Dikmen Gürün
30. İstanbul Tiyatro Festivali Strasbourg Ulusal Tiyatrosu yapımı olan “Lacrima” ile açıldı. Tiyatronun direktörü olan Caroline Guiela Nguyen’in 2024’te yazdığı ve yönettiği oyun; Avignon’dan başlayarak katıldığı uluslararası festivallerde ve Odeon, BAM, Barbican gibi tiyatrolarda ses getirmiş bir çalışma. Ne güzel ki bu yıl da ENKA Sanat’ın gösteri sponsorluğu, Zorlu PSM’nin mekân sponsorluğu ve Fransız Kültür Merkezi’nin işbirliğiyle İstanbul’da da seyirciyle buluştu.

“Lacrima” Latincede “gözyaşı” anlamına geliyor. Bir İngiliz prensesi için sipariş verilen ve sadece 27 dakika sürecek bir kilise töreninde gözleri kamaştıracak, sonrasında da Prenses Diana ve Prenses Kate’in dillere destan gelinlikleri yanında yerini alacak olan bir gelinlik ve de muhteşem duvağının hikâyesi. İşte bu duvak hikâyesi, üç saatlik bir süre içinde, “lüks ve emek” arasındaki uçurumun, ilişkinin, çelişkinin özüne yönelik tartışma alanları açıyor. Paris’te ünlü bir modaevinde başlıyor ve dantel işçiliği ile anılan Normandiya bölgesindeki küçük Alençon şehrine uzanıyor. Oradan da Hindistan’ın batı kıyısına iniyor; inciyle nakış işçiliğinde çok iyi bilinen Mumbai’ye (bir zamanların Bombay’i)… İngiltere, Fransa ve Hindistan arasında kurulan üçgen küreselleşmeye dair ipuçları verirken bu konunun önemli isimlerinden Manfred B. Steger’in sözünü ettiği; bölgesel ve uluslararası uzamsal sürekliliğin de işaretlerini veriyor. Modaevinden başlayarak ama aslında bu alanı da içine alarak dönen baskı çarkı sonuçta “otorite” ya da hegemonya olayının çeşitli şekillerde yansıması olarak değerlendirilebilir kuşkusuz.
GÖRÜNÜRLÜK VE GÖRÜNMEZLİK TEZATI
2025 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda Caroline Guiela Nguyen şöyle der: “Genelde benim oyunlarımda insanları buluşturan mekândır. Burada ise yapılan iş, yani gelinliktir. Bu gelinliğin görünürlüğü onun üstünde çalışan insanların görünmezliği ile bir tezattır.” Nguyen, söz konusu insanlara yönelik olarak bir tür çoklu anlatım sistemi benimsemiş. Bir başka deyişle; bu kişilerin hem üzerinde çalıştıkları gelinlikle adeta bütünleşmeleri, hesaplaşmaları ve bu süreçte yaşananlar, hem de kişisel sorunlarıyla yüzleşmeleri “Lacrima”nın temasını oluşturuyor. Her iki düzlemde de birbiriyle kesişen politik, estetik ve kültürel sorgulamalar…
Paris’teki modaevinde atölye şefi konumunda olan Marion tarafından imzalanan sözleşmeyle sekiz aylık hızlı bir çalışma süreci başlar ve de moda dünyasının acımasızlığı atölyede olduğu kadar, şehirler ve ülkelerarası iletişimsizlikte de kendini gösterecektir. Bu arada, “Lacrima”nın girift yapısına dair şu önemli hususa da dikkat çekmek gerekir: Kameraların eşzamanlı kullanımı sahnedeki eylemi hem yakın planda hem de coğrafi olarak uzak noktalardan aynı anda göstererek izleyiciyi tek bir mekâna hapsetmiyor. Bu bağlamda; beyazın ağır bastığı sahne tasarımından ışık tasarımına, müzik ve ses tasarımına, cansız mankenlerin zarafetle taşıdığı giysilerin tasarımına kadar her şey çalışma koşullarının gerginliğini, gerilimi vurguluyor sanki.
GÖZYAŞLARI VE BOŞLUK, HİÇLİK
Oyun boyunca, sıklıkla New York ve Londra’dan ekran aracılığı ile atölye şefi Marion’a baskı uygulayan kaba bir işveren, asla esnetilmeyen uzun çalışma saatleri ve bu arada genç kadının özel yaşamında aynı yerde çalışan eşinin şiddetiyle yüzleşmesi, kızının bunalımları, yaşadığı ruhsal ve bedensel rahatsızlığın kaynağını oluşturuyor. Gözyaşları sanki bir boşluğun, hiçliğin simgesi olarak belirleniyor. Öte yanda, gözlerinin giderek zayıfladığının farkında olan Alançon’daki dantel örücüsü Therese, bu geleneğin son temsilcilerinden biri olduğunun bilincindedir ve Avustralya’da hasta torununu, ailesini nasıl ayakta tutacağının muhasebesini yapmaktadır. Bu hızlı ve sert çalışma temposu içinde hiç de kolay değildir bu. Kuşkusuz içine akmaktadır gözyaşları Therese’in. Ve Mumbai’de ipek duvağın üstünü üç haftada 200 bin inciyle tek tek işleyerek kaplayacak olan Abdul körlüğün eşiğindedir. Tamamlayamaz işini ve arkasında duran Hintli işvereni Manaj’a rağmen, derhal işten atılır büyük patronun emriyle. Abdul’un bu acımasız gerçeği ekrandan duyduğu andaki sessiz tepkisi, çaresizlikle yüzünü ekrandan kaçırması, başını çevirmesi kuru gözyaşlarının en çarpıcısıdır belki de. Ama çark böyle dönmektedir. Duvak mı? Elbette ki tamamlanacaktır bir biçimde, çalışanları feda etmek gerekse de…
“Lacrima” sömürü ve istismar yöntemlerinin, hak/hukuk/adalet kavramlarının masaya yatırıldığı çok katmanlı bir oyun. Farklı düzlemlerde ele alınan ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel sorunların işlenmesi anlamında da başarılı bir yapım. Bu başarıda elbette ki Caroline Guiela Nguyen’in yanı sıra başta Maud La Greveec, Liliane Lipau, Charles Vinoh İrudhayaraj olmak üzere tüm oyuncuların ve de sahne tasarımında Paola Secret’tan Jean Baptiste Cognet’e, Jeremie Papin’e oyuna boyut katan teknik ekibin payları büyük.
Teşekkürler İKSV İstanbul Tiyatro Festivali.
