Öğrenci hareketinin seçim başarısıyla yeni bir döneme giren Sırbistan’da tiyatrocular, protestoların önemli bileşenlerinden biri oldu. Üniversite blokajlarının başlangıcındaki Dramatik Sanatlar Fakültesi, Šabac oyuncularının mücadelelerini anlattığı gösteri, sansüre karşı örgütlenen ne ve DAH Teatar’ın çalışmaları, sanatın bu süreçte üstlendiği farklı rolleri görünür kılıyor.
Sırbistan’da yaklaşık iki yıldır sokakları dolduran öğrenci hareketi, 25 Ekim 2026’daki parlamento seçimlerinden galip çıktı. Aleksandar Vučić’in yenilgiyi kabul etmesinin ardından ülkede siyasi değişimin nasıl gerçekleşeceği tartışılıyor. Hareketin başlangıcında ise 1 Kasım 2024’te Novi Sad tren istasyonunun giriş saçağının çökmesi sonucu 16 kişinin yaşamını yitirmesi ve bu felaketin sorumlularından hesap sorulması talebi bulunuyor.
Bu tepkinin ülke çapında üniversite blokajlarına dönüşmesinde Belgrad’daki Dramatik Sanatlar Fakültesi (FDU) belirleyici bir yer tuttu. Belgrad Sanat Üniversitesine bağlı fakülte; oyunculuk, yönetmenlik, dramaturji, sinema, televizyon ve yapımcılık alanlarında eğitim veren, ülkenin sanat hayatıyla güçlü bağları bulunan bir kurum. Öğrenciler ve öğretim elemanları, 22 Kasım 2024’te Novi Sad’da ölenleri anmak için fakülte yakınında düzenledikleri 15 dakikalık sessizlik eylemi sırasında saldırıya uğradı. Öğrenciler, saldırganların bulunup yargılanması talebiyle 25 Kasım’da dersleri durdurma ve fakülte binasında kalma kararı aldı. Ardından başka fakülteler de blokajlara katıldı.
FDU’daki öğrenci eylemine kurum içinden de destek geldi. Fakültenin yetkili kurulu, 27 Kasım’da öğrencilerin taleplerini ve derslerin durdurulmasını oybirliğiyle destekledi. Fakülte böylece hem bir örgütlenme alanına hem de öğrencilerle sanat çevrelerinin dayanışmasının somutlaştığı bir buluşma noktasına dönüştü.
Tiyatrocuların desteği de sahnelerden üniversitelere, grevlerden sokak gösterilerine yayıldı. Şubat 2025’te dört kentte tiyatrolar öğrencileri desteklemek için bir haftalık greve katıldı. Oyuncuların selamlama sırasında açtıkları pankartlar ve gösterdikleri kırmızı eller, protestoların hesap verme çağrısını tiyatro salonlarına taşıdı. Bununla birlikte eleştirmen ve dramaturg Borisav Matić, Haziran 2026’da yayımlanan değerlendirmesinde bir çelişkiye dikkat çekiyordu: Sanatçılar protestolarda güçlü biçimde yer alırken kurumsal tiyatroların repertuvarları aynı ölçüde güncel mücadeleye açılmıyordu. Matić, bu durumu yönetim baskıları ve kültür alanındaki mali müdahalelerle birlikte değerlendiriyordu.
Šabac’taki örnek, bir belediye tiyatrosunun içinden doğan bağımsız bir girişim olmasıyla dikkat çekiyor. Kentin kamuya bağlı kültür kurumlarından Šabac Tiyatrosu’nun çalışanları, bir arkadaşlarının işten çıkarılmasına, çalışanlara yönelik baskılara ve yönetimin tutumuna karşı Šabačko pozorište o koncu adlı gayriresmi grubu oluşturdu. Protestoların, grevlerin ve sonuçsuz görüşmelerin ardından kendi kurumlarının dışında hazırladıkları “Ovo nije predstava” — “Bu Bir Gösteri Değil”, yaşadıkları mücadeleyi sahneye taşıdı.
