Sezonun kapanıp sahne sanatlarında nispeten durağan bir döneme girilen yaz aylarında Türkiye ifade özgürlüğü bağlamında hayli sıkıntılı günler geçiriyor. Sanatçılara yönelik gözaltılar, tutuklamalar, mahkumiyet kararları ifade özgürlüğü alanını giderek daraltıyor. Toplumun önemli bir kesimi bir yandan yıllardır süren ve giderek ağırlaşan bir ekonomik kriz (yoksa buhran mı demeli) içinde hayatta kalma çabası içindeyken bir yandan da muhalefet etme kanalları giderek daha çok tıkanıyor. Toplumsal meşruiyetini git gide yitiren siyasal iktidar mevcut yapının bekasını sürdürmek için tüm tuşlara aynı anda basmaktan çekinmiyor ve sahne sanatları da bundan nasibini alıyor.
Haziran ayında Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde “Ölü Deniz” isimli gösterisini sergileyen stand-up sanatçısı Deniz Göktaş bu gösterinin kaydını ücretsiz olarak YouTube mecrası üzerinden kamuya açtı. Başarılı bir politik mizah örneği olan bu gösteri -ki daha önce ülkenin farklı yerlerinde yüzden fazla kez sahnelenmişti- çok kısa süre içerisinde on milyonu aşan bir tıklama sayısına ulaşınca bir anda siyasal iktidarın şimşeklerini üzerine çekti. Nitekim, yurtdışından kendi isteğiyle geri dönmüş olmasına rağmen, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama/ dini değerleri alenen aşağılama” suçlamaları ile tutuklu yargılanmasına karar verildi ve Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na (kuyu tipi cezaevi) kapatıldı. Kaçma ve delilleri karartma şüphesi olmayan (gösterinin kaydı halen YouTube’dan izlenebiliyor) bir sanatçının tutuklu yargılanması, belediye operasyonlarında da gördüğümüz gibi tutukluluk mekanizmasının bir cezalandırma biçimine dönüşmüş olduğunun göstergesi.
Komedyen Tuba Ulu’nun başına gelen de ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının açık bir örneğiydi. Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman hakkında yaptığı şaka nedeniyle geçtiğimiz aylarda gözaltına alınıp bırakılan ve tutuksuz yargılanan komedyen Tuba Ulu hâkim karşısına çıktı. Mahkeme, Ulu hakkında “halkın bir kesimini alenen aşağılama” suçlamasıyla 5 ay hapis cezası kararı verdi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmetti. Anlaşılan hukuk mekanizması, mevcut iktidarı eleştirmenin cezalandırılmasıyla yetinmeyip geçmiş padişahların şaka konusu yapılmasına karşı da göz açtırmayacaktı.
Son olarak da İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İzBBŞT) Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü, “Kanuni Sultan Süleyman şakası nedeniyle ceza alan komedyen” haberine X hesabından yaptığı yorum nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla gözaltına alınıp sorguya çekildi. Mahkeme yargılama sürecinde Üzümcü’nün ev hapsinde tutulmasına karar verdi.
Türkiye’de siyasal iktidarların mizahla ilişkisi her zaman sorunlu olmuştur. Oysa mizah doğası gereği muktedir olanın altını oymaya odaklanır. Mizahı doğuran şey ister mikro düzeyde olsun ister makro düzeyde, ister siyasal anlamda olsun ister gündelik ilişkilerde iktidar sahibi olanın altının boşaltılması, alaya alınması, hicvedilmesidir. Mizah hem iktidarın yıkılabilir olduğunu gösterir hem de akıllı bir iktidar için kendi zayıflıklarının bilincine varma fırsatı verir. Otoriter iktidarların sadece kendi mevcudiyetini tahkim eden değerler kümesini yücelten bir sanata hayat hakkı tanıması o iktidarın kendine güvensizliğinin ve muhakeme yoksunluğunun göstergesidir.
Not: Deniz Göktaş vakasını daha geniş bir perspektifte ele alan ve stand-up kültürü üzerine tartışma yürüten (Selin Aydınoğlu ve Metin Göksel tarafından yazılan) iki özgün yazıyı bu ay içinde sizlerle paylaştık. Ayrıca konuyla ilgili haberleri “Mizaha Yargı Engeli” dosyamızdan takip edebilirsiniz.
