Nihan Okutucu ve Emek Targan Gürsoy’un kurduğu Alan Cihangir, tiyatronun yanı sıra atölye, okuma, söyleşi ve performanslara ev sahipliği yapıyor. “Tiyatroda yalnızca oyuncu olarak var olmak değil; üretmek, düşünmek, denemek ve kendi sözümüzü söylemek istedik” diyen ikili, yeni sezonda “DNA” ile birlikte yeni oyunlar ve genç sanatçılara yönelik projelerle çalışmalarını sürdürecek.
Alan Cihangir bağımsız bir tiyatro topluluğu olmakla birlikte farklı sanat dallarına ev sahibi olan, disiplinlerarası üretim yapan bir kurum. Geçen sezon, Pulitzer Ödüllü Amerikalı yazar Paul Zindel’in klasiği “The Effect of Gamma Rays on Man-in-theMoon Marigolds”tan Nihan Okutucu’nun uyarladığı ve yönettiği “DNA” oyununu bu sene de yeni oyunlarla sezonda sahneleyecekler.
“DNA” adlı oyunda; Emek Targan Gürsoy, Eda Yazıcı ve Hilal Başak Bol rol alıyor.
Özgür İfade
Tiyatroyu, kurucuları Nihan Okutucu ve Emek Targan Gürsoy ile konuştuk. İki oyuncu da Alan Cihangir’i, iki kadın oyuncunun tiyatroda kendini özgürce ifade edebileceği bir alan yaratma gereksiniminden yola çıkarak kurduklarını söylüyorlar ve ekliyorlar: “Tiyatroda yalnızca oyuncu olarak var olmak değil; üretmek, düşünmek, denemek ve kendi sözümüzü söyleyebilmek istedik. Bu ihtiyaç bizi kendi alanımızı kurmaya götürdü.”
Cihangir’de, tarihi bir apartmanın içinde küçük ölçekli ve bağımsız bir tiyatro alanı oluşturan Okucutu ve Gürsoy, “Bizim için tiyatro yalnızca oyunların sahnelendiği bir yer değil; sanatçının özgürce üretebildiği, farklı disiplinlerle yan yana gelebildiği ve seyirciyle daha doğrudan ilişki kurabildiği bir alan. Alan’ı kurarken temel amacımız, bağımsız sanat üretimine alan açmak ve tiyatronun alışılmış sınırlarının dışına çıkabilmekti. Bu nedenle oyunların yanı sıra atölyeler, okumalar, söyleşiler, performanslar ve farklı üretim biçimlerine yer veriyoruz” diyorlar.
Alan Cihangir’in çalışmalarından biri de okuma tiyatroları. Her ay farklı bir yazarın oyununu seçiyor, oyuncular aracılığıyla metni seyirciyle buluşturuyorlar. Dekor ve prodüksiyonun sınırlarını mümkün olduğunca geride bırakarak metnin ve oyuncunun gücünü öne çıkarıyor; seyircinin farklı yazarları ve oyunları keşfedebileceği bir buluşma alanı yaratıyorlar.
Yeniler…
Yeni sezonda hem kendi yapımlarını hem de yeni sanatçıların üretimlerini destekledikleri yoğun bir programla ilerliyorlar.
Ekip, sezona “DNA” ile devam ediyor. Paul Zindel’in eserinden uyarladıkları oyun; bilimle yeni bir yaşam kurmaya çalışan Deniz’in, annesi Nuran ve Aylin’le olan ilişkisi üzerinden aile, geçmiş ve aidiyet meselelerine bakıyor. Deniz’in genetik üzerine yaptığı çalışmalar yalnızca bilimsel bir arayış değil, geçmişten ve ailesinden kurtulma isteğinin de bir parçasına dönüşüyor. Oyun, insanın kendisine miras kalan hikâyelerden ne kadar uzaklaşabileceğini ve ait olduğu yerden gerçekten gidebilip gidemeyeceğini sorguluyor.
Kasım ayının sonlarına doğru ise Ozan Ağaç’ın kaleme aldığı “Neredeyse Mutlu Olacaktım” adlı oyunun açılışını yapacaklar. Şehir yalnızlığına odaklanan oyun, gündelik yaşamın içinden gerçekçi karakterleri ironik bir dille ele alıyor ve modern insanın mutlulukla kurduğu kırılgan ilişkiye bakıyor.
Çocuklar için de yeni bir Shakespeare serisine başladıklarını söyleyen ikili sözlerine şöyle devam ediyor: “Her ay farklı bir Shakespeare oyununun dünyasına gireceğimiz yaratıcı drama atölyelerinde çocukların karakterleri, hikâyeleri ve duyguları oynayarak keşfetmelerini amaçlıyoruz. Shakespeare’i çocuklara anlatmak yerine, onları Shakespeare’in dünyasının içine sokmak ve oynayarak öğrenebilecekleri bir alan yaratmak istiyoruz. Bunun yanında tiyatrodan yeni mezun olmuş genç oyuncuların projelerini değerlendiriyor, hayata geçebilecek fikirler için işbirlikleri geliştiriyoruz. Bağımsız tiyatronun yalnızca oyun üreten değil, yeni sanatçıların ilk adımlarını destekleyen bir yapı olması gerektiğine inanıyoruz.”
