Ayrı Yollara Savrulmuş Kardeşlik

İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun sahnelediği Karşılaşmalar adlı oyun bugün Haldun Taner Sahnesi’nde tiyatro severlerle bir kez daha buluşuyor. Oyun ayrı yollara savrulmuş kardeşlerin öykülerine odaklanarak bir Türkiye fotoğrafı çekiyor.

Başarılı ve özgün çalışmaları, sanatsal tavırlarıyla alternatif sesleri, söyleyişleri arayan ve özleyen sanatseverlerin beğeni ve ilgiyle takip ettiği Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, (BGST) bu yıl Karşılaşmalar isimli projeleriyle İstanbul Tiyatro Festivali’nde yer alıyorlar. Karşılaşmalar, ayrı yollara savrulmuş kardeşlerin öykülerine odaklanarak, Türkiye’deki son yıllarda yaşanabilirliği yoğunlaşan toplumsal dönüşüm ve değişimin toplumun çeşitli katmanlarındaki tesirini tanışıyor. Oyunun yönetmenlerinden İlker Yasin ile Karsılaşmaları, tiyatro yapmanın Türkiye’de neye karşılık geldiğini ve festivali konuştuk…

‘Karşılaşmalar’ BGST’nin festivaldeki oyunu… Nasıl bir atmosferle yola çıktığınızı öğrenebilir miyim?

Tiyatro Boğaziçi olarak festivalde öncelikle güncel ve bugünü anlatan bir oyun çıkarmayı hedefledik. Doğrudan bugünü anlatan bir oyun olması önemliydi bizim için. Her gün şahit olduğumuz sorunları doğrudan sahneye dans ve canlı müziği oyunun bir bileşeni yaparak sahneye taşımaya çalıştık.

Günümüz Türkiye’sinde yaşananlara dayanarak; böylesi bir ortamda tiyatro yapmanın tanımı sizce neye denk düşüyor?

Devletin kültür ve sanatla kurduğu ilişkide bir sıkıntının olduğu herkesin malumuydu. Ancak bu konuda bir devrimi ve dönüşümü kim ve nasıl değiştirecek? İşte sorun buydu. Maalesef AKP iktidarının bu konuda iyi sınav verdiği söylenemez. Uyguladığı neoliberal politikalar ile nasıl bir devlet sanat ilişkisi kurgulamaya çalıştığı ciddi anlamda şüpheli. Sorunu büyüten bir diğer etken ise her konuda olduğu gibi bu alanda da muhalif söylem ve politika sıkıntısı. Devlet tıpkı eğitimde olduğu gibi yahut olması gerektiği gibi diyelim kültür ve sanata da destek olmak zorundadır. Bu onun vergi toplayıcısı olarak zaten görevidir. Kültür ve sanat bağlamında halkın katılımını teşvik etmek, insanları sanatsal etkinliklerini kolaylaştıracak olanaklar sunmak ödevidir. Bu kadar. Elbette devlet ve sanat ilişkisi bağlamında daha ABC’leri tartıştığımız bir ortamda tiyatro yapma uğraşına olsa olsa akıntıya karşı kürek çekmek denir. Tabii mesele akıntıya rağmen ilerleyip ilerlemediğiniz.

İstanbul Tiyatro Festivali ve bu yılki programla neler söylemek istersiniz?

Festival kadrosunun bu zor koşullarda iyi bir iş çıkardığını teslim etmek gerekir. Festivali ya da Türkiye’deki tiyatro sorunlarını değerlendirirken genel resmi kaybetmemek gerekiyor. Tüm dünyada neoliberal politikalar eğitim, sanat, vb. sosyal alanlarda olduğu gibi, sanat alanında da yeni bir devlet-sanat ilişkisi kuruyor. Tüm dünyada devletin sanata yaptığı destek giderek kısılıyor. Türkiye’de de AKP bu neoliberal politikaların eyleyicisi pozisyonunda.

Ilımlı İslam devlet anlayışı ile neoliberal anlayış el ele

Metni yaratırken çıkış noktalarından birinin aile kurumu olmasının özel bir nedeni var mı?

İlk başta elimizde bir “kardeşlerini arama” öyküsü vardı. Hikayenin ana karakteri olan bir doktorun uzun zaman önce ayrı düştüğü kardeşleri ile karşılaşmasının öyküsünü içeriyordu bu anlatı. Oyunun öykü ve kurgu taslağı şekillendirilirken bir yandan da oyunun politik arka planına dair araştırmalara giriştik. Bu araştırmaların ana ekseninde hep Türkiye’de yaşanan toplumsal ve siyasi değişim yer alıyordu. Arka plan çalışmaları ile birlikte memlekette olan biteni anlamaya ve değerlendirmeye çalıştığımız bir tartışma zemini kurma-ya çalıştık. Elbette bu kuru politik tartışmalar olarak değil oyunun içerdiği hikayeler üzerinden ilerledi. Bu arada bu dönüşüm meselesini açmak gerekiyor. Kısaca bütün resme şöyle baktığımız. söyleyebilirim: Artık herkesin malumudur: Türkiye’de Kemalist devlet paradigması artık sona erdi ve yerine ılımlı İslam modeli denen bir devlet anlayışı yerleşiyor. Ve bu da neoliberal bir ideoloji ile birlikte el ele gidiyor. Bu dönüşümün izlerini pek çok alanda görmek mümkün: Eğitimden, sağlığa, spora, tiyatroya kadar her yerde aynı dönüşümün açtığı yarılmaları gözlemleyebilirsiniz.

İşte bu anlamda ana karakterimiz Doktor Mehmet’i Rauf Yıldırım adındaki bir Cumhuriyet zengini olan birinin evlatlık oğlu olarak kurguladık. Doktor Mehmet, hayatı boyunca üvey babası bildiği ancak cenazesinde gerçekte öz oğlu olduğunu öğrendiği Rauf Bey’in maddi, manevi ve de ideolojik mirasına sahip çıkacak mı? Oyun bu soru üzerine kurulu. Tabi böyle bir kararla karşı karşıya kalan Mehmet’in, kendisinden çok farklı bir hayat çizgisine sahip kardeşleri var. Birisi İslami değerlerle yetişmiş Sümeyra adında bir kadın. Yeni burjuva denince akla gelenlerden. Diğeri ise Salih adında eskiden sosyalist mücadeleye gönül ve emek vermiş, şimdi hasta eşine bakmak için para biriktirmeye çalışan bir yorgun demokrat. İşte bu üç kardeşi bir araya getiriyoruz ve aralarındaki tavırları günümüz siyasi iktidar mücadelelerinin etkisi bağlamında tartışmaya çalışıyoruz. Tabii bu karşılaşma sonrası, Doktor Mehmet’in babasının bıraktığı mirasa dair tavrı ne olacak? Oyunun yaslandığı ana dramaturjik eksen de bu oluyor.

Oyun 30 Mayıs saat 20:30’da Haldun Taner Sahnesi’nde tiyatro severlerle bir kez daha buluşuyor.

Yağmur Yağmur

Birgün

Yorum


işlemi tamamlayınız: