Anlatılan Bizim Hikâyemiz

Bahar Çuhadar

Tülin Özen size bir masal anlatacak; içinde kadınların dolaştığı, dile dair, bize ait bir masal… Dinlemeye hazır mısınız?

Bir yazar, bir yönetmen, bir oyuncu. Üç kadın: Pelin Temur, Ayşenil Şamlıoğlu, Tülin Özen. Birinin yazdığı, diğerinin yönettiği, öbürünün dile, harekete getirdiği, can verdiği bir masal: ‘Dil Kuşu’.

Destar Tiyatro sezonu, içinde kadınların dolaştığı; kadın diliyle, ağıdıyla, öyküleriyle, feryadıyla, isyanıyla anlatılan bir masalla açtı. Destar Tiyatro’nun Mîrza Metin tasarımıyla geçen sezon başlattığı ‘Dil Oyunları’ projesinin sonuncusu olan bir masalla. (Proje, İrfan Güler ve Pepa Baamonde’nin Türkçeye çevirdikleri, Galisyalı yazar Sèchu Sende’nin ‘Rüyalarımda Bile Dilimi Kaybetmeyeceğim’ adlı öykü kitabından hareketle yaratılmıştı.)

Anadilimizin nefesimizde dolaştığını, dil yoksa nasıl da lâl olunduğunu, esaretin dili öldürdüğünü, dilin peşinde fersah fersah yol kat edilebileceğini, dil yoksa hakikatin de olmayacağını, hayatın ‘tek dilde’ değil, ancak ‘el ele dansa, halaya durmuş bütün dillerde’ var olabildiğini anlatan bir masal bu. Koparılıp yok edilen eski yaşamın yerine yeni yaşamı kurmaya çalışan bir halka dair bir masal… “Çok olmak eksik olmak değil, tek olmak eksik olmaktır” diyen bir masal, Pelin Temur’un yazdığı.

Tülin Özen masalın; hem tek tek kadınları ve adamları, iyileri ve kötüleri, hem de anlatıcısı… Bazen yaşlı bir nine, bazen ninesinin dilsizliğine şifa olmak üzere yollara düşmüş küçük, yalnız bir kız çocuğu olarak sahnede. Tomris Kuzu’nun sahne ve kostüm tasarımı, Alev Topal’ın ışık tasarımı, Çiğdem Erken’in müzikleri ve Esra Yurttut’un koreografisi eşliğinde anlatmaya koyuluyor. Seyircisini içine çekip hem yaşadığımız coğrafyayla, yakın ve uzak tarihle, kısacası anlatının sıcak gerçekliğiyle bağını koparmamayı becerip; bir yandan da o mistik, masalsı tattan uzaklaşmamayı gerektiren bir oyun bu. Özen; farklı masal kişileri ve anlatıcı arasında dolanırken, her seferinde farklılaştırdığı sesi ve bedeniyle, anlatının hakkını veren bir performans sergiliyor. Ama seyirciye sunduğu kişiler arasında daha yumuşak –dans edercesine- bir akış tutturmasına ihtiyaç olduğu da muhakkak.

Duvara yansıtılan şekillerin de görsel açıdan ilgi çektiğine de şüphe yok ama anlatıyla yeterince bütünleşemeyince ‘kenar süsü’ olmaktan öteye gidemiyorlar. Benzer bir durum kostüm ve sahnedeki genişçe kumaş parçası için de geçerli: Her ikisi de oyuna/masala eşlik ediyor evet, ama masalın tam olarak bir parçası olabildiklerini söylemek zor. Hem kostüm, hem de zeminin büyük kısmını kaplayan kumaş –ki tek bir sahnede kullanılıyor- daha işlevsel buluşlarla çıkabilirdi karşımıza.

İlk 15 dakikasında kendimi kaptırmakta zorlandığım, ‘küçük kızın köye girmesiyle birlikte’ peşine düştüğüm bir masal oldu, ‘Dil Kuşu’ benim için. Anlatıldıkça olgunlaşacağına şüphe yok. Üstelik anlatılan, hele ki her tarafından kötülük ve nefret sızan bu kara günlerde, hakikaten bizim hikâyemiz…

‘Dil Kuşu’ her perşembe Beyoğlu’ndaki Şermola Performans’ta izlenebilir.

Radikal



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: