Ressam İvi Stangali’nin hikayesi tiyatro sahnesinde: Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Özgür Duygu Durgun

Sürgünde bir hafıza yolculuğu

”Her şeyimiz alınmış bir dünyadaydık / Umutsuzduk, yitiktik / Baksan nereden / Ufuk yıkık, ütüktü /Birden İvi Stangali’nin resimleri çıktı geldi / Yalnız değildik artık / Gittik ağaçlarla, sularla namuslu bir yerde durduk / İlk kez mutlu”. (İlhan Berk, Galile Denizi, 1958)

İvi Stangali. İstanbullu Rum ressam. Hocası Bedri Rahmi’nin ”İvi Reis”i.  İlhan Berk’in şiirler ithaf ettiği özgür bir ruh.

Sanat tarihçisi, akademisyen Seza Sinanlar Uslu ile  kültür tarihçisi Sula Bozis’in hazırladığı; Yapı Kredi Yayınları’ndan yedi yıl önce çıkan ”Ressamı Hatırlamak” adlı kitap, çoktandır unutulmuş bir sanatçıyı, İstanbullu ressam İvi Stangali’yi günümüz okurlarına tanıtmıştı. Stangali şimdi de tiyatro izleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

Zeynep Özden ve Elif Sözer’in yönetiminde, Çiğdem Erdöl’ün kaleme aldığı  Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı isimli tek perdelik oyun 20 Eylül’de Atina’da prömiyer yapacak, ardından da İKSV’nin düzenlediği Uluslararası 30. Tiyatro Festivali kapsamında 3-4 ve 17 Kasım tarihlerinde İstanbul’da sahnelenecek.

Tilbe Saran, Fulya Peker ve Çağdaş Ekin Şişman’ın rol aldığı oyunda, Gamze Kuş dekor ve kostüm tasarımını, Şahin Kureta müzik ve ses tasarımını, Utku Kara da ışık tasarımını üstleniyor.Projenin destekçileri ise Tarabya Kültür Akademi, Goethe-Institut Atina, İKSV, Arter ve Bakırköy Belediye Tiyatroları.

Yaşamı boyunca kendini Rum ya da Türk değil, ”ressam” olarak tanımlayan İvi Stangali, 1950’lerde sanat dünyasına yeni bir soluk getiren 10’lar Grubu’nun üyelerindendi. Dönemin İstanbulunun renkli sanat ortamında tanınmaya başlayan genç kadın, dikkat çekici yeteneği sayesinde Akademi’ye misafir öğrenci olarak girmiş ve Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinde hocanın gözde öğrencisi olmuştu. Uzun yıllar Bedri Rahmi’nin kişisel asistanlığını da yapan İvi, tıpkı hocası gibi ”Türk resmine özgü içerik ve biçim ne olmalıdır?” sorusunun peşinden gidecekti.

İvi Stangali, müdanasız bir genç kadın olarak dönemin muhafazakar yapısına başkaldıran, sanatçı kimliğini her şeyin önüne koyan, kimseden kolay kolay yardım istemeyen bağımsız karakterde bir sanatçıydı.

İvi’nin İstanbul’un bohem sanat ortamındaki hayatı 1964’te, henüz 42 yaşında üretken bir ressam iken Türkiye ve Yunanistan arasında Kıbrıs meselesi üzerinden patlak veren sert günlerde altüst oldu.  Yunan uyruğuna mensup olduğu gerekçesiyle hiç beklemediği biçimde sınır dışı edildi.  Türkiye’de kalması için Azra Erhat, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Turan Erol, Devrim Erbil,  Sabahattin Eyüboğlu, Yaşar Kemal, Vedat Günyol gibi dönemin önde gelen yazar ve sanatçıları bir imza kampanyası düzenledi ancak çabalar nafileydi. Ülkenin ünlü gazeteci yazarlarından biriyle yaşadığı tutkulu ilişkiden doğan kızı Maya henüz bir yaşını doldurmamışken, 20 kilo eşya ve 20 dolar ile doğduğu kente veda etmek zorunda kalan İvi’yi havaalanında Çiçek Bar’ın sahibi Arif Keskiner ve eşi Alis yolculadı. İvi ile birlikte yaklaşık 30 bin Yunan uyruklu Rum İstanbul’u terk etmek zorunda kalacaktı.