Metnini ve rejisini grup üyelerinin üstlendiği yaklaşık bir saatlik yapım, dayanışma ve mesleki onur mücadelesini anlatıyor. Belgrad’daki ilk gösterimi 4 Mart 2026’da Kültürel Arındırma Merkezi’nde (CZKD) gerçekleştirilen çalışma için bilet satılmadı; seyirciler dayanışma bağışına davet edildi. Tiyatrocuların yaşadığı kurumsal çatışma böylece seyirciyle paylaşılan bir tanıklığa dönüştü.
Belgrad Uluslararası Tiyatro Festivali BITEF çevresindeki mücadele ise benzer bir soruyu festival ölçeğinde gündeme getirdi: Programı engellenen bir sanat etkinliğini kim yaşatabilir? Bütçe ve yönetim müdahalelerinin ardından 2025 seçkisinin sansürlendiğini belirten sanatçılar ve kültür çalışanları, ne adıyla bağımsız bir festival örgütledi. 15–18 Aralık 2025’te düzenlenen etkinliğin sloganı, “BITEF, bir araya geldiğimiz her yerdedir” oldu. Organizatörler, kendi kendilerine örgütlenme konusunda öğrenci hareketinden öğrendiklerini açıkça vurguluyordu.
Festivalin açılış adresinin FDU olması, bu ilişkinin somut bir ifadesiydi. Fakülte, 15 Aralık’ta uluslararası dayanışmaya ayrılan “Resistance Now! Together” başlıklı tartışmaya ve Milo Rau ile Servane Dècle’in toplumsal cinsiyet şiddetini ele alan “Pelicot Davası” gösterimine ev sahipliği yaptı. Üniversite blokajlarının başladığı kurum, yaklaşık bir yıl sonra sansüre karşı tiyatrocuların buluşma alanlarından biri olmuştu.
Girişim 2026’da da sürdü. BITEF’in 60. yılı için hazırlanan ne programı, 20 Eylül’de Belgrad’a yayılan 60 küçük sahnede ücretsiz etkinlikler duyurdu. Bağımsız kültür merkezleri, kitapçılar, kafeler ve özel daireler festival mekanları arasındaydı. Her noktada, festival tarihine iz bırakmış bir sanatçı, topluluk ya da çalışma ele alındı. Seyirciye kent içinde kendi güzergahını oluşturma olanağı sunan bu düzenleme, festivalin hafızasını gündelik hayatın içine taşıdı.
Bu dayanışma ağına katılan topluluklardan biri de DAH Teatar oldu. Topluluk, ne 2026 için Odin Teatret ve Eugenio Barba’nın çalışmalarını ele alan bir program hazırladı. 1991’de Dijana Milošević ve Jadranka Anđelić tarafından kurulan DAH’ın geçmişinde, Brecht’in savaş karşıtı şiirlerinden hareketle hazırlanan ve kamusal alana açılan çalışmalar bulunuyor.
DAH’ın güncel üretimleri, toplumsal değişim meselesini ailede, kadınların yaşamında ve kentle kurulan ilişkide araştırıyor. Ivana Milenović Popović’in tasarlayıp yönettiği, 10 Haziran 2025’te prömiyer yapan “Nasleđe / Heritage” — “Miras”, kadınların miras haklarından aile ve gelenek baskısıyla vazgeçmesini odağına alıyor. Hukuken tanınan bir hakkın gündelik hayatta nasıl kullanılamaz hale geldiğini sorgularken suskunluğun kuşaktan kuşağa aktarılmasını da tartışmaya açıyor.
Topluluğun “Dancing Trees” — “Dans Eden Ağaçlar” adlı açık hava çalışması ise ağaçların korunmasını dans ve tiyatroyla buluşturuyor. 2021’de başlayan ve 2026’da da gösterimleri süren çalışma, parkları seyir yeri ve buluşma alanı olarak kullanıyor. Bu üretimler, güncel hareketle birlikte düşünüldüğünde, demokratikleşmenin gündelik ilişkileri ve ortak yaşam alanlarını da kapsayan boyutlarını görünür kılıyor.
Seçimlerin açtığı yeni dönemde kültür alanının önünde, bu dayanışma deneyimlerini kalıcı çalışma koşullarıyla buluşturma sorusu duruyor. Baskı altında kurulan ilişkiler, kamu kaynaklarının adil dağıtıldığı ve sanatsal kararların özgürce alınabildiği kurumların yeniden düşünülmesi için de bir birikim sunuyor.
(Derleyen: Metin Göksel)
