Ayşen Güven’in Vâveylâ‘da yayımlanan yazısının bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.
Bir stand-up sahnesinde söylenen sözler, bir komedyeni kelepçeyle karakola, oradan da “kuyu tipi” olarak bilinen bir cezaevine kadar götürebiliyor mu? İmran Deniz Göktaş’ın başına gelenler, sahne sanatlarıyla ilgilenen herkesin yakından takip ettiği bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Tolga Şirin’in kaleme aldığı “Mizahi İfade Özgürlüğü” raporu, sürecin en başından bugüne kadar attığı her adımı tek tek inceliyor ve altı ayrı noktada ciddi hukuka aykırılık tespit ediyor. Rapor, kısaca şunu söylüyor: Bir sahnede söylenen espri, mizahın kurallarına göre değil, sanki bir haber bülteninde söylenmiş gibi değerlendirilmiş.
Sürecin özeti
1994 doğumlu, ODTÜ mezunu psikolog ve komedyen Deniz Göktaş, 2023’ten bu yana “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisini Türkiye’nin dört bir yanında sahneliyor. 1 Haziran 2026’da Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahnelenen gösteri, 24 Haziran’da sanatçının kendi YouTube hesabından paylaşıldı. Bu paylaşımın ardından tatil için yurt dışına çıkan Göktaş hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “2026/117973” numaralı bir soruşturma başlattı.
2 Temmuz’da yurda dönüşte gözaltına alınan Göktaş’ın, Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde elleri arkadan kelepçeli şekilde görüntülenmesi ve bu görüntülerin basına yansıması büyük yankı uyandırmıştı. Sanatçı, “Cumhurbaşkanına Alenen Hakaret” ve “Halkı Kin ve Düşmanlığa Alenen Tahrik Etme” suçlamalarıyla tutuklanarak Tekirdağ Çorlu’daki, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen Karatepe Ceza İnfaz Kurumu’na gönderilmişti.
BirGün’ün 18 Ağustos 2026 tarihli haberine göre Göktaş, o tarih itibarıyla 46 gündür “kuyu tipi” cezaevinde tutuklu; kendisine yöneltilen iki suçlamaya (önce “dini değerleri aşağılama”, ardından buna eklenen “Cumhurbaşkanına hakaret”) ilişkin hâlâ bir iddianame düzenlenmiş değildi.
Bu haberden yaklaşık iki hafta sonra dosyada yeni ve dikkat çekici bir gelişme yaşandı. DW Türkçe’nin bugün, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yayımladığı habere göre İstanbul 61. Asliye Ceza Mahkemesi, Göktaş’ın “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçlamalarından tahliyesine karar verdi. Ama Göktaş cezaevinden çıkamadan, aynı gösterideki başka sözler yüzünden bu kez “suçu ve suçluyu övme” suçlamasıyla yeniden tutuklandı; bu, raporun konu ettiği iki suçlamadan tamamen ayrı, yepyeni bir suçlama. Üstelik savcılık ilk iki suçtan verilen tahliye kararına itiraz etti; İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 31 Ağustos’ta çıkardığı yakalama emrinin ardından Göktaş bu iki suçtan da yeniden tutuklandı. Bu karara karşı da üst mahkemeye (İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi) itiraz edilebilecek.
Yani bugün itibarıyla Göktaş üç ayrı suçlamadan tutuklu: biri yepyeni (“suçu ve suçluyu övme”), diğer ikisi ise bir kez tahliye edilip savcılık itirazıyla hemen yeniden tutuklanmış olan “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçlamaları. İddianame hâlâ düzenlenmemişken tutukluluğun bu şekilde tekrar tekrar kurulması, aşağıda ele alınan “ilgili ve yeterli gerekçe” tartışmasına da güncel bir örnek oluşturuyor.
Şirin’in raporu, olayı Birleşmiş Milletler Rabat Eylem Planı başta olmak üzere uluslararası insan hakları standartları ışığında inceliyor; Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) onlarca kararına atıfla ilerliyor.
Raporun Tespit Ettiği Altı Hukuka Aykırılık
Şirin, raporunu tek tek gerekçelendirdiği altı ayrı müdahale üzerine kuruyor. İşte o altı başlık ve raporda yer alan altı ihlalin gerekçeleri:
1) Soruşturmanın Açılış Biçimi
Rapora göre sorun, soruşturmanın açılmasının kendisinden çok, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuyu kamuoyuna duyurma biçiminde başlıyor. Başsavcılığın açıklamasında “suç unsuru ifadeler tespit edilen şüpheli” denilerek, henüz kesinleşmiş bir yargı kararı yokken sanki suç işlendiği kesinmiş gibi bir dil kullanıldığını belirten Şirin, bunun masumiyet karinesiyle bağdaşmadığını; üstelik bu tür açıklamalara karşı Türk hukukunda başvurulabilecek bir hukuk yolunun da bulunmadığını vurguluyor.
2) Kelepçe Uygulaması
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 93. maddesi, bir kişiye ancak kaçma ya da kendisine veya başkalarına zarar verme belirtisi varsa kelepçe takılmasına izin veriyor. Şirin, adli sicil kaydı bulunmayan, şiddet geçmişi olmayan ve soruşturma haberini duyar duymaz kendi isteğiyle Türkiye’ye dönen Göktaş için bu koşulların hiçbirinin gerçekleşmediğini vurguluyor. Üstelik kelepçenin “arkadan” takılması, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kendi genelgesine göre yalnızca istisnai ve riskli durumlarda uygulanabiliyor; rapora göre bu istisna da somut olayda karşılanmıyor.
3) Kelepçeli Görüntülerin Basına Servis Edilmesi
Rapor, kelepçeli görüntülerin basına yansımasını ayrı bir ihlal başlığı olarak ele alıyor. Şirin, İHAM’ın benzer “dile düşürme yürüyüşü” (perp walk) uygulamalarını özel hayata saygı ve masumiyet karinesine aykırı bulduğu kararlarını hatırlatarak, Göktaş’ın CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e verdiği ve HalkTV tarafından haberleştirilen demeçte yer alan “beş kez yürüttüler; önden çektiklerinde kameraya hep gülümsediğim için arkadan çektiklerini servis ettiler” şeklindeki ifadesinin, görüntü alma ve servis sürecinin yetkililerce organize edilmiş olabileceğine işaret ettiğini belirtiyor.
4) Gözaltı Kararı
Rapora göre gözaltı tedbiri için de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 90, 91 ve 145. maddelerinde aranan koşullar mevcut değil. Şirin, gözaltına başvurulabilmesi için hem belirli bir şüphe düzeyinin hem de kaçma veya delil karartma ihtimali gibi ek olguların bulunması gerektiğini, İHAM’ın tutuklamaya ilişkin geliştirdiği ilkeleri büyük ölçüde gözaltı için de uyguladığını hatırlatarak, Göktaş özelinde bu ek olguların hiçbirinin gösterilmediğini savunuyor.
Yazının devamını okumak için tıklayınız.