Sürgünlük: Ölüm gibi bir şey…

İvi, Atina yıllarını sonsuz kederle ve dinmeyen İstanbul özlemiyle yaşadı.İlhan Berk’in şiirlerine esin kaynağı olan  yaşam dolu, ışık dolu resimlerinin yerini karanlık tablolar aldı. Bedri Rahmi’ye yazdığı mektuplardan birinde umutsuzluğunu şöyle anlatıyordu: ” Sevgili hocam… İçimde korkunç bir boşluk var. Hiç bir şeyle ilgilenemiyorum. Sabahtan akşama kadar İstanbul’dayım.Atina güzel bir şehirdir ama bu şartlar altında değil. Ev yok, deniz yok ve ikisini de korkunç şekilde özlüyorum. Resim yapabilirdim fakat boyalarım İstanbul’da. Burada ise boyalar çok pahalı, yerim de yok…Burada insanları da tanımak istemiyorum, hep İstanbul’dakilerle uğraşıyorum. Mühürdar…Deniz kıyısı, martıların sesi, Saynur’un damı üzerindeki güvercinler…’‘.

Atina’da uçaktan indiği ilk anda hissettiği  ve ”Ölüm gibi bir şey” olarak tarif ettiği duygu onu hiç bırakmadı, 1999’daki vefatına kadar…

İşte bu trajik öykünün kahramanı İvi Stangali’nin yaşamından kesitleri tiyatro sahnesine taşıyan “Sanatçısı Belirsiz- İvi Buradaydı” adlı tek perdelik oyun, tabloları uzun yıllar ”Sanatçısı belirsiz” diyerek unutulmaya bırakılan bir sanatçıyı tanımak için fırsat sunuyor izleyiciye.

Unutulan bir sanatçıya geçmişini geri vermek

Oyunun danışmanlarından ve aynı zamanda “İvi Stangali Ressamı Hatırlamak”  kitabının yazarlarından Seza Sinanlar Uslu, ”Sanat tarihi sahnesinden silinmiş bir ismi yeniden sahnede görmek içimizi titretiyor” diyor ve ekliyor; Sevgili Sula Bozis ile birlikte kaleme aldığımız kitabı yayımlandığında bir borcu ödemiş, bir görevi yerine getirmişçesine sevinç duymuştum. Zira sanat tarihi yazınında adı neredeyse hiç geçirilmeyen, bahsedildiği yerlerde de çoğunlukla adı hep yanlış yazılan, yapılan birkaç tez çalışmasında bile “hakkında pek bilgiye ulaşılmamıştır” ibaresiyle geçiştirilen bir sanatçıyı unutulduğu yerden çekip çıkarmak gerek diye düşünmüştük. Bunu yaparken de İvi’yi yaşadıklarının gerçekliğinden koparmadan, keşkelere de başvurmadan anlatmak ve hak ettiği şekilde yerine yeniden yerleştirmek gerekiyordu. Sanırım 2019’dan bu yana geçen yedi yılda gerçekleştirdiğimiz İvi Stangali’yi konu alan konuşmalar, konferanslar hep bu amacı taşıdı ve sonuç verdi; artık sanat tarihimizde İvi Stangali’nin adı biliniyor, üzerini kaplamış o belirsizlik ortadan kalktı gibi.

İvi Stangali’nin yaşadıkları tek bir açıdan değerlendirilemeyecek kadar katmanlı. Tiyatronun o kendine özgü dili sayesinde oyuncular ve izleyiciler birlikte, bir zamanda, bir hikâyede ortaklaşıyorlar ve sahne güçlü bir ifade alanına dönüşüyor.  Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı, işte bizi o zeminde İvi’yle buluşturuyor; onu izliyoruz, onu dinliyoruz. Ve tam da İvi’nin yaşadığı dönemde olduğu gibi edebiyat, resim, tiyatro, müzik içiçe geçiyor ve sanat tarihi sahnesinden silinmiş İvi Stangali’yi yeniden sahnede görüyoruz. Bu gerçekten içimizi titreten bir şey”.

Sonsuz bir gece gibi sürgünde yaşanan 35 sene

Atina’daki prömiyer öncesi yönetmen Zeynep Özden ile konuştuk.

Uzun zaman önce unutulan kıymetli bir ressamı ait olduğu coğrafyaya yeniden taşıyan bu hikayeyi biz önce Bir Ressamı Hatırlamak kitabıyla keşfetmiştik.  Şimdi Elif Sözer ile beraber İvi Stangali’yi tiyatro sahnesine taşıyorsunuz. Sizin Stangali ile tanışmanız nasıl oldu?

Seza Sinanlar Uslu, Tilbe Saran’ın İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi’nden arkadaşı.

Seza, İvi’nin hayat hikayesinin bir tiyatro oyununa dönüşmesinden heyecan duyacağını söyleyerek kitabı Tilbe’ye vermiş. 2021 yazında Tilbe bana İvi’den söz ettiğinde çok etkilenip bir süre nasıl yapabiliriz üzerine kafa yorduk. Kitaplar, belgeler topladık, okuduk, biriktirdik… Öğrendikçe hayranlığımız da şaşkınlığımız da büyüdü. Ama bir süre sonra hep aklımızın, yüreğimizin bir köşesinde olsa da fikri rafa kaldırdık.

