Çağdaş Sanatta Sansür

Mimesis Haber – Hrant Dink Vakfı tarafından düzenlenen “Çağdaş Sanatta Sansür” toplantısı 28.05.2011 tarihinde yapıldı. Toplantının amacı; “sansürü uygulayan farklı aktörlerin kimler oldukları ve ne tür ifadelerin kısıtlandığı gibi unsurlara bakarak sansürün Türkiye’deki farklı modalitelerini ele almak” olarak belirlenmişti.

Toplantıya Hale Tenger, Neriman Polat, Okan Urun gibi sanatçıların yanı sıra, avukat Murat Altındere, yapımcı Sevil Demirci ve sanat eleştirmeni Erden Kosava katıldı. Konuşmacılar ilk olarak ele alınan konu üzerinden kendi deneyimlerini dinleyicilerle paylaştılar, eserlerine ve düzenledikleri etkinliklere uygulanan sansürün boyutlarını, süreçte yaşadıkları korku ve gerginliği, medyanın kendilerini nasıl hedef gösterebildiğini, bu hedef gösterilme sonrasında artan mahalle baskısını ve koruma talep ettikleri emniyet görevlilerinin pratiklerini anlattılar.

Toplantı esnasında ele alınan noktalar şunlardı: Sansürün keyfi bir uygulama olarak ortaya çıkabildiği, sanatçıların çevredeki baskılar nedeniyle duydukları korku neticesinde kendi kendilerine otosansür uygulayabiliyor oldukları, sansürle karşı karşıya gelen bireylerin ise desteklenmek yerine yalnız bırakılabildikleri ve hatta dışlanabildikleri, sanatı ve sanatçıyı koruduğu varsayılan yasal çerçevenin yeterli olup olmadığı, bunun yanında bu tür yasaların anayasada mevcut olmasına rağmen sansürün, yasa uygulayıcıları ve yasaların uygulanma şeklinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı idi.

Medya ve Sansür

Ayrıca, medyanın sansür uygulamasında nasıl aktif rol alıp, hedef gösterici hale gelebildiği; karşıt görüşteki medya organlarının, sansür uygulamasına karşı verdikleri tepkide olayı nasıl bir rekabete dönüştürebildikleri konuşuldu. Medyanın bu noktada hem sansürü tetikleyici bir etkisinin de olabileceği hem de sansürün karşısında yer alabileceği, bunun yanında kendisinin de birebir sansüre uğrayabileceğinden bahsedildi. Ayrıca medya tepkisi nedeniyle sansüre uğrayan “Yala ama Yutma” adlı oyundan yola çıkılarak, bir eserin sergilenmeden bile sansüre uğrayabiliyor olmasına değinildi.

Hukuk ve Sansür

Konunun yasal boyutuna gelindiğinde, yasaların uygulayıcısı olarak hakimlerin sanata, sanatçıya ve sanatı koruyan yasalara bakışının, sansür davalarında asıl belirleyici olduğundan söz edildi; yasa uygulayıcılarının bu yasaları içselleştirmesi gerektiği konuşuldu.

Meslek örgüt temsilcilerinin de temsil ettikleri kesimi korumak yerine, sansürü özellikle uygulayan taraf olarak ortaya çıkmasına değinildi. Bununla birlikte politik hareketlenmeye neden olabilecek bir iş fikrinin bile direkt tepkiye sebep olabildiği belirtildi.

Bu noktada, otosansürle mücadele edebilmek için sansüre karşı elde edilen kazanımları düşünmek ve bu süreçte sanatçıların yalnızlaşmasını engellemek, yaratılan korkuyla tek başlarına başa çıkmaya çalışmalarını önlemek üzere bu konuda konuşmaya başlamak, bireylerin sanata ve sanatçıya bakışını değiştirmeye çalışmak, sansüre uğrayan sanatçı ve eserler hakkında daha çok yazı yazmaya ve böylece insanları haberdar etmeye başlamak gerektiğinden bahsedildi. Bunların yanında, sansür uygulayan kurulların içinde varolmaya başlamak, kolektif işler yapmak ve üretmeye devam etmek, sanatın ve sanatçının korunmasına yönelik çözümler üretmek, sanatı-sanatçıyı koruyucu yasalar hazırlamak gerektiği konuşularak toplantıya son verildi.

Gülsen Özbekar – Mimesis

Yorum


işlemi tamamlayınız: