Ali H. Neyzi’nin Shakespeare Tercümelerinden Yola Çıkarak…

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Melih Anık

Ali H.Neyzi’yi okuyorum son günlerde. Ali H.Neyzi  1927 doğumlu. 1946 da Robert College Erkek Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nü bitirmiş. Londra (BBC) radyosunda Türkçe çevirmenliği ve spikerlik yapmış. Ankara Radyosu’nda İngilizce çevirmeni ve spikerlik görevlerinde bulunmuş. 1950 yılında sigortacılığa başlamış. 1955 yılında aldığı bursla Harvard Üniversitesi İşletme Bölümü’nde eğitim görmüş. Sigorta Enstitüsü ve Robert College’de öğretmenlik de yapmış. Toplum onu Halk Sigorta Genel Müdür’ü iken, yapılmasına ve yerine yerleştirilmesine ön ayak olduğu İlhan Koman’ın Akdeniz heykeli ile hatırlamaktadır (umarım). Shakespeare, Kafka ve D.Mamet’den çeviriler yapmış. Mitos Boyut’dan çıkmış Aşkın Çabası Boşuna, V.Henry, Kral III.Richard, Kral John, Titus Andronicus onun çevirileri. Ben onun Shakespeare tercümelerinden yola çıkacağım.

Ali H. Neyzi Lara Feneri III isimli kitabında Titus Andronicus’un çevirisine o sıralarda Antalya Devlet Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni olan Mustafa Avkıran’dan talep gelmesi ve “çevirirsen oynarız” demesi üzerine başladığını anlatıyor. Daha önce çeviri dalında “Yılın Çevirisi” ödülü almış olmasına rağmen Ali H. Neyzi, Shakespeare çevirisinin uzmanlık isteyeceğini düşünmüş, Mina Urgan’ı aramış destek istemiş.

Ali H.Neyzi “Kullanılan deyimler dışında yaşam koşulları da öylesine değişmiştir ki günümüzde İngiliz ortaokul öğrencileri bile bu oyunların dilini çözmekte zorlanırlar. Bu yüzden uzman kişiler tarafından açıklamalı baskılar gerçekleştirilmiştir. Öyle ki kitabın her sayfasının nerdeyse üst bölümü oyunun dizelerini vermekte alt bölümü ise yukarda geçen deyimlerin açıklamalarını içermektedir. Şöyle bir örnek vereyim. Othello bir yerde “kolumdaki kayışları keser vahşi kuş gibi saldırırım” der. Eskiden özellikle Berberi avcılar, kollarına kayışlarla bağladıkları doğan gibi avcı kuşları ile ava çıkarlar ve bir av gördüklerinde vahşi kuşu serbest bırakıp avı yakalamasını sağlarlarmış. Bu konuda bilgisiz bir çevirmenin hali ne ola ki” demiş. (Ali H. Neyzi’nin “İngiliz ortaokul öğrencileri bile”sini “bırakın tercüme yapmayı, yapılmış tercümeyi okuyan bizim bazı üniversite mezunlarımız bile” diye değiştirsek yanlış mı olur? Ama ne gam! Onlar, kollarında kayışları olmayan “Othello”dur.)

Çeviriyi tamamladıktan sonra Mina Urgan ile bir araya gelmişler. Neyzi , Türkçe çeviriyi okuyor Mina Urgan ise İngilizcesi’nden takip ediyormuş. “Toprağı bol olsun Shakespeare böyle şeylere pek aldırmamıştır ama biz çeviri yaptığımıza ve Titus Romalı bir general olduğuna göre Tanrıların hep Roma adlarına uygun olmasını sağlayalım” demiş Mina Urgan. Urgan hangi Tanrı’nın Yunanca adı Roma’da nasıl değişmiş, ezbere biliyormuş, “Tüm Tanrıları Romalı yapmışlar”. “Mitos Boyut’un sahibi Yılmaz Öğüt, Mina Hanım’dan icazet aldığımı duyunca kitabı bastı” diyor Ali H. Neyzi. Ali H. Neyzi çevrilmemiş Shakespeare kalmasın diye çevrilmemiş oyunlarına ağırlık verdiğini anlatıyor.

Eşim, üniversitede (Boğaziçi) Prof. Cevat Çapan’dan tercüme dersi almıştı. Çapan girdiği ilk derse “Tercüme öğretilemez” diye başlamış ve ders yılı boyunca öyle şeyleri sanki bir şey söylemiyormuş gibi ama zerafet ve alçak gönüllükle anlatmış ki Çapan’ın derya olan bilgisi ve üstün insanî kişiliğiyle öğrencilerine nasıl ufuklar açtığını anlata anlata bitiremiyor eşim. Tercümenin, iki dile de hakimiyet yanında çok geniş bir vizyon ve bilgi içerdiği, başta yazarın hayatı ve tüm eserleri olmak üzere edebiyat üzerinde de hakimiyeti gerektirdiği çok açık. Ben, “Shakespeare çevirisini yetersiz buldum oturdum kendim çevirdim” diyen bazılarının, Prof. Çapan’dan ders almadıklarını ve “cahil cüretinden” muzdarip olduklarını düşünüyorum.

Kütüphanemde 1943 basımı bir Shakespeare tercümesi var, Nasıl Hoşunuza Giderse. “Edebiyat Fakültesi İngiliz Edebiyatı Semineri Shakespeare Külliyatı No 2” yazıyor kapağında. İçindeki notta eserin “1941-42 ve 1942-43 seneleri İngiliz Edebiyatı şubesi Shakespeare seminerinde tercüme edildiğini” belirtiyor Halide Edip Adıvar ve Vahit Turhan. “Bu tercümede de The Oxford and Cambridge Edition of Shakespeare’s Plays külliyatı esas olarak kabul edilmiştir” deniyor. Kitabın ilk 50 sayfası da oyun ve Shakespeare üzerine ayrıntılı bir incelemeye ayrılmış. İlk eser Hamlet, 1941’de “neşredilmiş”. Corialanus da bu ekip tarafından tercüme edilmiş.

Bugün piyasada kaynağı verilmemiş veya tercüme “kokan” önsözü bile “yaşlanmış” kitaplara ya da tercümelerde tesadüfen önüme çıkan yanlışlara bakarak o zamanlar nasıl bir “akademik edep” varmış diye düşünmeden edemiyorum. Sahnelenen bazı oyunları yönetenlerin ve oyuncuların okumadıklarını, ben okudukça anlıyorum. Üniversitelerimiz ne yapıyor sorusu da ortada kalmış duruyor. “Hocalar” baştan savınca meydan “çömez”lere kalıyor herhalde.

O üniversitelerden mezun olanlardan bazıları “Hiç klasik Shakespeare bilmiyorum” diye (övünüyorlar mı yoksa itiraf mı ediyorlar?) çekinmeden ortaya çıkıp Shakespeare’in ormanına baltalarla dalıyor ve o güzelim ağaçlarına acımadan (utanmadan) vuruyorlar. Böyle giderse yapa boza “uzman” kesilecekler başımıza. Bazı –“hoca”lar da köşelerinde onların (aslında “olmayan”) “Shakespeare yorumlarının doğruluğunun neden anlaşılmadığını açıklamaya çalışıyor”. Yapan çok iyi yapmış gibi “izlemek için donanımımız yetersiz” denerek fatura seyredene çıkarılıyor. Önce koca bir “insaf”, sonra da utanın! Biz “neler oluyor” anlıyoruz da gençlik yanlış yönlendiriliyor ben ona yanıyorum. Hiç değilse “olma umudu” olan gençleri yanlış örnek ve övgülerle baştan yok etmeyelim.

Şimdi eski çevirileri yetersiz bulan “kendini bilmez” kişilerin Shakespeare çevirileri yaptığını okuyunca bunlar aklıma geldi. Oyunculuk okuyup İngilizce bilen herkes Shakespeare çevireceğini sanıyorsa vay başımıza. Eminim ki bu “çevirgen” tür, eskilerin yaptıklarını önlerine açıp bakıyordur. Bu “yeniler”, eskilerin içinden geçmek için dağlarda açtıkları patikaların üstünde birikmiş “otları yolarlar”, olsa olsa.

Öte yandan bugün Shakespeare sahneleyen tiyatro topluluklarının yaşayan eski çınarlardan danışman olarak yararlanmamalarını da anlayamıyorum. Hadi “özel” tiyatrolar özel olup ÖZEL olamadıkları için farkında değil/aldırmıyor/yapamıyor ama kamu tiyatrolarını engelleyen ne?

Not:  Yavuz Turgul, Av Mevsimi’nde hatırlamış Prof.Cevat Çapan’ı, oyuncu olarak. Hiç yoktan iyi (!)

Melihanik.blogspot.com

Paylaş.

Yazarın bütün yazıları için: Melih Anık

Yanıtla