“İnsan Anılarından Oluşur”: Nergis Öztürk ve Engin Hepileri ile Elma Labrador Çimen Üzerine

Pinterest LinkedIn Tumblr +

 Günsu Özkarar

Sezonu kapamadan tiyatroseverlerin yakalaması gereken dokunaklı bir oyun Elma Labrador Çimen. Enerjisi oyun boyunca hiç düşmeyen iki samimi oyuncu Nergis Öztürk ve Engin Hepileri’ye merak ettiklerimizi Mimesis için sordum.

Genç yaşta Alzheimer hastalığına yakalanan bir adam ve karısının hikayesini izliyoruz oyunda. Bildiğiniz bir yazar mıydı Matthew Seager?

Engin Hepileri: Daha önce tanımıyordum. Zaten çok genç bir yazar henüz 34 yaşında. Londra’da bir kitapçıda bu oyunla karşılaştım. İlk bakışta sahneleme biçimine bulduğu farklı düşünceler ilgimi çekti. Ardından oyunu okuduğumda hem içerik olarak sevdim hem de insanın ruhuna dokunan ince bir kalemi olduğunu fark ettim. Ve bu oyunu çalışmaya karar verdim.

Zeynep Anacan çevirisinde orijinal metne her anlamda sadık kalındı mı? 

Engin Hepileri: Elbette metne sadık kaldık. Ancak gerek kültürel espriler gerekse oyunun üçüncü kişisi olarak nitelendirdiğimiz şarkıları yönetmenimiz Onur Ünsal ve müzik direktörümüz Kenan Doğulu ile değiştirme kararı aldık. Oyunu yazılış biçimi anlamında birebir oynuyoruz ancak elbette ki oyuna kendi duruş, görüş ve bakışımızı da yansıtıyoruz.

Metni ilk okuduğunuzda ne düşündünüz / hissettiniz? 

Engin Hepileri: İnsanın ruhuna dokunan bir metin bu. Bir insanın, ömrünü, hayattaki tüm zorluklara rağmen eşiyle beraber son derece değerli hale getirmesinin hikâyesi. Hayat galiba siz ona nasıl davranırsanız size öyle davranıyor. İşte bu oyunda en etkilendiğim şey bu. İlk okuduğum andan bugüne kadar, ki 40. oyunumuzu oynuyoruz artık, metin de hislerim de beni hiç yanıltmadı. Seyircimizin de bizimle aynı duyguyu paylaştığını görmek bizi çok mutlu ediyor.

Peki sizin hem kişisel hayatınızda hem toplumsal varoluşunuzda hatırlama ve unutma ile ilişkiniz nasıldır?

Engin Hepileri: Bizler anılarımızla var oluyoruz. Geçmişimiz, geçtiğimiz yollar, tanıştığımız insanlar, kurduğumuz ilişkiler bizi biz yapıyor. Yani anılarımız esasen bizi biz yapan. Oyunda da son cümle olarak “İnsan anılarından oluşur ama tutunmayı seçtiği anıları da bayağı tuhaf” diyor. Bu beni gerçekten çok etkiliyor. Galiba nasıl hatırlandığımız ya da bizim hayatımızı nasıl hatırladığımız asıl önemli olan. Unutulmak ya da unutmaksa bunların en korkuncu.

Tabii müziğin hafızamızdaki yeri de oyunun başrollerinden biri. Sizin için de müzik anılarla ilişki kurmanın bir yolu mu? 

Engin Hepileri: Sanatla uğraştığımız her gün hayatla ilişki kurmamızın bir yolu. Müzik bunların en başında geliyor. En önemli günlerimizde çalan müzikler, ilk dansımızın müziği, doğum günlerimizdeki toplantıların müziği, dostlarımızla geçirdiğimiz en güzel günlerde aklımızda kalan müzik bizi biz yapıyor. Bizim oyunumuzda da müzik başrollerden biri.

In Other Words’te Frank Sinatra da varmış, siz daha çok Abba üstünden bir çatı oluşturmuşsunuz. Bunun özel bir sebebi var mıydı?

Nergis Öztürk: Elbette Frank Sinatra’nın müziğini çok severiz. Ancak dönemin ve Frank Sinatra seçimlerinin bizim bu oyuna olan duygularımızı karşılamadığını hissettik ve yeniden bizim metne yaklaşımımızdaki duyguları besleyecek şarkılar arama yoluna çıktık. Galiba bu da bizim metne kendimizden bir şeyler koymamız anlamına geldi ve seyirci tarafından en beğenilen unsurlardan biri oldu.

Bir yandan tutkulu bir aşk ve gerçek sevgiye şahitlik ederken bir yandan da hastalığa yakalananın erkek oluşu yine bir kadın fedakarlığını gözler önüne seriyor sanki… Oyunda bakım veren tarafın kadın olması bir tesadüf mü sizce? Aynı hikâye rollerin değişmesiyle de yaşanır mıydı? Provalarda bunu konuştunuz mu merak ediyorum. 

Nergis Öztürk: Rollerin değişmesiyle değişen bir şey olacağını zannetmiyorum. Buradaki hikâyede birbirlerine tutunarak yarenlik eden bir çift görüyoruz. O yüzden burada kadın ya da erkek bakış açısı gibi bir şey söz konusu değil. Açıkçası bunu konuşmadık çünkü kadının fedakarlıkları üzerine kurulu bir metin değil. Ama bence sahnede izlediğimiz bu çift, tam tersi olsaydı da aynı şeyi yaşarlardı. Zaten onların aşkı ve birbirlerine olan bağlılıkları üzerine kurulu bir metin bu. Biz de daha çok bu çiftin ilişkisi üzerine yola çıktık.

Sanki kadının sevdiği kişinin ölümünü beklediği sahne haklı bir isyan da aynı zamanda?

Nergis Öztürk: Evet. Biz bunu danışmanımızla da konuşmuştuk. İlk başta hikâye hiç bırakmamak üzerine başlıyor ama hastalığın o aşamasında, gittikçe daha unutur bir hale geldiği, onu hiç hatırlamadığı hatta başka bir kadını aramaya başladığı bir dönemi var adamın. Öyle bir süreç içinde bakım veren elbette ki yıpranır dolayısıyla da o isyan haklı bir yer tutar tabii ki. Bazen insan öfkelenebilir de. Biz ailesinde alzheimer olan insanların hikâyelerinde de böyle şeylere çok rastladık. İlerleyen zamanda insana, yakınına yorgunluk çöküyor artık. O zamanlarda da tutunacağın tek şey anılar oluyor ama o seni hiç hatırlamaz hale geliyor. Dolayısıyla, kesinlikle haklı bir isyan.

Onur Ünsal nasıl bir yönetmen? 

Nergis Öztürk: Onur her şeyden evvel bir tiyatro aşığıdır. Tiyatroyla yatar tiyatroyla kalkar. Çok okur, tiyatro kültürü çok gelişmiş bir tiyatrocudur. Tecrübesi, bakış açısı ve derinlemesine düşünme yetisiyle onunla birlikte çalışmak ve onun sahne üstüne getireceği her fayda bizi gerçekten de çok etkiliyor. Metnin üzerindeki hakimiyeti ve hislerinin yoğunluğu ise başarıya ulaşmasında en önemli etkenlerden biri.

2013’te Tiyatro iN’i kurdunuz. Oyunlarınızı neye göre seçtiniz? Başka projeler var mı ufukta? 

Engin Hepileri: Tiyatro iN her zaman içerikleri iyi, sözü kuvvetli, duygusu seyirciye ulaşabilir, evrensel metinlerin peşinde oldu. Şimdiye kadar yaptığımız tüm projeler de bu süzgeçten geçerek başarıya ulaştılar. Ve çalıştığımız her oyuncunun, tasarımcının ve sanatçının aynı yöne doğru hareket etmesini sağlamaya çalıştık. Çok değerli oyuncular, çok değerli tasarımcılarla çalıştık her birinin katkıları paha biçilmezdir. Hepsinin özünde de iyi bir tiyatro kültürü olmuş olması bizi sağlam temellerde yürütüyor diye düşünüyorum.

Ufukta da elbette yeni hayallerimiz, yeni hikayelerimiz ve yeni oyunlarımız olacak hatta şu aralar çalışmaya başladığımız sürpriz bir projemiz bile var. Biz çalışmadan, üretmeden yerine yenisini yapmadan duramayan bir ekibiz. Bu da bizi çok mutlu ediyor.

Son olarak sezon bitmeden son oyun tarih ve yerlerini öğrenebilir miyiz?

Engin Hepileri: Tüm sezonu dolu dolu geçirdik. Bunun için bütün seyircilerimize teşekkür ederiz. Bizi hâlâ izlemeyen seyircilerimiz varsa, haziran ayı içerisinde de oyunlarımız devam edecek. Bizleri sosyal medya hesaplarımızdan (@tiyatro.in) ve www.tiyatro.in web sayfamızdan takip edebilirler.

Çok teşekkürler!

Haziran Takvimi

8 Haziran        – Gebze Osman Hamdi Bey Kültür Merkezi

16 Haziran      – DasDas Sahne

26 Haziran      – Kaş Açık Hava Sahnesi

28 Haziran      – Moda Sahnesi / Matine Suare

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Günsu Özkarar

Yanıtla