Sonra zaman ve olanaklar buluştu. 2024 yılında Elif Sözer ile birlikte Tarabya Kültür Akademisi’nin konuk sanatçı programına İvi Stangali üzerine bir tiyatro oyunu geliştirmek üzerine başvurduk ve kabul edildik. Oyunu yapmamızı da yine Tarabya Kültür Akademisi ve Goethe Enstitüsü’nün destekleri mümkün kıldı. Kitap bizim için ilham kaynağı, çıkış noktası oldu, ama oyunumuz belgesel bir biyografi değil, bu kişinin hayatından yola çıkan kurgusal bir anlatı.

Biraz süreçten bahseder misiniz? Kitapla paralel mi ilerliyor oyun yoksa bağımsız bir bakış ve yorum mu izleyeceğiz? Yönetmenler olarak hikayeyi aktarırken öncelikleriniz neler oldu ?

Oyun metninin oluşum süreci iki seneye yayıldı. İlk fikrimiz İvi’yi mitolojik unutma ırmağı Lethe’nin (*) kıyısına götürmekti. İvi, devlet-toplum baskısıyla nehre atılmış olan hayatı ve eserleriyle ve kendi göremedikleri, görmek istemedikleriyle de orada yüzleşecekti. Sonra bu soyutlamayı bir şekilde yürütüp sahnede yapmak istediklerimizle buluşturamadığımızı fark ettik.

Şimdi oyunu izlediğinizde göreceğiniz yöne saptık. Yazarımız Çiğdem Erdöl’ün onlarca taslağının üstüne hala metinde değişiklikler yapıyoruz. Metnin provalarda yaşayan bir organizmaya dönüştüğüne şahit olduk. Ama daha önce de dediğim gibi, oyunumuz bir kurmaca. Dönemsel, tarihi veriler sahnelere bazen zemin, bazen çıkış noktası oldu. Üzerine kurulan dünya bizim yorumumuz.

Bizi ilk başından beri kitapta Maya Stangali’nin yazısında ihsas ettiği nostaljinin zehri fikri çok etkiledi. Sürgünden sonra annesinin otuz beş seneyi uzun bir gece gibi hep aynı güne uyanarak geçirdiğini yazıyor Maya yazısında. Biz de geri çağırdığımız anılar, onların üzerimizdeki etkisi, yüzleştiklerimiz, yüzleşemediklerimiz üzerine yoğunlaştık bu hikayede. İvi’yi sürgününün bir yerinde bir hafıza yolculuğuna çıkarmayı seçtik. Bu yolda karşılaştıkları konusundaki seçimlerde de kendisinin de öyle tercih edeceğini düşünerek ressam İvi’yi ön plana çıkardık. Bir sanatçının izlerinin, ülkenin kültür yaşamı ve sanat tarihinin önemli bir aktörüyken neden ve nasıl soluklaştığının peşine düştük.

Bu süreçte ekip olarak bizi etkilemiş olan, aklımızın almadığı ya da anlamak istemediğimiz pek çok şey öğrendik, biriktirdik. Ama oyunumuzun niyeti cevap vermek değil sorular sormak diyebiliriz.

Sahnede Tilbe Saran, Fulya Peker ve Çağdaş Ekin Şişman’ı izleyeceğiz. Oyuncuların bu hikayeye ve metne yaklaşımları nasıl oldu?

Tilbe zaten İvi’yi bize tanıştıran kişi oldu. Oyuncu olarak da projede var olmayı kabul etmesi bizi hem çok heyecanlandırdı, mutlu etti ve çok kuvvetlendirdi.

Oyuncular konusunda gördüğünüz gibi şanslıyız! İvi ve hikayesi aslında hepimizi bir araya topladı diyebiliriz. Bu proje için ilk aklımıza gelen üç oyuncu bizimle İvi’yi İstanbul’a tekrar getirmeyi kabul etti. Çok mutluyuz o açıdan.

Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı 20 Eylül’de Atina’da prömiyer yapacak. Atina ayağı nasıl planlandı? Orada nasıl bir kitleye seslenecek oyun?

‘Kültür Akademisi Tarabya’ Alman Konsolosluğu ve Goethe Enstitüsü ile organik bağı olan bir kurum. Dolayısıyla bizim Tarabya’da yaptığımız proje sunumuna Goethe Institut Istanbul’un başı olan Mani Pournaghi Azar da gelmişti. Bu sene dünya çapında Goethe Enstitüleri’nin 75. Yılı kutlamaları var. Bu kapsamda Atina Goethe Aman Aman adlı bir festival yapıyor. Mani projemizden, konusundan onlara bahsedince biz de bu festivale dahil edildik.

Orada özellikle İstanbullu Rumlara ulaşmayı, onlarla diyaloğa geçmeyi umuyoruz. İstanbullu Rumlar Enternasyonal Federasyonu (İREF) başkanı Nikos Uzunoğlu önemli bir davetlimiz olacak. Aynı zamanda 2024 yılında İstos Yayın ve Hrant Dink Vakfı iş birliğiyle gerçekleşen ‘60. yılında 1964 Sürgünleri ve İstanbullu Rumlar’ konferansında tanıştığımız tanıklar ile iletişime geçtik, onları Atina’da ziyaret ettik. Onların ve çevrelerinin dünya prömiyerimizde olması çok önemli olacak. Bir de elbette, İvi Stangali’nin kızı Maya Stangali yanımızda olacak. Bu anlatılmaz bir sevinç ve önem taşıyor bizim için.

Maya Stangali’nin projenize katkıları oldu muhakkak, biraz anlatır mısınız?

Maya ile Atina’da tanışma ve vakit geçirme şansımız oldu evet. Seza bizim için bağlantı kurdu önce. Bizim için çok heyecan verici karşılaşmalardı. Maya çok değerli, entelektüel bir gazeteci. Saatlerce sohbetin üstüne sürgünde İvi’nin yanında Atina’ya götürdüğü eskiz defterlerini de bize gösterdi. Bedri Rahmi öğrencilerinin her birinin hep yanında taşıdıkları defterleri olması gerektiği salık verirmiş. İvi de hem çok çalışkan bir öğrenci ardından da çok adanmış bir ressam olduğu için pek çok defter tutmuş. Defterlerde eskizlerden okuduğu kitaplar üzerine sayfalarca notlar, hocanın derste söylediklerinden, kendi hayat felsefesine kadar her şey var. İvi Atina’da otuz beş senede bir elin parmakları kadar resim yapmış. Bütün bunları görmek ve İvi’nin Atina yıllarına dair Maya’nın anlattıklarını dinlemek çok önemli oldu bizim için.

Ayrıca Seza Sinanlar Uslu ve Esra Dicle gibi alanında uzman, kıymetli akademisyen arkadaşlarımız da danışmanlarımız olarak projenin oluşum aşamasından bugüne yanımızdaydı. Metnin her aşamasında bize fikirleriyle destek oldular. Hep birlikte Atina’da oyunu izleyecek olmanın hayali şu an çok keyif veriyor.

Son olarak; İvi Stangali birden çok kadınlık ve insanlık hali birlikte yaşamış sanki. İdeallerinden taviz vermeyen genç bir kadın, ataerkil ve muhafazakar bir topluma baş kaldıran bekar bir anne, resim yapmadığında kendini hasta hisseden, sanatını başka işlerle pazarlık konusu bile yapmayan has bir sanatçı… Tüm bu Ivi’leri sahneye taşımak nasıl bir deneyim?

Üç oyuncumuz da İvi’yi oynuyor. Biri renklerin peşinden koşarak gelişen ressam İvi, biri sürgün kararı çıkınca resimlerini Atina’ya yollamak için Sirkeci Paket Postanesi’nde, İstanbul ve Atina arasında arafta sıkışmış İvi, diğeri ise sürgünden 20 sene sonra Atina’da deniz kenarında unutmak için büyük çaba gösterdiği geçmiş ile yeniden yüzleşen İvi. Oyunda kimi zaman ayrı düşüp kimi zaman birleşen bu üç İvi’nin bakış açılarından ele aldık hikayeyi.

Türkiye’de günümüzde tiyatro yapmaya çalışan, kendi sanatını icra ederek ayakta durmaya çalışan kişileriz. İvi’nin hikayesinde ekipte herkesin kendince daha kuvvetle empati kurduğu yönler, anlar var. Ekipte herkesin farklı yerlerden İvi’ye bağlandığı provalarda hissediliyor.

Ekibimizin büyük çoğunluğu kadın. Bu noktada İvi’ye hayranlık besliyoruz sanırım hepimiz.

Bir insan hayatını sahneye- filme- edebiyata aktarırken aslında icracı bütün kurmacalarda olduğu gibi kendi bakış açısını katıyor. Bir yaşamın tamamını anlatmaya bile niyet etseniz o sizin anlatınız oluyor. Dolayısıyla sanırım ‘tüm’ İvileri sahneye taşıyamazdık. Daha önce de söylediğim gibi biz ressamı merkeze aldık.

(*) Mitolojide Hades’e (yeraltı dünyası) akan nehirlerden biri.  Bu nehrin suyundan içen gölgeler (ölülerin ruhları) dünyada yaşamış oldukları geçmiş fâni hayatlarına dair her şeyi unuturlardı.

 

 

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Özgür Duygu Durgun

Yanıtla