Buradaydın İvi. İyi ki!

Pinterest LinkedIn Tumblr +

(Ilgaz Gökırmaklı’nın Agos’ta yayımlanan yazısının bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.)

Hayatını resme adayan, araya hiçbir şeyin girmesine izin vermeyen bir ressam. Gitmemek için çareler aradı ama sonunda sürgün edildi. O gün yaşadıklarını “ölüm gibi bir şey” diye anlattı. 20 kiloluk valizi, 20 doları ve 11 aylık kızıyla gittiği Atina’da resme küstü. İstanbul’da ise eserleri kayboldu, adı unutuldu. Sanki hiç var olmamış gibi. İstanbul’dan sürüldü, şimdi bir tiyatro oyunuyla geri dönüyor. Bugün size, bu şehirden koparılan ama hikâyesi İstanbul’da kalan ressam İvi Stangali’yi anlatacağım.

Tüm tutkuyla kendinizi adadığınız bir şey düşünün. Uğruna engelleri aşmış, varınızı yoğunuzu ortaya koymuşsunuz. Sonra bir gün, geride bıraktığınız her şey elinizden alınmış. Eserleriniz kaybolmuş, adınız unutulmuş, sanki hiç yaşamamışsınız gibi silinmişsiniz. Dünyaya bırakmak istediğiniz her şey elinizden alınmış. Adeta hiç var olmamışçasına yok edilmişsiniz.

Bugün size Rum kızı İvi’nin hikâyesini anlatacağım. Nam-ı değer ressam İvi Stangali.

1922’de İstanbul’da, kökleri Ege’deki Sakız Adası’na uzanan Rum bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi İvi Stangali. Annesi, bir dönem Pera’nın tanınmış terzilerinden biriydi. Parlak bir öğrenci olan İvi, Zapyon Rum Kız Lisesi’ni bitirdiğinde ailesi onun edebiyat eğitimi almasını istiyordu. Hatta kızlarını Paris’e, Sorbonne Üniversitesi’ne göndermekte ısrarcıydılar. Ailesi kızlarının geleceğini belirlemişti: Paris’te edebiyat ya da felsefe eğitimi alacak sonra döndüğünde Zapyon’a öğretmen hatta günün birinde müdür olacaktı.

Fakat ne çare. İvi’nin kalbi resim yapmak için atıyordu. Pek tabii ailesi bu konuda büyük bir engeldi. Onları bir şekilde ikna etse bile sınavları geçebilecek miydi? Bu kuşkusunun altında önemli bir neden vardı. İvi yetenekliydi ama bir başka büyük problem dildi. Ana dili Yunanca olan İvi, çok iyi şekilde Fransızca da konuşuyordu ancak Türkçesi yeterli değildi, özellikle de sınava giriş mülaka*tı için.

Ancak İvi’nin sanat eğitimi almasının önüne bu da geçemedi. Belki de hayat, en azından o yıllarda, ona yardım ediyor, şans yüzüne gülüyordu. Akademi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) o dönemde misafir öğrenci kabul edeceğini duyurunca İvi bu fırsatı hemen değerlendirdi. 1942’de, henüz 20 yaşındayken Akademi’ye misafir öğrenci olarak kabul edildi. Okulun hocalarından Zeki Faik İzer de onu, Akademi’nin genç ve parlak öğretmenlerinden Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesine yönlendirdi. Elbette bu onun hayatını değiştiren dönüm noktalarından biri oldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde yetişen İvi Stangali, bir dönem ressamın asistanlığını da yaptı. Onlar Grubu’nun kurucuları arasında yer alan ve “İlyada”nın ilk baskılarını resimleyen Stangali, 1950’lere gelindiğinde sanat çevrelerinde tanınan bir isim olmuştu.

Resimle arasında hiçbir şey giremezdi, kızının babası bile

Stangali’nin hayatındaki en büyük öncelik daima resimdi. 1963’te, bebeğinin babasından hiçbir beklentisi olmadan kızı Maya’yı dünyaya getirmeye ve onu tek başına büyütmeye karar verdi. Resimden vazgeçmeyecekti. Maya’ya babasının kim olduğunu ise son nefesine kadar söylemeyecekti.

Ancak İvi’nin resimden başka hiçbir şeye öncelik tanımayan dünyası altüst olmak üzereydi. Doğup büyüdüğü, terk etmek istemediği ülkeyle bağı zorla koparılacak, adı ve eserleri zamanla unutulacaktı.

“Bizi kovdular”

Kıbrıs meselesi nedeniyle Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim tırmanırken Türkiye’de oturma izniyle yaşayan Rumlar sınır dışı edilmeye başlandı. İvi’nin aralarında Bedri Rahmi, Yaşar Kemal ve Nurullah Berk’in de bulunduğu dostlarının çabaları da onu sınır dışı edilmekten kurtaramadı.

Ekim 1964’te Stangali, 11 aylık kızı Maya’yla birlikte, 20 kiloluk tek bir valiz ve 20 dolarla Yunanistan’a gönderildi. Hayatında yalnızca bir kez turist olarak ziyaret ettiği Atina’ya bu kez sürgün ediliyordu. Ayrılmadan önce Bedri Rahmi’yle birlikte 40-50 tablosunu paketleyerek Atina’ya yolladı. Ancak paket hiçbir zaman yerine ulaşmadı. Böylece 20 yaşından 42 yaşına kadar ürettiği eserlerini, sanat yaşamının izlerini kaybetti. O da pek çok İstanbullu gibi yaşadıklarını “Bizi kovdular” sözleriyle anlatacaktı.

“Ölüm gibi bir şey duydum”

“Uçakta bir sürü insan ağlıyordu, herkesten çok ben. Fakat Atina Havaalanı’na inmeye başlayınca herkes gülmeye, şakalaşmaya başladı, ben ise… Nasıl tarif edeyim bilmiyorum… Ölüm gibi bir şey duydum.”

İvi, Ekim 1964’te İstanbul’dan gönderilişini Bedri Rahmi’ye yazdığı mektupta bu satırlarla anlatmıştı. Türkiye’ye dönebilmesi için dostları, onun burada üretim yapan bir ressam olduğunu kanıtlamaya çalışan mektuplar yazdı. Ancak çabalar sonuç vermedi. İvi, resme küstü; Atina’da çok az eser üretti. Siyah beyaz bu çalışmalar, yaşadıklarının bir özeti gibiydi.

27 Ağustos 1999’da, 77 yaşında hayatını kaybeden Stangali’den geriye eskiz defterleri ve tarama tekniğiyle yaptığı az sayıda kâğıt işi kaldı. Kızı Maya’ya…

Sürgününden yalnızca beş yıl sonra eserleri, arkadaşlarının hazırladığı antolojilerde bile yer almıyordu. Üstelik eserlerinden biri, arkasında adı yazmasına rağmen Türkiye’de yıllarca “Sanatçısı Belirsiz” ibaresiyle sergilendi. Oysa adı hemen arkasındaydı: İvi S.

İvi yeniden İstanbul’da!

Neyse ki Stangali unutulmasın diye çalışanlar da var. Araştırmacı Sula Bozis’in sanat tarihçisi Seza Sinanlar Uslu’yla birlikte hazırladığı “İvi Stangali / Ressamı Hatırlamak” kitabı, ressamın yaşamını, Akademi yıllarını, eserlerini ve Atina’daki sürgün dönemini anlatıyor. Uslu’nun makalesiyle birlikte bu kitap da İvi’nin hikâyesini yeniden keşfetmemizi sağlayan, benim de bu yazıyı hazırlarken başvurduğum kaynaklardan.

İvi’nin hikâyesi, kitap sayfalarından çıkıp elden ele, sohbetten sohbete dolaşarak tiyatro sahnesine de ulaştı. Profesör Dr. Seza Sinanlar Uslu’nun kitabını arkadaşı Tilbe Saran’a vermesiyle başlayan bu yolculukta, Saran bir gün deniz kıyısında Zeynep Özden’e İvi’den söz etti. O sohbet, yıllar boyunca adı gölgede kalmış bir ressamın hikâyesini sahneye taşıyacak “Sanatçısı Belirsiz: İvi Buradaydı” oyununun ilk adımlarından biri oldu.

Buradaydın İvi!

Çiğdem Erdöl’ün yazdığı, Zeynep Özden ve Elif Sözer’in proje tasarımını ve yönetmenliğini üstlendiği “Sanatçısı Belirsiz”, İvi Stangali’nin izini sürüyor. Tilbe Saran, Fulya Peker ve Çağdaş Ekin Şişman’ın rol aldığı oyunun prömiyeri Atina’da yapıldı. İvi’nin hikâyesi, 30. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında yeniden İstanbul’a, doğduğu şehre dönüyor. Yıllarca adı unutulan, eserleri kaybolan bir ressamın hikâyesi bu kez sahneden anlatılacak. Belki onu tanımayanlar tanıyacak, hikâyesini duyanlar başkalarına aktaracak. İvi’nin adı, bir kez daha İstanbul’da, bu kez unutulmasın diye anılacak. Buradaydın İvi. İyi ki.

Devamı için tıklayın.

Paylaş.

Yanıtla