Alternatif Tiyatro Muamması

Ömer F. Kurhan

Tiyatroyla ilişkim amatör tiyatro, özelde bir üniversite tiyatrosu (BÜO) çerçevesinde başladığı ve yaptığımız tiyatro iki kalas bir hevesin ötesine geçme iddiası içerdiği için, kendimi ister istemez alternatif tiyatro tartışmalarının içinde bulmuştum. Çünkü amatör tiyatro faaliyetinin hevesin ötesine geçmesi, verili kültür sanat düzeni ile ciddi bir gerilim yaratır. Hele bir de derdinizi toplumun derdi kabul ettiğinizde, radikal bir konum almak kaçınılmaz hale gelir.

Profesyonel ya da mesleki cepheden bakıldığında durum daha farklıdır. Meslekten tiyatrocular zaten etkin ve yaratıcı bir kültür sanat faaliyeti içindedirler. Bir yandan, kendi içinde epeyce çeşitlenen bir meslek gurubu olarak, hayat şartlarının düzeltilmesinden altyapı ihtiyacına, yaptıkları işin hakkının verilmesini talep edeceklerdir. Diğer yandan, doğrudan kültür sanat faaliyetlerinin etkin ve yaratıcı özneleri oldukları için, yaşadıkları imtiyazı ne kadar verimli kullandıkları ve toplumla nasıl bir ilişki kurmayı hedefledikleri düzenli olarak sorgulanacaktır. Bunlar da, meslekten tiyatrocuların alternatif arayışlar geliştirmesine neden olur.

Amatör yönelimli olsun, mesleki yönelimli olsun tiyatroların alternatif kesişim bölgeleri oluşturması, ayrıca ele alınması gereken bir mevzudur. Bir tarafın hevesli olmanın ötesine geçip işini ciddiye alması, diğer tarafın imtiyazından ödün vermesi gerekecektir. Ancak bu şekilde yapıcı bir buluşma gerçekleşebilir.

Yazmak istediğim bir konu İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu (İATP) geleneğinden toplulukların her yıl düzenledikleri İstanbul Amatör Tiyatro Günleri’ydi (İATG). Ancak şimdi fırsat bulabildim. İATP hem amatör hem profesyonel tiyatro insanlarını, topluluklarını bir araya getirme hedefine sahip, topluluklar temelinde örgütlenen bir yapıydı. Kurulduğu 2000 yılından itibaren, katılımcı bir işleyişe ve yüzü topluma dönük bir yapı olmaya çalıştığı oranda zorluklarla karşılaşmıştır.

Aslında bu durumun bana çok da ilginç gelmediğini belirtmem gerekiyor. 2000’li yıllardaki tiyatro patlamasının İATP’yi güç durumda bırakması ve beklenen açılımı göstermemesi, bu patlamanın Türkiye’deki baskı rejiminin hafiflemesi ve AB ile bütünleşme sürecinin yarattığı sosyal liberal beklentilerin (hak arayışının değil) yükselişe geçmesi ile bağlantılıydı. Oysa İATP 1990’larda yaşanan politizasyonun damgasını vurduğu bir arayışın ürünüydü. Bir yandan düzen karşıtı bir motivasyona sahipti, diğer yandan Soğuk Savaş sonrası etkili muhalefet yapma biçimlerini keşfetme derdindeydi. Fakat 2000’lerde tiyatro trendi aksi yönde seyrediyordu.

Belli ki, sert bir avangard tutumun benimsenmesi gerekiyordu. Kendiliğinden kümelenmeler üzerine kurulu, zaten insanların birbirini aradığı ve bir şekilde düzenle karşı karşıya gelen alternatif arayışlar dönemi büyük ölçüde geride bırakılmıştı.

Tiyatroda avangardlık iki şekilde işler: Birincisi entelektüel aktivite bakımından yapılan işlerin ileri düzeyde ve çarpıcı olması gerekir; yani amatörizmle avangard olunamaz, ancak niyet edilebilir. İkincisi, bu işleri yapan insanların sıkı bir dayanışma ve işbirliği içinde olması gerekir –ki saman alevi misali bir çıkışa mahkûm olmasınlar. İATP’de benim düzenli olarak gözlemlediğim bir olgu ise şuydu: “Niçin çoğalamıyor, hatta azalıyor muyuz?” İyi de zaman çoğalma zamanı değil, avangard tutumu öne çıkarma zamanı –elbette bu işin özneleri gerçekten varsa.

Tarihin ironisi şurada ki, bugün amatör ya da profesyonel tiyatro adına ortada kim varsa, mesela Sanat Maratonu’nda, hatta İKSV Tiyatro Festivali çevresinde kümelenmek zorunda kaldı. 2000’lerdeki tiyatro patlamasından geriye kalan öznelerin tamamı huzursuzluk yaşıyor. Gayet basit bir nedenle: Sosyal liberal politikaların bu hükümet eliyle uygulanamayacağı anlaşılmış durumda. Aslında olmayan ve “ya devşirmemiz olursunuz ya da …” diyen bir “muhafazakâr sanat” adına evdeki bulgur da tehdit ediliyor.

Tam bu süreç yaşanırken, İATG’nin geçici olarak “Alternatif Tiyatrolar Buluşması” (ATB) şeklinde organize edildiğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Etkinliğin içeriği bakımından pek değişen bir şey yoktu. Kısmen kültürel çoğulculuk, kısmen üniversite tiyatroları, çarpıcı başlıklara sahip paneller ve sınırlı bir şekilde çalışanlar tiyatrosu bağlamında, yine birden fazla mekâna (Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Maya Sahnesi) yayılan bir organizasyon söz konusuydu. Gönüllü bir şekilde oluşturulan İATP bütçesi İATG’ye devredildiği ve katılımcılar elden geldiğince kendi olanaklarını seferber ettiği için, asgari bazı harcamalarda zorluk yaşanmamıştı.

Konuya yabancı olanlar neye şaşırdığımı anlamayacaktır. Aslında bu ikinci ATB oluyor. Birinci ATB 2006’da, alternatif tiyatro örgütlenmesi bağlamında motivasyon yitirmekten kaynaklı, ama her zaman olduğu gibi kriz biçimi alan bazı kopuşların meydan gelmesinin ardından organize edildi. Önemli bir husus, İATP’nin kendi içine fazlasıyla kapanmış olmasıydı. Bu noktada ATB etkinliği aracılığıyla şöyle bir dışarı bakıp neler oluyor, alternatif tiyatro arayışları ne durumda diyerekten geçici olarak İATG’nin yerine ikame edildi. Böylece hem kopuşlar hem de ATB sayesinde Türkiye tiyatrosunda durum nedir ne değildir, az çok anlaşıldı. Mesela Ankara’da İATP benzeri bir oluşumun meydana geldiği, ama çok geçmeden çözüldüğü ortaya çıktı ya da İzmir’de topluluklar arası temasın aslında son derece zayıf olduğu anlaşıldı vs.

Bu durum karşısında İATP kendisini bir girişime çevirdi ve sonraki yıllarda İATG’yi düzenlemeye devam etti. Farkına varılmayan belki de şuydu: Aslında “Girişim” adını aldığınızda, avangard misyon öne çıkar. Çünkü artık söz konusu olan bir platform değil, platform oluşturma hedefini koruyan öncü bir yapıdır. ATB’nin anlamı tabii ki mütevazi bir etkinlik düzenlemek ya da soluklanmak değildi, öncelikle “Türkiye’de alternatif tiyatro arayışları ne durumda?” sorusunun yanıtını aramaktı.

İATP-Girişim bileşeni toplulukların Türkiye Tiyatrolar Birliği (TTB) ile buluşması sonuç alıcı olmamıştır. Çünkü TTB’nin, iddiasının aksine, toplulukların özerkliğine saygılı bir platform kültürüne sahip olamadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla, İATG’nin taşıyıcısı olamayacağını da göstermiştir. Profesyonelist ve seçkinci bir imtiyaz arayışının amatör bir tiyatro festivali ile sağlıklı ilişki kurması zaten imkânsızdır. Yazının başında belirttiğim gibi, meslekten tiyatrocuların amatör tiyatro ile sağlıklı bir ilişki kurması, imtiyaz talebini değil, aksine imtiyazdan ödünü gerektirir.

İçerik bakımından İATG ile hiçbir farkı olmamasına rağmen “ATB” adının benimsenmesi, bir yanıyla 2006’daki ATB’nin yanlış bir yoruma tabi tutulmasıyla bağlantılı. Anladığım kadarıyla, bir kez daha “Niçin çoğalamıyoruz?” sorusu dert edilmiş. Oysa bunda dert edecek bir şey yok. Avangard bir tutumun sahibi insanlar bunu dert etmez, hatta tutumun doğrulanması olarak görürler. Fakat şu dert edilebilir: Taşınması kolay olmayan avangard misyonun altında mı ezilmeye başladık?

İşte bu ciddiye alınabilir bir derttir. Allahtan tam bu aşamada sosyal nesnellik yardıma yetişti ve bir şekilde çoğalmanın, hem de örgütlü bir şekilde çoğalmanın hayati olduğu ortaya çıktı.  Öyle ki, “Biz dememiş miydik?” diye gururla gezmek mümkün. Fakat o zaman sorarlar: “İyi de bugünlere ne kadar hazırlıklısın?” Alternatif tiyatro arayışlarını muammaya çeviren bu soru karşısında tam ne diyeceğini bilememek oluyor genelde.

Ömer F. Kurhan TİYATRO YAZILARI



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: