Benim Zindanlarım

Nedim Saban

Televizyonculuk geçmişimde Dr. Stress programının temellerini Bilgi Üniversitesi’nin kurucularıyla attığım için, kendilerinin ne denli açık görüşlü olduğunu bilirim. Türkiye, Bilgi Üniversitesi’ni kazandığı zaman gururlanmış, adına yaraşan bir eğitim verecek bir kurum kazandığımız için onur duymuştum. Amerika endeksli düşünenlerden değilim, ancak eğitimime Amerika’nın en liberal okullarından Bennington College’da başlamış ve New York Üniversitesi’nde sanatsal özgürlüğün, ifade özgürlüğünün tadını sonuna kadar çıkartmış bir kişi olarak, Bilgi’yi her ziyaretimde en azından formatı Amerika’ya endekslenmiş bir üniversite kazanmış olmanın yüzeysel de olsa keyfini yaşadım.

Ardından, Bilgiciler, ikinci cumhuriyetin demokrasi kalıplarına kaydılar, duyduğuma göre arazi kapatmalar, sahte demokrasi oyunları, ifade özgürlüğünü statükoya endeksleme endişeleri, sırasıyla Amerikalı partnerlerine hoş görünmek için Özgürlük Heykeli’ni bir özgürlük sembolü olarak görmek değil, hatıralık eşya olarak satma teknikleri, hükümete şirin görünmek için Taksim Meydanı’nı pankartların açıldığı bir yer değil, arabaların park edilerek otoparktan rant sağlanan bir yer olarak gördüler.

Ne yazık ki, bu aşamada, İstanbul’a Santral İstanbul gibi modern bir sanat merkezi kazandırma vizyonu gösterenler, gencecik bir öğrencilerini ve iki öğretim görevlilerini harcamaya utanmadılar!

Pornoymuş!

Yesinler sizin pornonuzu…

İçeriğinde müstehcen öğeler taşıyan her sanat eserine porno mu denir?

Kadını, erkeği, çocuğu istismar etmeyen, teşhir etmeyen, satış amaçlı olmayan, genç bir beynin sadece yaşama bakış amaçlı uyarı niteliği taşıyan bu eserini ‘porno’ olarak değerlendirip, bir öğrencinin geleceğini karartmaya ne hakkınız var?

Kaldı ki, yaz aylarında tamamlanan bitirme tezi basına sızınca mı birden porno oluverdi?

Üniversitenizde Atatürkçülüğün tartışılmasını demode bulunca demokrat oluyorsunuz da, bir sanat eserinin kafasını kopartmaya gelince muhafazakâr cadılara mı dönüşüyorsunuz?

Ayıp ettiniz, Bilgiciler…

Önce Bilgi adına, sonra üniversite kavramına, sonra Özgürlük Heykeli’ne çok ayıp ettiniz…

İkinci Cumhuriyeti bilmem ama Birinci Cumhuriyet’e de çok ayıp ettiniz vallahi.

(Bimeras Kültür Vakfı tarafından Beşiktaş Meydanı için tasarlanan Free Zone İstanbul sergisinde Kemalist bir grup tarafından parçalanan ‘ibadet bölgesi’ objesine ayıp edildiği kadar siz de ayıp ettiniz, bilgiyi, bilimi, sanatı kararttınız.)

Bu hafta, eğitim hakları için ODTÜ’de yürüyen bir grup, iktidar ile karşı karşıya gelince polis şiddetine maruz kaldı.

Öğrenciler, ne istiyor?

Parasız eğitim istiyorlar…

Harç parası bulamadığı için intiharın eşiğine gelen çocuklarımız var çünkü!

Polisimiz, 300 gaz bombası atarak bu çocuklarımızı acımasızca dövüyor, Bilgi Üniversitesi geleceğin sanatçılarının hayatını karartıyor…

Dövülenlerin derdi, başbakanla konuşmak, dertlerini anlatabilmek. Hani 11 Eylül günü, herkesin başbakanı olduğunu söyleyen Tayyip Erdoğan ile!

Döven polislerin belki de çocukları, kardeşleri de harç parası bulamıyor.

Keşke gaz bombası atmak yerine, parasız eğitimin olanaklarını tartışabilmek gibi bir çözüm olabilse!

Öte yandan, Bornova Şehir Tiyatrosu’nun provası sırasında, bir grup maganda, provayı basarak, taşlı, sopalı saldırı düzenliyor.

CHP’li başkanın açıklaması ise ürkütücü: Gençler tiyatroyu hedeflememişler!

Şimdi, Tophane’de galeri basanlar da galeriyi hedeflemeyip, nasıl olduysa hedefi tutturmuşlardı, hükümet yetkililerimiz, aynen CHP’li başkanın söylemiyle işin içinden çıkmıştı.

Türkiye, şiddetin taçlandırıldığı bir ülke oldu.

Öğrenciyi döven polis, öğrenciyi kovan yönetici, domuz bağıyla işkence yapan Hizbullahçı, hapisten salıverilen seri katil, tesadüfen galeri basan ‘komşu’, tiyatroya saldıran iyi niyetli topluma kazandırılması gereken gencin hiçbir suçu yok, gazeteciler hapiste…

Geleceğin sanatçısı, aslında pornografik eserler veren bir sapkın…

Öğrenim görmek isteyen ‘öğrenci’, çete üyesi!

Üniversiteler hapishane, tiyatro provaları zulümhane, bilgisayar tuşları tımarhane, Türkiye büyük bir hapishane oldu.

Her yerde görünmez prangalar varsa,

Galiba, en onurlusu, gerçek anlamda zindanlarda çürümek!

Birgün

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: