İsveçli yazar Jonas Hassen Khemiri’nin yazdığı, Hasret Güneş’in çevirdiği ve Serpil Göral’ın yönettiği oyun ekonomiye dair yerleşik kabulleri alaya alıyor. Para ve değer kavramlarını eleştiren oyun “Bir insanın değeri neyle ölçülür? Sahip olduklarıyla mı, kazandığı parayla mı, üretkenliğiyle mi? Ekonomik sistemin kurallarına ayak uyduramayan birinin değeri azalır mı?” şeklinde ele alıyor.
Ekonomi, çoğu zaman karmaşık terimlerin, grafiklerin ve uzmanların konuştuğu uzak bir alan gibi anlatılıyor. Oysa ay sonunu getirmeye çalışan, birikimini korumaya uğraşan, maaşı enflasyon karşısında eriyen ya da -günümüzde Türkiye’de- parasını bir finansal sisteme emanet edip kaybeden herkes ekonominin tam ortasında. İsveçli yazar Jonas Hassen Khemiri’nin ‘Neredeyse Eşittir’ oyunu, kavramsal karışıklık ve basit geçim sıkıntısı arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırıyor. Cihangir Atölye Sahnesi’nin repertuvardaki oyunu, ekonomik düzenin günlük yaşamımızı nasıl biçimlendirdiğini mizahın ve absürtün imkânlarıyla anlatırken akıllara “Herkesin eşit olduğu söylenen bir sistemde, neden eşitlik bir türlü gerçekleşmiyor?” sorusunu getiriyor.
Hasret Güneş’in çevirdiği, Serpil Göral’ın yönettiği oyun, daha başında ekonomi hakkındaki yerleşik kabullerle uğraşmaya başlıyor. “Ekonomi çok sıkıcı değil mi? Karmaşık finansal terimlerle dolu” cümlesinin ardından gelen “Finansal sistem kasten karmaşık” karşılığı, oyunun temel yaklaşımını da ortaya koyuyor. Ekonominin anlaşılmaz bir uzmanlık alanı olarak sunulması, insanların bu düzenin nasıl işlediğini sorgulamasını günümüzde zorlaştırıyor. Aslında sistemin sonuçları; kimin ne kadar kazandığı, kimin neyi satın alabildiği, kimin borçlandığı, kimin iş bulabildiği ve kimin her geçen gün biraz daha yoksullaştığı gibi parametrelerle son derce somut.
PARA VE DEĞER İLİŞKİSİ
Khemiri, dört karakterin kesişen hikâyeleri üzerinden para ve değer ilişkisini kurcalıyor. Her biri farklı bir çıkış yolu arayan bu insanlar, ekonomik düzenin içinde kendi arzularının ve ihtiyaçlarının peşinden gidiyor. Kimi sistemin dışına çıkmaya, kimi onu değiştirmeye, kimi de içinde kalıp ‘dilenmeye’ çalışıyor. Ancak mevcut arayış yöntemleri, onları aynı çarkın farklı dişlileri arasında öğütülen birer metaya dönüştürüyor. Oyunda karakterler için iyi veya kötü diyemeyiz, burada gösterilen şey; ekonomik koşulların insanları nasıl sıkıştırdığı, rekabeti nasıl körüklediği ve ahlaki sınırların esnekliği.
Bu hikâyeyi Türkiye’den izlerken güncel ekonomik gündemle bağ kurmamak da pek mümkün olamıyor. Enflasyonun gündelik hayatın değişmez başlıklarından birine dönüştüğü, alım gücünün sürekli gerilediği, temel ihtiyaçların bile giderek daha zor karşılandığı bir dönemdeyiz. Birikimlerini korumaya çalışan insanların finansal sistemde yaşadığı kayıplar ve kamuoyuna yansıyan fon dolandırıcılığı iddiaları da paraya ve kurumlara duyulan güveni tartışmaya açıyor. İnsanlar hem daha az kazanıyor hem de kazandıklarını koruyabilmek için sürekli yeni risklerle karşı karşıya kalıyor.
Ama oyun, bu tabloyu bir ekonomi dersi verir gibi anlatmıyor. Khemiri, büyük ekonomik kavramları ve teorileri sıradan insanların küçük hesaplarına yerleştiriyor. Para kavramının yanında ‘değer’ kavramı da “Bir insanın değeri neyle ölçülür? Sahip olduklarıyla mı, kazandığı parayla mı, üretkenliğiyle mi? Ekonomik sistemin kurallarına ayak uyduramayan birinin değeri azalır mı?” sorularıyla gündeme geliyor.
EŞİTLİK AMA NASIL?
Oyunun adı, bu soruların elbette merkezinde. Matematiksel olarak eşitlik mümkün ancak insanların imkânları ve kaynakları eşit olmadığında bu eşitlik kâğıt üzerinde kalıyor. Enflasyonun herkesi yoksullaştırması da eşitlik sağlamıyor. Yoksulluk yaygınlaştıkça eşitlik kendiliğinden kurulmuş olmuyor. Aynı ekonomik dalganın içinde herkesin kaybı aynı değil ki. Elinde birikimi, güvencesi ve imkânı olanla günü kurtarmaya çalışan aynı noktada mı?
Sahnelemeden de söz edelim. Bu derece ağır ve güncel bir mesele mizahi, ironik ve humoresk bir stilde ve hareketli bir anlatımın içinden geçirilerek seyirciyle buluşturuluyor. Dorukhan Kenger, Ela Güldüren, Kerem Aktı, Mithat Seçinti, Nihal Parlak, Özge Doğan, Seren Köken, Serhat Güney ve Yusuf Kısa’dan oluşan oyuncu kadrosu, karakterlerin kesişen hikâyelerini sahnede canlı ve dinamik bir anlatımla kuruyor. Oyunun temposu ile koreografisi, absürt durumları ve ekonomik sistemin yarattığı çelişkileri sahnede canlı tutuyor. Seyirci bir yandan karakterlerin içine düştüğü durumlara gülüyor, diğer yandan bu durumların kendi hayatındaki karşılıklarını düşünüyor. Bu gülünç hâl, oyunun eleştirel gücünü azaltmıyor; tersine güçlendiriyor.
Neredeyse Eşittir, ekonomiyi uzmanların tekelinden çıkarıp herkesin meselesi olarak ele alıyor. Çünkü para; finansal terimler ve piyasa hareketlerinin sınırlarından çıkan, hayatın nasıl yaşanacağını, hangi imkânlara erişilebileceğini ve geleceğe ne kadar güvenle bakılabileceğini belirleyen bir meta. Khemiri’nin oyunu, bu noktada eşitlik iddiasıyla işleyen bir düzenin içindeki derin eşitsizliği hatırlatıyor. Bugün enflasyonla, güvencesizlikle ve birikimlerini kaybetme korkusuyla yaşayan Türkiye toplumu için bu hatırlatma hayli tanıdık. Hesap ortada.
