Şenay Gürler, Aylin Balboa’nın kitabından uyarlanan “Bu Hikâye Senden Uzun Osman” oyununda tek kişilik performansıyla dikkat çekiyor. Gürler, “Çağımızda her şey hızlı tüketime dayalı. Sanatın her alanı bu gerçekle yüzleşiyor. Bu süreç aynı zamanda bir dayanıklılık sınavı” diyor.
Aylin Balboa’nın aynı adlı kitabından uyarlanan “Bu Hikâye Senden Uzun Osman”, oyuncu Şenay Gürler’in tek kişilik performansıyla sahneye taşındı.
Salih Usta’nın yönettiği yapım, uzun bir ilişkinin ardından yaşanan ayrılığı ve bir kadının Osman’a yazdığı mektuplar üzerinden kendi hikâyesini yeniden kurma sürecini anlatıyor.
Metinde birine yazılan mektuplar, yavaş yavaş kendine yazılan bir tür iç arşive dönüşüyor. Ayrılık hikâyesi gibi başlayan oyun, aslında insanın kendi anlatısını yeniden kurma laboratuvarına dönüşüyor.
Tek kişilik performansın gücüyle sahne bir anda zihnin iç mekânına evrilerek seyircinin kendi hikâyesinin parçalarını bulduğu bir anlatı sunuyor.
Gürler ile oyunu ve sanatın tüketim kültürüne karşı verdiği dayanıklılık sınavını konuştuk.
KENDİNİ BULMA YOLCULUĞU
Gürler, “Oyun bir ayrılma hikâyesiyle başlıyor ama ilerledikçe yaşanan kaybın ardından bir kadının ayrıldığı kişiye mektup yazarak kendini bulma yolculuğuna dönüşüyor” diyor. Hareket tasarımının oyundaki yerine değinen sanatçı bunu şöyle tarif ediyor: “Sahnede bu dönüşümü tekrarlanan hareket tasarımının zaman içinde dışına çıkarak, bedensel ritmi değiştirerek kuruyorum. İlk bölümde dağınık, gidip gelen ruh durumları oyun ilerledikçe net bir duruşa evriliyor. Osman’a ayrılık acısı ile yazılan mektuplar artık Osman’ı aştığında ve içsel bir yolculuğa dönüştüğünde duygu, beden dili, ritim tamamen değişiyor. Salih Usta’nın hareket tasarımı ile Güneş Bozkır’ın ses tasarımı oynadığım karakterin değişim ve dönüşümünü kurmamda bana çok yardımcı oldu.”
Tek kişilik bir oyunda sahnede olmanın hem özgürlük hem de büyük bir sorumluluk olduğunu belirten Gürler, bu deneyimi “Tek kişilik oyun bir yandan beni ürkütürken, bir yandan da bana büyük bir özgürlük veriyor. Daha önce ‘Ben Türkan Saylan’ ve ‘Karşınızda Yalnız Kadın’ oyunlarında tek başıma sahnedeydim. Sahnede yalnız olmak her türlü olasılığı tek başına karşılaman demek oluyor. Saklanacak bir yer ya da sığınılacak bir partner yok. Ezberini unutabilirsin, teknik aksaklıklar olabilir, seyirciye ulaşamadığını hissedebilirsin ama bir yandan da algıların tamamen açık, her an her türlü duruma hazırsın, seyirciyle kurulan bağı tek başına tutuyorsun. O yüzden çok heyecan verici” diye anlatıyor.
AYRILIK EVRENSELDİR
Oyunun seyirciyle kurduğu bağın temelinde ayrılık deneyiminin evrenselliğinin olduğunu vurgulayan Gürler, seyircinin anlatılan hikâyede kendi deneyimlerini bulduğunu söylüyor ve ekliyor: “Hepimiz hayatlarımız boyunca belki defalarca ayrılık yaşıyoruz. Evrensel bir durum bu. Sadece aşk ilişkilerinden söz etmiyorum. Bir arkadaştan, alıştığın bir işten, ortamdan kopmak, bir şehri terk etmek ya da ölümle bir ayrılık yaşamak… Bütün bu ayrılıklar sonucunda boşluk hissi yaşıyoruz ama en zor gelen galiba sevdiğin birini ölüm ya da ayrılık nedeniyle kaybetmek. Bu bir yas süreci aynı zamanda. Bütün bunlardan sıyrılıp yeniden hayata devam edebilmek, dağılmış benliğini yeniden toparlayıp inşa edebilmek bir süreç ve çaba gerektiriyor. Dolayısıyla seyirci sahnede yaşanan, söylenen her şeyi içinden biliyor, o alana kendi hikâyesini yerleştiriyor. Aylin’in şu sözü beni çok etkiliyor, ‘Ayrılık ya da ölüm fark etmez bir yokluğun üstüne her şeyi yeniden yaşanabilir bir vakte ayarlamak gerekir, çok iyi biliyorum.’”
BAĞIMSIZLARA DESTEK GEREK
Gürler, günümüzde tiyatro üretimlerinin özellikle bağımsız sahnelerde yeni anlatım biçimleri aradığını da işaret ediyor: “Bugün çok farklı dinamikler söz konusu. Özgür, deneysel formların temeli bağımsız tiyatrolar. Karşılaştıkları zorluklara rağmen üretmeye devam ediyor, yeni anlatım biçimleri denemeye çalışıyorlar. Devlet bütçesinden yapılacak katkılar, özel sektörle yapılacak şeffaf iş birlikleri ve kamusal destekler, mekânların paylaşımı ve kolektif üretimin çoğalması varlıklarını sürdürebilmeleri için çok önemli.”
Bağımsız tiyatroların yaşadığı zorluklara değinen Gürler, sanat üretiminin bugün aynı zamanda bir dayanıklılık meselesi olduğunu söylüyor: “Çağımız hız çağı, her şey hızlı tüketime dayalı. Bugün sanatın her alanı bu gerçekle yüzleşiyor ve yeni anlatım biçimleriyle sanatın özünü koruyarak üretim yapmaya devam ediyor. Bu süreç aynı zamanda bir dayanıklılık sınavı. Kişisel olarak sahici, samimi ve özgür işler üretmeye çalışıyorum. İnsanın her zaman kendini yenilemesi, yeniliğe açık olması gerektiğine inanıyorum.”
Oyun, İstanbul’da 10 Mart’ta Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde, 12 Mart’ta Baba Sahne’de, 14 Mart’ta Akatlar Kültür Merkezi’nde, 15 Mart’ta Kozzy’de, 23 Mart’ta Trump Sahne’de seyircinin karşısına çıkacak.
Türkiye turnesi kapsamında ise Ankara’da 24 Mart’ta Çankaya Belediyesi ASM Kırmızı Salon’da, 25 Mart’ta AST Bilkent Sahne’de; İzmir’de 26 Mart’ta Bostanlı Suat Taşer Sahnesi’nde; Uşak’ta ise 29 Mart’ta AKM’de sahnelenecek.
