahiş artışlara rağmen etkinlik sıklığının aynı kaldığını söyleyebilenlerin oranı ise yalnızca yüzde 3,8…

Bağımsız Tiyatrolarda Geniş Koltuk, Ticari Tiyatrolarda “Kısıtlı Görüş”
Hikâyeyi başa saralım ve hangi etkinliğe, ne kadar bedelle gidebileceğimize adım adım göz atalım. İlk önce projeksiyonu tiyatro yapılarına tutuyoruz. Örneğin, gişe tiyatrosu yapımlarına imza atan Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin (Zorlu PSM) 20 Mayıs Çarşamba günü Turkcell Sahnesi’nde seyirciyle buluşan “Satıcının Ölümü” oyununu ele alalım.
Günümüz koşullarında bütçesini zorlamak istemeyen ama sanat ve kültür hayatından da geri kalmamaya çalışan büyük bir topluluk, “kısıtlı bir görüş” satın alıyor.
Diyelim ki seyirci bu kısıtlı görüşü kabul etmedi ve arayışına alternatif sahnelerde devam etti. Rotayı Kadıköy’e çevirip Oyun Atölyesi’nin geçtiğimiz 24 Mayıs Pazar günü sahneye koyduğu “Kızlar ve Oğlanlar” oyununa göz atalım. Burada “VIP”, “kısıtlı görüş” ya da kategori ayrımı gibi sınıfsal seçenekler yok. Salondaki her koltuk eşit. En ön sıra olan A sırasından, salonun en arkasındaki R sırasına kadar tüm koltuklar tek bir fiyatla bin 800 liradan seyirciyi karşılıyor.
Anketimizdeki “Bir tiyatro oyunu veya konsere bilet alırken, sahneyi tam görememe pahasına “Kısıtlı Görüş” ya da “En Son Kategori” biletleri tercih etmek zorunda kalıyor musunuz?” sorumuza verilen yanıtlarda da tablo bizi şaşırtmıyor:
Seyircinin neredeyse yarısı (yüzde 45), nitelikli bir izleme deneyimi yaşamayacaksa yani sahneyi tam göremeyecekse parasını tamamen saklamayı ve evde kalmayı tercih ediyor. Bilet fiyatının ucuz ama seyirci niteliğinin düştüğü “arka kategori” biletleri de seyirciyi salonlara çekmeye yetmiyor.

Araştırmaya katılanların yüzde 32,5’i ise buna rağmen kısıtlı görüş biletleri almaya “bazen mecbur kaldığını” belirtiyor. Veriler çapraz analiz edildiğinde bu cevabı verenlerin, bilet fiyatlarındaki artışa rağmen katılım sıklığı değişmeyen ya da sadece hafifçe azalan kitleyle örtüştüğü görülüyor. Bu seyirciler; çok istedikleri bir etkinliği kaçırmamak ya da sosyalleşebilecekleri kültürel alanlardan mahrum kalmamak adına, bütçeleri doğrultusunda son kategoriden veya kısıtlı görüşlü koltuklardan izlemeyi kabul etmek zorunda kalıyor.
Bir oyunun temsile çıkabilmesi için sahne kirası, ekip kaşeleri, resmi kesintiler ve telif maliyetleri gibi zorunlu giderler mevcut. Yapılan hesaplar sonucunda bir oyunun bilet fiyatı belirleniyor. Ancak oyunlar büyük salonlar ve büyük prodüksiyonlar adı altında sahneye çıkınca, çark çok daha devasa rakamlarla dönüyor. Bu rakamlar da mecburen bilet fiyatı olarak bize yansıyor. Bu durum sadece tiyatroyla da sınırlı değil. Benzer maliyet sarmallarının yaşandığı konser biletlerine de bakıp bu durumu daha derinlemesine inceleyelim.
Belediyeye ait olan, İstanbul’un en prestijli sahnesi olarak adlandırılan ve yaz akşamlarının sevilen adresi Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’na bakalım. Geçtiğimiz senelerde takvimleri aylar öncesinden belirlenen ve bilet alınan bir sahneyken, şu an takvime göz attığımızda sadece birkaç etkinliğin biletinin tükendiğini görüyoruz.
Örneğin; 26 Eylül 2026’da sahneye çıkacak olan Gülşen’in bilet fiyatlarına baktığımızda VIP kategorisinin 7 bin 580 lira olduğunu görüyoruz. Bütçeyi biraz indirdiğimizde birinci kategori bile 4 bin 780 seviyesinde kalıyor. Bir Gülşen hayranının, yukarıdaki anket sonucumuza göre aslında sırf o atmosferden mahrum kalmamak adına son kategoriye mecbur kalacağı bilet için vereceği para ise tam bin 580 lira.
“En Önlerde İzlemediğin Sürece…”
Anketimize gelen ek öneri ve yorumlarda bir katılımcının, “Genel olarak salonlar izlemeye müsait tasarlanmadığı için çoğu etkinliği en önlerde izlemediğin sürece sıkıntılı bir deneyime dönüşüyor” cevabı, bu tabloyu özetliyor. Maaşının belli bir kısmını bu konsere ancak ayırabilmiş bir Gülşen hayranının günü; en arka koltuklarda sahneyi bile göremeden, etkinliği sadece LED ekranlardan takip etmek zorunda kaldığı buruk bir deneyimle sonlanıyor.
+1’siz bilet başlıklı bu tabloya karşı, sokakta hâlâ direnen alternatif bir dünya da var. Örneğin, geçtiğimiz ay 4 Haziran’da Blind sahnesinde “Ağaçkakan” yer aldı. Biletlerini satarken, insanların etkinliğe “+1″i ile gelmesini destekleyen bir kampanya yürüttüler. Ayakta, hiçbir kategori farkı olmadan, herkesin sahneyi eşit yerlerden görebileceği bu iki biletin toplamı sadece 800 liraydı.
Elbette Harbiye ile Blind’ı ölçek olarak doğrudan kıyaslamıyoruz; buradaki fiyat artışının arkasında sahne kirası, çalışan ekip sayısındaki devasa farklar, alanın kontrolünü sağlayan güvenlikler, bilet kontrolü yapan görevliler ve biletleme platformlarının aldığı yüzdesel komisyonlar gibi yapısal değişkenlerin rol oynadığı açık.
Biz de aslında tam olarak aradaki bu makasın neden bu kadar kontrolsüz açıldığına parmak basıyoruz. Ankete katılan bir seyircimizin, “Bence özellikle bağımsız sanat ve kültür etkinliklerinde vergi olmamalı, ayrıca kamu kurumları bu organizasyonları herkesin katılımına olanak sağlayacak şekilde sübvanse etmeli. Ayrıca aracı firmaların hizmet bedelleri seyircilerden değil organizatörlerden alınmalı” şeklindeki geri dönüşü de izleyicilerin taleplerini özetliyor. İBB’ye ait kamusal bir mekân olan Harbiye’nin maliyet yüküyle seyirciyi dışarıda bırakması, Blind gibi bağımsız mekânların ise kendi yağıyla kavrulurken sanatı erişilebilir kılma çabası, kültür endüstrisindeki haksız rekabeti ve kamusal destek eksikliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Ankete katılan bir diğer seyircimizin de değindiği nokta tam olarak şurası:
“Bilet fiyatları arasında da çok büyük farklar var. Ya çok pahalı olduğunu düşünüyorum ve gitmiyorum ya da fazla makul olunca sanatın değer bulmadığına üzülüyorum.”
İki Ülke İki Ricky Martin Konser: 2 Bin 243 Liralık Fark

