Tülay Yıldız Akgül’den Yeni Kitap: “Tiyatronun Eleştiri Bahçesi”

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Doç. Dr. Tülay Yıldız Akgül’ün yeni kitabı “Tiyatronun Eleştiri Bahçesi” Duvar Yayınları tarafından yayınlandı. Tiyatro eleştirmenliği üzerine yayınlanan ender kitaplardan olan “Tiyatronun Eleştiri Bahçesi”nin önsözünden alıntılayacak olursak:

Düşünmek ile düşünce üretmek aynı şey değildir. İnsan her zaman düşünür; örneğin etiketlemek, genellemek, alışkanlık hâline gelmiş yargılara başvurmak da birer düşünme edimidir. Ancak bu edimleri, kendiliğinden olduğu için “düşünce üretimi” sayamayız. Hazır kavram kalıplarının, konfeksiyon bir mantıkla uygun yerlere monte edilmesi, bir düşünme faaliyetinin sonucu gibi görünse de yeni bir düşünce ortaya koymaz. Düşünce üretiminden söz edebilmemiz için bir objeye yönelmek dışında onu bütünü içinde görmeye niyetlenmiş olmak gerekir. Bu ikinci olgu yani  niyetlenmiş olma hali farkındalığın dolayısıyla düşünce üretmenin zorunlu koşuludur.

Tiyatro eleştirmeni, tiyatro pratiğinin seyirciye ait alanında konumlanır. Sahnenin karşısında ya da meydanın çevresindedir; oyuncu değildir, sahnede eyleyen özne değildir. Ancak bu konum, eleştirmeni edilgin ya da eylemsiz kılmaz. Aksine, eleştiri tam da bu izleme pratiğinin içinden doğar. Bu nedenle tiyatro eleştirisi, üretimden değil alımlamadan; yapmaktan değil izlemekten türer.

Tiyatrocular haklıdırlar; insan uygarlığı denilen bu büyük kültür bahçesinde, onların da ölümü bir parça olsun yendiklerini gösteren bir bilgi-belge ağacı, hiç değilse bunlara şahitlik etmiş bir yazı bitkisi, bir su yosunu hayranlığı, bir kaktüs dikeni eleştirisi, bir ateş çiçeği tepkisi, bir turuncu kadife çiçeği bakışı, bir değerlendirme sarmaşığı türünden tiyatronun eleştiri bahçesine ihtiyaç vardır. (…)

İşte kanımızca tiyatro eleştirisi ve eleştirmenliği bu kültür bahçesinde böyle bir ihtiyaca denk gelen entelektüel bir bahçıvanlık uğraşıdır. Tabi bir yanı oyuncuların bu ihtiyacına yanıt verirken diğer ve belki daha önemli yanıyla seyircinin alımlama çaba ve ihtiyacına eşlik etmek durumundadır.

Eleştirmeni tanımlamak için uzun olmayı göze alarak tek cümlelik bir tanım yapmak gerekirse; “eleştirmen, izlediklerini (buradaki bir konuyu-karakteri-durumu-psikolojiyi-kullanılan bir kavramı-akışı-tarihselliği-mitolojiyi ve daha birçok başka açı ve başlığı) deneyim, iç görü, özbilinçlilik üçgeni içerisinde görünür kılmaya çalışan tarihsel bakış açısına ve takdir etme kültürüne sahip bir bahçıvandır”, diyebiliriz. Bu sadece ötekine (alımlayıcıya) bir ifade ya da ileti vermek için yapılan bir üretim değildir, eleştiri salt bunun için yazılmaz. Eğer eleştirmen ya da sanatçı böyle yapsaydı sanat eserini bir iletişim aracı olarak kabul etmek gerekirdi. Oysa sanat sadece bir iletişim aracı değildir. Tiyatro sanatı tarihsel ve mitsel bir kökene sahip oluşuyla tarihseldir, çünkü durağan olan şeye hareketlilik katarak onu özbilince yükseltir; mitseldir, çünkü gizli olanı büyüsel olanı zorunlu olarak “öznel olandan nesnel olana doğru” açığa çıkarır. Tiyatronun dönüştürücü gücü zaten buralarda saklıdır. Eleştirmen, kayıt tutarken “bildiğimizi bilmediğimiz” bu anlara ilişkin kerterizler de sunan, öz-bilincimizi, öz-farkındalığımızı harekete geçiren bir bahçıvandır.

Paylaş.

Yanıtla