Yılın son iki ayına geldik. Sanat alanı var olma savaşımında zorlu günlerden geçiyor. İşte Ekim 2026’da sanat alanının yaşadıkları:
• LeMan Dergisi karikatüristi Doğan Pehlevan’a kendisine ait olmayan hesaptan yapılan paylaşım için ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan 11 ay 20 gün hapis cezası verildi. Hükmün açıklanması geri bırakıldı. Pehlevan’ın avukatı, suçlama konusu paylaşımın yapıldığı X hesabının müvekkiline ait olmadığını, hesabın Pehlevan’a ait olduğunun ispatlanmadığını, iddianamede yer alan kaynak araştırma raporunun da usulsüz olduğunu ve delil olarak kullanılamayacağını ifade etti. Mahkeme, suçun unsurlarının oluştuğu kanaatine vararak Pehlevan’ı “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırdı. Ceza iki yılın altında olduğu için hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi. Pehlevan, “Cumhurbaşkanına hakaret” davası kapsamında daha önce tutuklanmıştı.
• Grup Yorum üyeleri Cem Dursun ve Cemil Kurt’un Marmara 6 No’lu L Tipi Kapalı Hapishanesi’nde “kuyu tipi tecrit” uygulamasına karşı sürdürdükleri açlık grevine dikkat çekmek ve taleplerinin karşılanması için imza kampanyası başlatıldı. Grup Yorum tarafından yapılan açıklamada, Dursun ve Kurt’un cezaevindeki koşullar nedeniyle açlık grevine başladığı belirtilerek şu talepler sıralandı: “Emekçilerimiz Cem Dursun ve Cemil Kurt, özel hayatın gizliliği ve mahremiyet hakkını ihlal eden kameranın kaldırılmasını, maruz kaldıkları ‘kuyu tipi tecrit’in son bulmasını istiyorlar. Tutuldukları 8,2 metrekarelik hücrelerin kapılarının kilitlerinin açılarak koğuşun ortak yaşam alanını, mutfak tezgâhını ve havalandırmasını kullanmak istiyorlar. İşte bu haklı talepler için süresiz açlık grevindeler.” Kampanyaya oyuncu Nur Sürer, şair Ahmet Can Akyol, yazar Cezmi Ersöz, oyuncu Defne Halman, müzisyen Efkan Şeşen, yazar Fatoş Güney, şair İbrahim Karaca, gazeteci-yazar İbrahim Varlı, eski milletvekili Dilşat Cambaz Kaya, şair-yazar Şükrü Erbaş, yazar ve oyuncu Orhan Alkaya ile oyuncu Orhan Aydın’ın da aralarında bulunduğu 50 kişi imza verdi.
• Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından 24 Ekim – 1 Kasım 2026 tarihleri arasında düzenlenecek olan Samsun Kitap Fuarı’nda, kentteki yazar ve şairler ile kültür-sanat dernekleri ve demokratik kitle örgütlerine stant verilmemesi kararı tepki çekti. Samsun Sanatçıları Platformu, yayımladığı kamuoyu bildirisiyle karara itiraz ederek çoğulculuk ve ortak akıl çağrısında bulundu. Kitap fuarlarının yalnızca ticari etkinlikler olmadığı, düşüncenin, edebiyatın ve farklı seslerin buluştuğu kamusal alanlar olduğu vurgulanan açıklamada, “Sanata emek verenleri, kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan demokratik kitle örgütlerini bu ortamın dışında tutmak, Samsun’un kültürel kimliğinin eksik temsil edilmesine yol açacaktır. Kentin kültürel belleğini ve çok sesli yapısını dışarıda bırakan bir fuar anlayışı, toplumsal yaşamı tek tipleştirme riskini de beraberinde getirir” ifadeleri kullanıldı. Bildiri, Zekeriya Çavuşoğlu, Zeynep Aliye, Turgut Çeviker ve Yaşar Gündem’in de aralarında bulunduğu 105 yazar, şair ve sanatçının imzasıyla kamuoyuna duyuruldu.
• Antep’te faaliyet gösteren 17 ödeneksiz tiyatro ekibi, Gaziantep Tiyatro İnisiyatifinin düzenlediği dayanışma yemeğinde bir araya geldi. Kentteki tiyatro emekçilerini buluşturan etkinlikte, ortak üretim ve tiyatronun yapısal sorunlarına karşı birlikte hareket etme vurgusu öne çıktı. Buluşmada söz alan 17 tiyatro grubuna mensup tiyatro emekçileri, “Aynı tiyatro diline sahip olmayabiliriz ama asıl amacımız Gaziantep’teki bu tiyatro birliğini güçlendirmektir” dedi. Buluşmada, sanatsal üretimin yükünün birkaç kişinin omuzlarına bırakılmadan ortak bir iradeyle paylaşılması gerektiği ifade edildi.
• ‘Mahir Çayan Kitabı: Toplu yazılar ve üzerine yazılar’ adlı kitap hakkında toplatılma kararı alındı. Dipnot Yayınları ise bu kararı ifade ve yayın özgürlüğüne dönük bir müdahale olarak değerlendirerek, ‘Yasaklara karşı sözümüzü çoğaltacak, kitaplarımızı okurlarla buluşturmaya devam edeceğiz’ dedi. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) kurucusu Mahir Çayan’ın fikir ve görüşlerinin yanı sıra PKK lideri Abdullah Öcalan ve pek çok ismin Mahir Çayan ile ilgili anı ve duruşuna dair yaptığı değerlendirmelerden oluşan kitabı hazırlayan Dipnot Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Emirali Türkmen hakkında da “örgüt propagandası” gerekçesiyle dava açıldı. Dipnot Yayınları tarafından yapılan açıklamada, “İfade ve yayın özgürlüğüne yönelik bu müdahaleye, halkın eleştirel ve muhalif fikirlere erişiminin engellenmesine, kitapların suç unsuru gibi gösterilmesine ve yayıncılığın baskı altına alınmasına sessiz kalmayacağız. Biz, kitapların ve fikirlerin yasaklanmadığı, özgürce tartışıldığı bir toplumdan yanayız. Geçmişi sorgulayan, bugünü anlamaya çalışan ve özgürlükçü/ eşitlikçi / barışçıl bir toplumun ancak fikirlerin özgürce tartışılması temelinde kurulabileceğine inanıyoruz. Özgür, demokratik ve eşitlikçi bir ülke ve dünya için yeni fikirlerin üretilmesine ve tartışılmasına destek olmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.
• Kor Kitap temsilcisi Neslihan Eser’e, cezaevindeki çevirmen, yazar ve editörlere telif ödemesi nedeniyle açılan soruşturmada 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi. Yayınevinin açıklamasına göre, çevirmenin talebi üzerine günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için telif ücreti iki kez nakit yerine ayakkabı ve çorap olarak gönderildi. Mahkeme, söz konusu gönderileri “teröre yardım ve yataklık” kapsamında değerlendirdi. Kor Kitap, “Cezaevlerinde üreten yazarların, çevirmenlerin ve editörlerin telif ödemeleri terör finansmanı değildir. Düşünceyi ve kültürü mahkûm etme girişimlerine izin vermeyeceğiz” diyerek kararın bozulmasını istedi ve kamuoyunu dayanışmaya çağırdı.
• BAREM Araştırma’nın 2014-2024 yılları arasında yayınlanan 94 televizyon dizisini inceleyen çalışması, ekranlarda şiddetin yaygın biçimde yer aldığını ortaya koydu. Araştırmaya göre dizilerin yüzde 86’sında kadına yönelik şiddet sahneleri bulunuyor. Dizilerin tamamında fiziksel ve ekonomik şiddet görülürken, yüzde 97’sinde psikolojik şiddet ve yüzde 34’ünde cinsel şiddet yer alıyor. Kadına yönelik şiddete ise dizilerin yüzde 86’sında yer veriliyor. Yapımlarda işlenen kadın konumunun toplumun kadından beklentisinin bir yansıması olduğunu belirten Şükran Demir, şunları söyledi: “Hükümetin bir nüfus politikası var ve bu politika, kadınları doğurganlık ve çocuk ile ilişkilendiriyor. Kadın iş hayatına bir türlü geçiş yapamıyorken, erkek ev-iş arasında yaşam sürüyor. Aileyi güçlendirmeye çalışarak ya da ‘Ailem Güvende’ meselesi gündeme alınarak, toplumun bazı gerçeklikleri görünmez kılınıyor, erkek karakterler psikolojik ya da fiziksel şiddet uygulamasına rağmen kadın karakterler tarafından ‘paylaşılamayan erkek’ olarak yansıtılıyor. Bir kadın aşıksa ve seviyorsa o erkeğin şiddetini göremeyecek konuma getiriliyor, psikolojik baskı, kıskançlık, kontrol etme durumları şiddet olarak tanımlanmayıp olması gereken bir şey gibi yansıtılıyor. Kadınların ekonomik zorluk ya da diğer zorluklarını yansıtmayan film ya da diziler hayatın gerçekliği ile ele alınmalı. Ekonomik ve eğitim politikalarını düzeltmeden toplumda iyi olanı yaratamazsınız.”
• 32 yıl boyunca cezaevinde kaldıktan sonra 12 Mayıs 2025 tarihinde tahliye edilen yazar ve siyasetçi Soydan Akay, İstanbul havalimanında “örgüt üyeliği“ gerekçesiyle gözaltına alındı. Soydan Akay ifadesinde, “Ben Kürt bir siyasetçi ve yazar olarak 32 yıl cezaevinde kaldım. Tahliye sonrası sürece destek vermek için toplantılara katılıyor ve barış için çalışıyorum” ifadelerini kullandı. Akay, ifade işlemlerinin ardından savcılık aşamasında serbest bırakıldı.
• 28 bin Kürtçe şarkıyı inceleyen ve 4 bin 971’inin Türkçeleştirildiğini tespit eden Müzikolog Veysi Varlı, “Bir eserin Kürtçe icra edilmesi ile o eserin Kürt müzik geleneğinin müzikal özelliklerini taşıması aynı şey değildir. Eserin dilinin Kürtçe olması, onun aynı zamanda geleneksel Kürt müziğinin melodik, modal, ritmik veya icraya ilişkin özelliklerini taşıdığı anlamına gelmez” diyerek şöyle devam etti: “Kürt müziğini Türk alfabesine göre yazarsan, Ehmedê Xanê ‘Ahmede Hane’ olur. Piyano ve gitar sistemi de Kürt müziği için aynı şey. Klarnet 50-100 yıldır Kürdistan’da çalınıyor. Batılı bir enstrüman. Onunla deneme yaptılar. Elezîz’de zurna yerine klarnet çalınır. Çünkü o sesi veriyor. Ancak gitarla o sistemi bulmazsın. Kullandığın zaman da ona benzersin. Mesele bu. 20 yıl önce “Lê Amedê Amedê” diyorduk, şimdi “Lê Amedê Amedspor” diyoruz. Acaba o durum mu değişti, yoksa bizim zihnimiz mi değişti. Bence zihnimiz değişti, bakışımız sömürgeciliğin etkisine girdi. Onlar istiyor, biz de onlara hizmet ediyoruz, gidip batılılar gibi söylüyoruz, dijital medyada taklit yapıyoruz. Birileri de alıp şarkıları Türkçeleştirip kaydetmişler. Ziya Gökalp 1913’de söylüyor, ‘Darülelhan kurun, memlekette duyulmamış çok şarkı var, onları toplamaya gidelim’ diye. Konservatuar kuruluyor. Béla Bartók, Donozotti gibi birkaç kişi Avrupa’dan getiriliyor. Muzaffer Sarısözen, Halil Bedi Yönetken, Nida Tüfekçi gibi onlarca insan… 1970’e kadar Kürdistan coğrafyasını geziyorlar. Kürtçe şarkıları Türkçeleştiriyorlar. Celal Güzelses, M. Arif Cizirî ve Hesen Cizîrî ile birlikte, anı olarak üç tane şarkıyı Türkçe söylüyor. Güzelses gibi yüzlerce kişi Kürdistan’da gezip, Kürt’ün ağzından alıp Türkçeleştirmişler. Onlar işlerini yapmış, rol ve misyonlarını oynamışlar. Ancak biz işimizi yapmıyoruz. Kendi bahçemize sahip çıkmalıyız. Sahne aşamasına gelmeden önce kökümüze dönelim. O köke göre döneme yanıt olalım. Dönemi taklit etmeyelim. Kürt sanatçılar kendi bahçelerine sahip çıkmalı.”
• Cezaevinde sağlık sorunlarıyla mücadele eden Kürt müzisyen Nudem Durak’ın annesi Hatice Durak, ‘Kızım dilini konuşmak ve kendi dilinde şarkı söylemek dışında bir şey yapmadı. Ben kızımın serbest bırakılmasını istiyorum’ dedi. İki ayrı davada “örgüt üyeliği” suçlamasıyla toplam 19 yıl 6 ay hapis cezası verilen Nudem Durak, 11 yıldır cezaevinde tutuluyor, zehirli guatr ve kemik erimesi hastalıklarıyla mücadele ediyor. Anadillerinin Kürtçe olduğunu vurgulayan Hatice Durak, “Kızım dilini konuşmak ve kendi dilinde şarkı söylemek dışında bir şey yapmadı. Benim kızım hiçbir şey yapmadı. Kızım serbest olursa belki daha iyi doktorlara tedavi olur ve iyileşir. Kızımın çıkmasını istiyorum” şeklinde konuştu.
• Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Devlet Tiyatrolarında son dönemde gündeme gelen liyakatsizlik, hukuka aykırı atama ve ayrıcalıklı görevlendirme iddialarını Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yanıtlaması istemiyle TBMM gündemine taşıdı. “Halkın vergileriyle ayakta duran Devlet Tiyatroları bir avuç ayrıcalıklı kişinin makam, kadro ve kaynak paylaşım yerine dönüştürülemez” diyen Bayhan, kurum yönetimindeki uygulamalara tepki gösterdi. Bayhan, “Sanat kurumlarının yönetiminde esas alınması gereken sanatsal birikim, liyakat ve kamu yararıdır. Ancak Devlet Tiyatrolarında gündeme gelen atamalar, kadro dışı görevlendirmeler ve ayrıcalık iddiaları, kurumun nasıl bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya bırakıldığını göstermektedir. Bakanlık bu iddiaların üzerini örtemez. Ayrıca, kurumun 2026 yılının ilk altı ayında yolluk giderlerinin 160,6 milyon lirayı aşmıştır. Sahne emekçilerinin harcırahından tasarruf etmeye çalışanlar, yöneticilerin business class uçuşları ve lüks konaklama iddialarına açıklık getirmek zorundadır. Emekçilerin haklarından kesinti yapılırken kamu bütçesinin kimlere, hangi gerekçelerle harcandığının hesabı verilmelidir” ifadelerini kullandı.
• Sanatçı Ahmet Kaya’nın yaşamını anlatan, ailesinin onayı alınmadan çekildiği gerekçesiyle itiraz ettiği “İki Gözüm Ahmet” adlı filme ilişkin hukuki süreçte Yargıtay’dan bozma kararı çıktı. Sanatçının film hakkında verilen ihtiyati tedbir talebinin reddi kararı bozuldu. Bu kararın ardından filme ilişkin dava, İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yeniden görülecek.
• Yönetmen Özkan Küçük’ün 2020 yılında çekimlerine başladığı, 2023’te tamamladığı 90 dakikalık film, 1990’lı yıllarda İstanbul’da Kürtçe tiyatro oyunu sahnelemeye çalışan Yeni Yaşam Tiyatrosu oyuncularının karşılaştığı baskıları konu alıyor. Türkçe ve Kürtçe çekilen film, Almanya, Avusturya, İtalya, Rusya ve Irak’taki uluslararası festivallerde gösterilmesine rağmen Türkiye’de ticari gösterime giremedi.Kültür ve Turizm Bakanlığı, 7 Ağustos 2024’te filmde kamu düzenine aykırı unsurlar bulunduğu ve terör örgütü sempatizanlarının mağdur gösterildiği gerekçesiyle ticari gösterime izin vermedi.Mahkeme yasağı kaldırdı, üst mahkeme geri getirdi.Yönetmen Küçük’ün açtığı davada Ankara 3. İdare Mahkemesi, 20 Ocak 2026’da Bakanlığın kararını iptal etti.Mahkemenin başvurduğu bilirkişi raporunda, filmin çocukların ve gençlerin ruh sağlığı açısından yüksek risk oluşturmadığı, sakıncalı görülen bölümler için tümüyle yasaklama yerine yaş sınırlaması gibi daha hafif tedbirlerin uygulanabileceği belirtildi.
Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığının itirazı üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 7 Nisan 2026’da ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak gösterim yasağını yeniden geçerli hale getirdi. Danıştay da 10 Eylül 2026’da yönetmenin temyiz başvurusunu reddederek kararı kesinleştirdi.
Ekim ayı dolarken sanatta hak ihlalleri de sayfalar dolusu yığılmaya başladı. Ülke çapında adaletsizlikler, haksızlıklar, yolsuzluklar, vurgunların bu denli yoğun olduğu bir ülkede sanata da soluk aldırmıyorlar. İşin acı yanlarından biri de iktidarın sanat üzerinde maddi baskılarının salon kirasından fahiş vergilere dek muhalif geçinenler tarafından da aynen tatbik etmesi. Sanat alanının bu denli çifte baskıyı nasıl kaldıracağı ve ne tepkiler göstereceği merakla bekleniyor.
