Ağustos ayında tiyatro dünyası yeni sezonu selamlamaya hazırlanırken – hatta yaz festivalleri ile selamlamışken- sitemizde “Dijital Sahne: Bir Giriş” adlı bir yazı ve “Tiyatro Festivallerinin Geleceği: Eğilimler, Yenilikler ve Öngörüler” adlı bir çeviri yayımlandı. 2021 yılında dijital tiyatro üzerine yapılan bir sunumdan hareketle hazırlanan yazıda dijital tiyatronun tarihi ve bunu etkileyen teknolojik ve sanatsal gelişmeler inceleniyor. Buna ek olarak dijital tiyatronun sağladığı olanakların seyirci etkileşimi, sahne tasarımı ve metin oluşumuna nasıl katkı sağlayabileceğini, bu alanları estetik ve politik anlamda nasıl destekleyebileceğini tartışıyor. Yazı, 2022 yılından sonra yaygınlaşan yapay zeka kullanımını ve bunun sahne sanatlarına sağlayacağı olanakları veya getireceği olumsuzlukları kapsamıyor. Girilen birkaç yönerge ile müzik üretiminde çoktan kullanılmaya başlanan yapay zeka, özellikle tiyatro üretiminde nasıl bir konum alacak? Bu üretim, insanın politik, sanatsal ve etik süzgecinden geçen değerlendirmeleri içerebilecek mi?
“Tiyatro Festivallerinin Geleceği: Eğilimler, Yenilikler ve Öngörüler” adlı çeviri de dijital gelişmelerin tiyatro festivallerini nasıl etkileyebileceğini artıları ve eksileriyle birlikte değerlendiriyor. Yazı VR teknolojisi ve/veya seyirci katılımını destekleyen dijital araçlar ile çevreleyen tiyatro uygulamalarının artacağını, buna ek olarak uzaktan bağlantı seçenekleriyle festivallerin daha geniş coğrafyalara yayılabileceğini ve bunların seyirciye bireyselleşen bir deneyim sunacağını iddia ediyor. Dijital ögeler ve teknolojik araçlarla donatılmış bu tür festival maliyetinin güncel festivallere göre daha da yüklü olacağını belirten yazı gelecekte tiyatro festivallerinin seyircilere katılımcı bir alan sunacağını, böylece daha demokratikleşeceğini öngörüyor. Ancak yazı, geçtiğimiz aylarda sitemizde yayımlanan “21. Yüzyılda Festivaller” başlıklı değerlendirme dosyasında yer alan kritik bir noktayı es geçiyor: Farklı kesimlerden insanların bir araya gelerek bir kitle oluşturması ve beraberce bir gösteriyi değerlendirmesi, deneyimlemesi ve festivalin gerçekleştirdiği alanı dönüştürmesi festivallerin hala gerçekleştiriliyor olmasının en kritik noktalarından biri olarak görülüyor. Yazı, tiyatronun dijitalleşmesini bir tehdit olarak görse de festivallerin bireysel bir deneyime dönüşecek olmasına yaptığı vurgu ile festivallerin politik bir kamusal alan oluşturma potansiyelini es geçmekte.
Nitekim stand-up sanatçısı Deniz Göktaş’ın Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde yaptığı gösterisini YouTube kanalında paylaştıktan sonra tutuklanması bu tür bir kitlenin oluşma potansiyelinin bile tehdit olarak görüldüğünü kanıtlar nitelikte. 3 Temmuz’dan beri tutuklu bulunan stand-up sanatçısına sosyal medya üzerinden destek çağrıları devam ederken Göktaş ikinci mektubunu kamuoyuyla paylaştı. Göktaş mektubunda kendisine ODTÜ mezuniyet töreninde pankartlarla verilen desteğe müteşekkir; bunun yanı sıra şakalarını romantize eden destek paylaşımlarına eleştirel bir dille yaklaşıyor. Demokratik değerlerin görmezden gelindiği, otoriterleşen bir rejimde tutuklanmış bir sanatçı olarak Deniz Göktaş’ın soğukkanlı bir duruş sergiliyor. Bununla beraber böyle bir dönemde nasıl üretimler yapılacağı bir tartışma konusu. Kamuoyu ile paylaşılan eserler toplumsal bir hareketlenmeyi ve güçlenmeyi mi destekleyecek yoksa toplumsal bir yenilginin kabulünü olacak?