Ricky Martin’in 11 Temmuz’da İstanbul Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşen konserinin resmi bilet satış platformunda yer alan kategori ve alan dağılım şeması.

Ricky Martin’in 21 Haziran’da İtalya’daki SanPark Adriatic Live Arena’da verdiği konsere ait resmi bilet satış platformundaki oturma planı ve kategori şeması.
İstanbul konserinin resmi satış sitesindeki oturma planında sarı renk ile taranan “Genel Alan – Ayakta” kategorisinden bilet tam 6 bin liraydı. Buna karşılık, Ricky Martin’in geçtiğimiz 21 Haziran’da İtalya’daki SanPark Adriatic Live Arena’da verdiği konserin resmi bilet satış verilerini incelediğimizde karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. İtalya’daki oturma planında yeşil ile taranan “General Area 1” ve “General Area 2” kısımları, Küçükçiftlik Park’taki genel giriş alanına karşılık geliyordu. Ancak buradaki bilet fiyatı sadece 70 Euro yani 13 Temmuz 2026 kuruyla tam 3 bin 757 lira.
Dolayısıyla seyirci bu yüksek meblağları öderken sadece konsere bilet satın almıyoruz; aslında organizatörün gelecekteki zarar etme riskini de sigortalamış oluyor.
Ayrıca yurt dışındaki kamusal sübvansiyonlar ve güçlü sponsorluk yapıları sayesinde, oradaki organizatörler maliyetin büyük bir kısmını henüz bilet satışına başlamadan çıkarabiliyorlar. Örneğin, Ricky Martin’in SanPark Adriatic Live Arena’da verdiği konserin ana sponsoru İtalya’nın radyo kanalı RTL 102.5 ve San Benedetto del Tronto Belediyesi gibi kurumlardan oluşuyor. Konser hem markalar hem yerel yönetimler tarafından sübvanse ediliyor yani. Türkiye’de ise bunun tam tersi, tüm yükün seyirciye ve/veya sanatçıya/gruba yüklendiği bir döngünün içindeyiz.
Bu ekonomik kıskaç, seyircinin psikolojisini ve fiyat algısını da tamamen bozmuş durumda. Nitekim anketimize katılan bir seyircimizin şu sözleri, bahse açtığımız konuyu ve yaşadıklarımızı gözler önüne seriyor:
Anketimizde bu artışın nedeni sorulduğunda ise üç ana neden; enflasyon, kira ve vergi kafa kafaya yarışıyor. Seyirci faturayı sadece soyut bir “enflasyona” kesmiyor. Sahne arkasındaki yüksek kira, yüzde 20 KDV/Eğlence vergisi ve aracı kurumların komisyonlarını doğrudan artışın sebebi olarak görüyor.Öğrencilerin yüzde 83,3’Ü Bu Yıl Kimseye Bilet Alamadı
Bütün bu tablonun ortasında, haberin başında vurguladığımız nefes alabilme, sosyalleşebilme ve/veya kültürel ihtiyacımızı ne ölçüde karşılayabiliyoruz? Dahası sevdiklerimizle ne sıklıkla paylaşabiliyoruz? Birine bilet hediye alabilen kaç kişi kaldık?

