Müthiş Bir Tezgâh Var

(Derya Aydoğan/Birgün) Usta tiyatrocu Genco Erkal dünyanın en güncel ve en önemli meselelerinden ‘göçmenlik’ konusunu sahneye taşıdı. Matei Visniec’in yazdığı, Genco Erkal’ın yönettiği ve Şirvan Akan, Ayşe Lebriz Berkem, Lütfi Can Bulut, Cem Çetin ve Yiğit Yarar ile birlikte rol aldığı ‘Göçmenleeeer’i konuşmak için Genco Erkal ile bir araya geldik.

»Küreselleştiğini iddia eden bir dünya var ama hâlâ göçmen kelimesinin yanına hemen sorun kelimesi ekleniyor. Asıl problem burda başlamıyor mu?
Asıl problem, zengin ülkeler ve çok yoksul ülkeler var. Bir taraf giderek zenginleşirken öbürü giderek yoksullaşıyor. Zengin olanlar da kendi çıkarları doğrultusunda o ülkeleri istedikleri gibi kullanıyorlar. Açlık konusu korkunç bir şey. İnsanlar karınlarını doyuramadıklarında, her şeyi yapabilirler. Oyunumuzdaki görüntülerde de görünüyor, tellerin üstünden atlamaya çalışıyorlar, elektrik akımı verildiği halde pes etmiyorlar. Ölecekleri yüzde seksen hatta belki yüzde doksan belli, buna rağmen bunu göze aldıklarına göre, işin ne kadar ciddi bir boyutta olduğunu düşünmek lazım. Onlar da biliyor, görüyorlar o botlarda kaç kişi ölüyor… Bile bile gidiyorlar. Belki ben kurtarırım diyor. Ordan kurtulsa bile öbür sınırları geçemiyor. Tamamen bir insanlık faciası. Büyük bir trajedi. Nasıl bir çözüm bulanacak bu duruma inanın bilmiyorum. Geçtikleri yolda biz varız ve o yüzden de bu durum bizi daha çok ilgilendiriyor. Pek çok Suriye’li göçmen ülkesinden kaçıp ülkemize sığındığı için aç bir şekilde yollardalar, dilenmek zorundalar.

»Hükümetin göçmenlerler politikasını nasıl buluyorsunuz? Nasıl bir yol izliyor?
Bir şeyler yapıyor ve yaptıklarını bence oy için yapıyor. Onları oy deposu olarak görüyorlar. Bir de Batı’ya karşı bir koz kullanmak için şimdi burda muhafaza ediyor. Çok ikiyüzlü bir politika. Zaten baştan her şey yanlış. Bizim ne işimiz var Suriye’de? Bütün Ortadoğu politikamız yanlış. Durup dururken birdenbire sonradan istifa ettirilen başbakanın çizdiği bir yolla, hiç ilgimiz yokken Ortadoğu denen o batak çukuruna saplandık. Oraya giren hiç kimse kurtulamaz zaten. Amerika da kurtulamadı. Saddam’ı, Libya’yı, Afganistan’ı devirdi, ne oldu? Daha kötü oldu. Bizimkiler de böyle girdiler. Başka bir ülkenin iç işlerinden sana ne? Maalesef hem bizim ülkemiz hem de Batı ülkeleri bunları pazarlık konusu olarak kullanıyorlar. En son referandumda bunu gördük. Suriye’li göçmenlere ayrıcalıklı hakların tanınması ve yurttaşlık haklarının verilmesi referandumda daha çok oy almak içindi. Aynı şekilde Batı ile bir pazarlık konusu olarak kullanılmaları, kumar oynanıyor sanki. Bende bu var, sende o var diye. Sen kapıyı kapalı tutarsan, ben de sana şu kadar para veririm deniyor.

Biri diyor ki, “Ben onları salarsam sen seçimi kazanamazsın” diyor. İnsan canı üzerinden oynanan bu pazarlık, bu kirli politika korkunç bir şey. Müthiş bir ikiyüzlülük var. Herkes çok hümanist olduğunu göstermeye çalışıyor özellikle de batılılar, çok insan sever, insan haklarına ve değerlerine sahip çıktıklarını söyledikleri halde tam tersi yani.

»Devlet çıkarı olmasa girer miydi böyle bir şeyin içine ?
Evet ama öyle, o kadar kolay olmadığını gördü. Şimdi tam tersini söylüyor. Gitti Putin ile masaya oturdu, Esat’ken Eset olmuştu şimdi yine Esat olacak. Çünkü onu destekliyor dolaylı olarak. Biz sıradan vatandaşlar olarak bir şey yapamıyoruz, sadece böyle ah ah deyip seyredip, dövünüyoruz. Onun sonucunda işte göçmenler buraya geldiler. İhtiyacı olan geldi, olmayan geldi. Bayramda oraya ziyarete gidebiliyorsan rahatlıkla oraya gidebiliyorsun demek bu. O zaman niye buraya gelip yerleşiyorsun gibi bir durum oluştu.

»Burda daha mutlu yaşayacaklarını düşündükleri için de gelmiş olabilirler. Bayramda sevdiklerini görmeye gitmek başka, yaşamak istediğin yeri değiştirmek istemek başka şeyler değil mi? Oyunda da benzer bir şey vardı.
Tabii kesinlikle. Suriye’den konuşuyorsak çok varlıklı insanlar geliyor. İran’dan da çok varlıklı insanlar kaçtılar, geldiler. Mutlaka belirleyici olan bir sürü faktör var. Oyunda söylenmek istenen de şu “Sakın buraya açlıktan geldik demeyin çünkü uluslararası yasalara göre açlıktan iltica etmek, geçerli bir sebep kabul edilmiyor Avrupa’da. Sadece savaştan kaçtığınızı söylerseniz, yırtabilirsiniz” diyorlar. Çünkü o zaman size sığınma hakkı vermek zorunda. Öyle bir ikilem var.

»Oyunda geçen, siyasetçi kendi düşüncelerini söylemek istese bile hemen çevresindekiler, düşüncesi doğru ya da yanlış, oy kaybetme, koltuk kaybetme durumunu hatırlatıyor. Bu yüzden de bizler siyasetçilerin gerçekten ne düşündüğünden asla emin olamıyoruz.
Tabii ki. Çünkü devlet politikası o. Artık kimseye inanılmıyor. Politikacıların bugün söyledikleriyle yarın söyleyip, yapacakları asla birbirini tutmuyor. Zaten siyaset bu demek. Halkı oyalamak, bir şeyleri varmış ya da yokmuş gibi gösterme. Sadece çıkarlarını düşünmek…

Yazının devamını okumak için tıklayınız.