Haldun Taner 100 Yaşında

haldun-taner3[Ayşegül Yüksel’in Cumhuriyet’te yayınlanan Haldun Taner hakkındaki yazısını paylaşıyoruz.] Öykü yazarı Haldun Taner’i 1950’lerin sonlarına doğru tanıdım. O yıllarda İstanbul’daki liselerde hafta sonları ‘edebiyat matineleri’ yapılır, kıdemli ya da yeni parlayan kalem ustaları yapıtlarından bölümler okur, biz hevesli son sınıf öğrencileri de sunuculuk yapar, kimi şiirleri seslendirirdik. Kırklı yaşlarını süren Taner ağır toplar arasındaydı. Öykülerinin fantezi boyutu ile sürprizli dönüşümlerini toplumsal gerçeklerle örtüştürdüğü metinlerini bizimle cömertçe paylaşırdı.

Sınıfındayken ve daha sonrasında Taner’in öğrencisi olma şansına eriştim. Öykü yazarlığı yanında, ‘Fazilet Eczanesi’ ve ‘Lütfen Dokunmayın’ oyunlarıyla da ünlenmişti. ‘Keşanlı Ali Destanı’ ve ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ın sahnelendiği yıllar. Taner’in unutulmaz tiyatro dersleri, pek çok katmanıyla tiyatro bilgimi bugüne taşımıştır.

Aradan uzun zaman geçti. Taner’in 60’lı yaşları… Kabare tiyatrosunu ülkemizde kurumlaştıralı yıllar olmuştu. Oyunlar öyküler sürüyor, Milliyet’teki Devekuşuna Mektuplar köşesindeki yazılar birbirini izliyordu. ‘Haldun Taner Tiyatrosu’ kitabını yazmaya başlamıştım.

Münir Özkul’dan ‘Perde’ tiradı
1980’li yılların ortalarına doğru, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun düzenlediği bir Haldun Taner Şöleni’nde yapacağım konuşmanın öncesinde Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’ın ‘Keşanlı’ gösterisinin, ardından da Münir Özkul’dan ünlü ‘Perde’ tiradının yer alıyor olmasıyla onurlandığım, unutulmaz bir gün.

Hoca kısa bir süre sonra aramızdan ayrıldı. Yıl 1986. Ama bizi hiç bırakmadı. O gün bugündür kitapları baskı üstüne baskı yapıyor, oyunları sürekli olarak sahneleniyor. Bugün 100. doğum gününü kutluyoruz.

Haldun Taner, yazma uğraşının olanca tadına varmış bir kalem ustasıdır. Üretme süreci doğal ki uzun saatler alan, yıpratan, acı çektiren, sıkı, disiplinli bir çalışma eylemi gerektirmiştir. Ancak Taner’i özel kılan, öykülerini, oyunlarını, düzyazılarını biçimlendirirken, ürettiğine ‘keyif’ katması, ürettiğinden ‘keyif’ almasıdır.

Üretilenin tadını çıkarma olgusu Taner metinlerini biçimlendiren tüm öğelerde görülür. Öncelikle, toplumsal taşlama ile arı gülmeceyi başa baş yarıştıran bir ustadır Taner. Bu özellik ‘Eşeğin Gölgesi’nde, ‘Keşanlı Ali Destanı’nda, ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ ve kabare oyunlarında ön düzeye çıkar.

Düşündürerek eğlendirme
Ne ki Taner’in gülümseten, güldüren, kahkaha attıran mizah anlayışının temelinde her zaman tersinleme (ironi) vardır. Tersinleme, ‘olması beklenen’ ile ‘gerçekte olan’ arasındaki uyumsuzluğun ince alayla yoğrulmuş anlatımıdır. Tersinleme yaklaşımı böylece ‘karşıtların çelişkisi’ni gösterme hedefine yönelir. Yazma uğraşının tadını tersinleme yoluyla çıkarma eylemi, özellikle Taner tiyatrosunun ‘düşündürerek eğlendirme’ yönündeki baskın çizgisini belirler.

Taner, dilsel çelişkilerden güldürü üretir. Osmanlıca terkiplerle ‘frenk’ özentisi sözcükleri, ‘kibarlık’ taslayan zorlama deyişlerle ‘külhanbey’ ağızlarını, dildeki ‘incelik’le ‘kabasabalığı’ birbirine tokuştururken, bizi toplum içindeki duruşumuz ile dil kullanımımız arasındaki ilişkiyi düşünmeye yöneltir.

Taner’in sahne kişileri uzlaşmaz çelişkilerin belirlediği karşıtlıklar içinde biçimlenir. ‘Keşanlı’nın Ali’sinin oyun başındaki ‘korkak’lığı oyun sonundaki ‘yiğit’liğine tat katar.

‘Ayışığında Şamata’nın ikinci bölümünün ‘sentetik’ kişileri, kendileri için ilk bölümde çizilen ‘gerçek’ kişiliklerin gülünç birer karşıtıdır.

‘Fazilet Eczanesi’, yenilikçilikle gelenekçilik arasındaki değerler uyuşmazlığına ayna tutar.

‘Gözlerimi Kaparım’ın ‘hileci’ Efruz’uyla ‘dürüst’ Vicdani’sinin çekiciliği aralarındaki onarılmaz zıtlıktan kaynaklanır.

Beklenen sona ulaşmaz
Taner yazma uğraşına, oyunlarının olaylar dizisini biçimlendirirken de bir başka keyif katar. Hiçbir oyunu beklenen sonuna ulaşmaz. ‘Günün Adamı’, ana karakterler gerçekleri öğrenmeden noktalanır. Ya da kimi oyunları noktalamak için üç beş ayrı ‘son’ önermektedir yazar. Dahası, ‘Lütfen Dokunmayın’da olduğu gibi, her öykü, kişinin bakış açısına göre farklı biçimde sonlanabilir.

Taner özellikle popüler halk tiyatromuz ile Brecht tiyatrosunun özelliklerini buluşturduğu ‘göstermeci- epik’ biçemdeki ‘açık biçim’ oyunlarındaki ‘zaman’ ve ‘uzam’ kullanımıyla da tiyatromuza keyifli boyutlar katmıştır.

‘Sersem Kocanm Kurnaz Karısı’, tadını aynı kişilerin aynı oyunu üç ayrı zaman dilimi içinde üç ayrı biçemde sergileyişlerinden alır. ‘Zilli Zarife’, sahnede bir yandan yazılırken, bir yandan da oynanan bir tiyatro metnidir.
Haldun Taner tiyatro sanatının, tüm tadını ‘oyun’ olma özelliğinden aldığının bilincindedir. Taner tiyatrosundan aldığımız çok özel tat, yazarın tiyatronun ‘oyunsu’ niteliğini değerlendirmekteki ustalığından kaynaklanmaktadır.

Batı tiyatrosunun sorgulayıcı özünü popüler halk tiyatromuzun mizah yüklü biçemiyle buluşturmuş bir ustadır Taner. Doğru ve hakça, özgürce yaşamanın yazarıdır.

İyi ki bizim yazarımızdır

Cumhuriyet

Yorum


işlemi tamamlayınız: