“‘İzin Verirseniz Oyunumuzu Oynayacağız'”: Tiyatro Salonu Nasıl Olur, Tiyatro Adabı Nedir?

Pinterest LinkedIn Tumblr +

(Suha Çalkıvik’in Aposto’da yayımlanan yazısının bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.)

Hafta başında bir müzikalin sergilenmesi sırasında bir seyircinin yerini beğenmemesi ve tepkisini sahnedeki oyunculara yansıtması sonucu yaşanan kriz, oyunun iptal edilmesine neden olmuştu. Seyircinin oyun oynanırken sahnedeki oyunculara aşırı tepkiler göstermesiyle, hatta sahneye oturacak kadar ileri gitmesiyle ortaya çıkan bu nahoş olay, sadece basit bir “seyirci görgüsüzlüğü”ne indirgenemez.

  • Bir seyirci eğer binlerce lira bedel ödeyip bilet alıyor ve plastik sandalyeye oturtulup sahneyi doğru dürüst göremiyorsa elbette hakkını arayacak; elbette tepkisini dile getirecektir. Ama bu tepki, sahneye oturarak oynanmakta olan oyunu sabote edip oyunculara bağırarak gösterilmez.

O sırada yüzlerce kişi oyun izler, sanatçılar sahnede performans sergiler ve büyük emek verirken bu şekilde tepki gösterilmesi, tiyatro oyunu izleme adabına tamamen aykırıdır.

Günümüzde eğlence amaçlı ve popüler isimlerin rol aldığı oyun ya da gösteriler, ne yazık ki tiyatro oyunu oynanmaya uygun olmayan kongre veya spor salonlarında sergileniyor. Müjdat Gezen’in de organizatörlere kızmasına neden olan konu, oturma gruplarının ve oturma düzeninin oyun izlemeye uygun olmamasıydı. Nitekim ertesi gün o salonda ön sıradaki koltuklar ve oturma düzeni değiştirildi. Asıl üzerinde durulması gereken konu, o tip (3.000-15.000 kişilik kapasitesi olan) kongre veya kapalı spor salonlarının tiyatro oyunu oynanmaya ve izlenmeye uygun fiziki yapıda olmamalarıdır.

Tiyatro oyununa uygun salon nasıl olmalı?

Salon sahipleri, işletmeci veya organizatörlerin kavrayamadıkları—ya da işlerine gelmediği için görmezden geldikleri—bir başka önemli konu ise “Tiyatroda VIP bölümü” tanımıdır. VIP bölüm, (Very Important Person – Çok Önemli Kişi) izleyicilere standart biletlere göre daha yüksek konfor, prestij ve özel ayrıcalıklar sunan, genellikle sahneyi en iyi açıdan gören özel oturma alanlarını ifade eder.

  • Bizdeki işletmeciler salonun %30’una yakınını VIP bölümüne ayırırken diğer ülkelerde VIP bölümlerin salonun %10-%20’si veya daha küçük bir alanına ayrıldığını görüyoruz.

Tiyatro oyununa uygun salon, bir tiyatro eserinin teknik ve sanatsal gerekliliklerini tam anlamıyla karşılayabilen fiziksel mekanı ifade eder. Sadece bir “sahnesi olan boş alan” değil, oyuncunun performansını, seyircinin ise bu performansı algılamasını destekleyen özel donanımlara sahip yapıdır.

Bir salonun tiyatroya “uygun” kabul edilmesi için şu temel özelliklere sahip olması beklenir:

  • Akustik ve Ses Düzeni: Tiyatroda oyuncunun sesinin en arka sıradaki izleyiciye bile net bir şekilde ulaşması kritiktir. Uygun bir salonda yankı (eko) kontrol altındadır ve sesin doğal yolla dağılımı için gerekli mimari çözümler mevcuttur.
  • Görüş Açıları (Oditoryum Yapısı): İzleyicilerin oturduğu alanın (oditoryum), sahnedeki aksiyonu hiçbir engel (kolon, çok eğimli açı vb.) olmadan görebilecek şekilde tasarlanmış olması gerekir. Genellikle “amfi” tipi yükselen bir koltuk düzeni tercih edilir.
  • Sahne Derinliği ve Yüksekliği: Dekorların kurulabilmesi ve oyuncuların rahat hareket edebilmesi için yeterli alan olmalıdır.
  • Işık Askı Sistemleri: Oyunun atmosferini yaratmak için ışık robotlarının ve spotların asılabileceği raylı sistemlerin bulunması şarttır.
  • Kulis: Oyuncuların sahne arkasında hazırlık yapabileceği, kostüm değiştirebileceği ve sahneye giriş-çıkış yapabileceği uygun alanlar (kulis) bulunmalıdır.
  • Çok Amaçlı Salonlardan Farkı: Düğün salonları, konferans, kongre ve spor salonları “tiyatroya uygun” olmayabilir. Bunun nedeni, bu mekânların tavan yüksekliğinin yetersiz olması, ışık sisteminin kurulamaması veya akustiğinin tiyatro performansındaki diyalogları bozmasıdır.

Özetle; bir salonun tiyatroya uygunluğu, sanatçının performansını sergileyebileceği teknik donanıma ve izleyicinin oyunu pürüzsüz bir şekilde takip edebileceği konfora sahip olmasıyla ölçülür. Köklü üniversitelerin Mimarlık Fakültelerinin Bina Bilgisi Anabilim Dallarında, tiyatro yapıları gibi kompleks binaların tasarımında işlevsellik, akustik ve izlenebilirlik odaklı, teorik ve pratik çalışmaları içeren stüdyo eğitimi sunulmaktadır.

Örneğin, İTÜ Taşkışla kampüsünde verilen eğitimde, sahne-seyirci ilişkisi ve çağdaş mimari yaklaşımlar (teknoloji, sürdürülebilirlik) temel alınarak, “Mimari Proje” dersleri kapsamında tasarım senaryoları geliştirilmektedir. Bu konudan en çok yakınan, şikâyet eden ve salonların tiyatroya uygun formlarda inşa edilmediğini sosyal medya aracılığıyla her fırsatta dile getiren Behzat Uygur dostumuza teşekkür ediyorum. Binlerce çok amaçlı salon yapılıyor ama projelendirilirken üniversitelere danışıldığını hiç sanmıyorum.

Tiyatro izleme adabı

Gelelim tiyatro izleme adabına… Yıllar önce “oyun izleme etiği” üzerine bir metin okumuştum. Metinde uzun boylu bireylerin bilet alırken mümkünse en arka sıraları, koridor kenarlarını veya görüş açısını engellemeyecek yükseltilmiş alanları tercih etmeleri önerilmişti. İçimden, “Nerede böyle duyarlı ve bilinçli tiyatro seyircisi var ki?” diye sormuştum.

Prof. Dr. Özdemir Nutku, tiyatronun var olabilmesi için en az bir tane seyirciye ihtiyaç olduğunu söyledikten sonra, tiyatro sanatını “oyuncu ile seyirci arasında geçen şey” şeklinde tanımlar. Nutku, şunu da söyler:

“Tiyatro seyircisi, herhangi bir temsili izlemek için toplanan farklı kesimlerden insanların oluşturduğu kalabalık bir gruptur. Değişik ruh durumunda, değişik konumda, değişik beğenide ve kültür düzeyinde kişilerden oluşan bu heterojen yapının hâl ve hareketlerinin belirlenmesinde, oyun alanının etkisi inkâr edilemez.”

Prof. Dr. Ayşegül Yükselise “tiyatro-seyirci-değişim” üçgenine sözü getirerek “Tiyatro seyirciyi, seyirci de içinde yaşadığı dünyayı değiştirecektir” tespitinde bulunmuştur.

Tanzimat Fermanı sonrasında hız kazanan Batılılaşma çabaları, her alanda olduğu gibi tiyatroda da varlığını göstermiştir. Bu süreçte hem İstanbul’da modern tiyatro binaları inşa edilmiş hem de halk yepyeni oyunlarla tanışmıştır. Ancak tiyatrodaki bu hızlı değişim, bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. İşletmeciler, her fırsatta halkın oyun izleme kültürüne sahip olmamasından yakınmış; dönemin gazete ve dergileri, seyircilerin vurdumduymazlığı yüzünden tiyatro binalarında düzen ve güvenliğin sağlanamamasını eleştiren yazılarla dolup taşmıştır.

Doç. Dr. Onur Aykaç’ın “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan süreçte yerli seyircinin tiyatro binasıyla imtihanı” adlı makalesi bize günümüzde görgü bakımından iyice çığırından çıkmış olan sahne sanatları seyircisinin tiyatro izleme adabından yoksun oluşunun kökeni ve nedenleri hakkında ipuçları veriyor.

Tanzimat Dönemi’nde İstanbul’daki çoğu tiyatro binasında düzen ve güvenlik sağlanamamıştır. Bazen oyundaki herhangi bir sahneden dolayı, bazen de salondaki diğer izleyicilerin tavırlarına bağlı olarak kavgalar yaşanmış, hatta bazı oyunlar yarıda kalmıştır. Cerîde-i Havâdis’in 1859’da yayımlanan 930. sayısında “tiyatro binalarında ıslık çalmak ve bağırmak gibi münasebetsiz hareketlerde” bulunanların salondan kovulacağı, hatta haklarında işlem başlatılacağı halka duyurulmuştur. O dönemde bir yönetmelikle tiyatro binalarında daha sıkı önlemler alınma yoluna gidilmiştir.

  • Bu bağlamda seyircilerin yanlarında kesici veya delici alet taşımaları, salon içine baston, değnek veya şemsiyeyle girmeleri, içkili hâlde salona gelmeleri, özel olarak ayrılan alanlar dışında sigara içmeleri, beraberlerinde getirdikleri küçük çocukları başıboş bırakmaları, oyun esnasında ıslık çalmaları, sahneye doğru bağırıp gürültü çıkarmaları yasaklanmıştır.

Tanzimat basınında tiyatro kültürümüzü eleştiren çok sayıda yazı yayımlanır. Seyircilerin sık sık ıslık çalmaları, kendi aralarında sohbete dalmaları, sahneye bir şeyler fırlatmaları, ayaklarını yere sertçe vurarak tempo tutmaları, salonun üst katlarında oturanların aşağıya doğru su dökmeleri, kibrit çöpü veya çerez kabuğu atmaları sert bir dille yerilir. Tiyatronun bir kültürel aktivite değil eğlence yeri gibi görülmesi, oyunların en trajik yerlerinde izleyenlerin kahkahalarla gülmeye başlamaları vs. basında en çok eleştirilen konular arasındadır. (Yersiz gülmeler ülkemizde 2026 yılında bile hâlâ yaşanmaya devam ediyor. Son izlediğim bir oyunun en trajik bölümlerinde izleyicilerden birinin isterik kahkahalar attığına tanık oldum.)

Meşrutiyet seyircisi—tıpkı Tanzimat seyircisi gibi—henüz tiyatro izleme bilincine sahip değildir. İzleyicilerin oyundan koparak kendi aralarında sohbete dalmaları, aşırı gürültü yapıp çevrelerindekileri rahatsız etmeleri, seyyar satıcılarla laf dalaşına girmeleri vs. basına yansıyan olumsuz durumlar arasındadır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında daha çok yabancı toplulukların gösterilerini takip eden İstanbul halkı, zamanla yerli oyunlara da gitmeye başlamış; gerek seyirci sayısı ve tiyatro gelirleri, gerekse seyirci kalitesi devamlı olarak yükseliş göstermiştir. Özellikle Muhsin Ertuğrul ve arkadaşlarının uyguladığı katı kurallar sayesinde hem seyirciler olumlu yönde bir değişim içine girmiş hem de tiyatro “bir eğlenme yeri değil kültür kazanma mekânı” olarak algılanmaya başlanmıştır. (1928 yılında Şehir Tiyatroları binalarının önlerinde kuruyemişçilerin tezgâh açmaları bile yasaklanmış.)

Araştırmacı yazar Gökhan Akçura’nın Muhsin Ertuğrul üzerine yayınından öğrendiğimize göre, Türkiye’nin önemli ödenekli tiyatrolarından birinin, Şehir Tiyatrolarının başında bulunan Muhsin Ertuğrul o dönemde önemli “dönüşüm” hamlelerini başlatır. Ertuğrul’un en önemli uygulamaları şunlardır:

  • Darülbedayi Sahne Talimatnamesi (İç Tüzük)
  • Günlük İş Programı: Tiyatro çalışanlarının görev ve sorumluluklarını belirlemek amacıyla.
  • Talebe Matineleri: Yeni seyirci yetiştirmek amacıyla.
  • Tiyatro Adabı: Seyircilerin “adabını” oluşturmak amacıyla.

Muhsin Ertuğrul, 1927’de seyircilerin eğitimi ve yeni seyirciler yetiştirmek için “talebe matineleri” yapmış; seyircilerin “adabını” oluşturmak için iki sayfalık bir broşür hazırlatmıştır. Ayrıca tiyatro seyircisinin, sinema seyircisine göre çok daha hassas davranmak zorunda olduğunu ve sahnedeki canlı emeğe değer vermeleri gerektiğini vurgulamıştır. Kaleme aldığı “Tiyatro Adabı” adlı broşürün baş sayfasına “Bilmeyenler İçin” kaydının konulması da unutulmamış.

Broşürde özetle şu bilgiler aktarılıyor:

  1. Tiyatro eğlence yeri değil, büyükler mektebidir.
  2. Tiyatroya mümkün mertebe temiz giyinilip gidilir ve gürültüsüzce bir mevkiye oturulur.
  3. Perdenin açılacağını ihbar eden işaretten sonra, perde kapanıncaya kadar artık bir kelime bile konuşulmadan yalnız eser dinlenir. Bir milletin bilgi ve anlayış seviyesi sanat eserlerine ve sanatkârlarına gösterdiği alaka ile ölçülür.
  4. Tiyatroda sigara içmek doğru değildir. Fakat mecburiyetse ancak perde aralarında içilir.
  5. Perde aralarındaki istirahat müddetleri evvelce tayin ve ilan edilmiştir, sabırsızlanmak bu müddeti kısaltmaz.
  6. Islık çalmak, ayaklarını yere vurarak alkışlamak, takdir etmek demek değildir.

GünümüzdeKadıköy Boa Sahne’nin sosyal medya hesaplarından yayımladığı “Tiyatro Seyircisinin Dikkat Etmesi Gerekenler” başlıklı bildirisi, seyircinin eğitimi bakımından çok değerli bir metindir:

“Tiyatro seyircisinin oyuna gitmeden önce dikkat etmesi gereken belli başlı noktalar var. Bunlardan ilki gideceği oyunu önceden araştırmak. Oyunun konusu, kaç kişilik olduğu ve hangi saatte nerede oynandığını bilmesi çok önemli. Böylece oyuna geç kalmamış ve hem oyuncuları hem de diğer seyircileri rahatsız etmemiş olur. Genelde her tiyatro sahnesi oyun saatinden beş dakika sonraya kadar seyirci alır. Eğer bu süre aşılmışsa tiyatro seyircisinin ısrar etmemesi ve tiyatro çalışanlarını zor durumda bırakmaması önemli. Oyun saatine yetişmek seyircinin sorumluluğunda olan bir durum. Bu yüzden trafiğin durumuna göre yola çıkıp oyundan 15 dakika önce fuaye alanında bulunmakta fayda var. Oyuna girmeden önce tüm ihtiyaçlarınızı karşıladığınızdan emin olun. Yemek veya tuvalet ihtiyacını oyun sırasında gidermek mümkün olmayacağı için bu tarz ihtiyaçlar oyun öncesi halledilmeli. Tiyatro seyircisinin oyun öncesi dikkat etmesi gereken bir önemli nokta da telefon veya bu tarz elektronik cihazları sessize almış olmak ya da kapatmak. Oyun sırasında çalan telefon sesi ya da titreşim, oyunun tüm gidişatını etkileyerek hem seyirciyi hem de oyuncuyu olumsuz etkileyecektir.”

Dünyada Tiyatro Adabı

İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya gibi köklü tiyatro geleneği olan ülkelerin tiyatrolarında oyunlar genellikle tam zamanında başlar. Oyuna geç kalanların içeri alınması veya yerlerine geçmesi ya hiç mümkün olmaz ya da oyunun ilk bölümü bitene kadar beklenmesi gerekir. Büyük çantalar ve kalın paltoların koltuk aralarında yer kaplamaması için vestiyere bırakılması nazik bir davranıştır. Oyun sırasında mutlak sessiz olunması beklenir.

Bu ülkelerde seyirci, sahnede “oyun” oynanırken aynı anda duygudaşlık kurmayı ve oyuna odaklanmayı önemser. Oyun sırasında fısıldaşmak veya telefonla ilgilenmek çok kaba karşılanır. Telefonların tamamen kapatılması veya sessiz konuma alınması zorunludur. Gösteri sırasında fotoğraf çekmek veya video kaydı yapmak kesinlikle yasaktır ve bu kurala uymayanlar salondan çıkarılabilir. Oyun sırasında çekim yapmak, telefon ışığı ve hareketi ile hem oyuncuların konsantrasyonunu bozar hem de diğer seyircilerin oyuna odaklanmasını engeller.

  • 4 yıl önce ABD’de Take Me Out adlı oyunda rol alan Jesse Williams’ın çıplak bir fotoğrafı sosyal medyadan sızdırılır. Oyunun sahnelendiği Hayes Theatre, seyircilerin telefonlarını kilitli kılıflarda (Yondr pouch) tutmasını zorunlu kılmasına rağmen, bir izleyici bu kuralı ihlal ederek çekim yapar. Sızıntı sonrası tiyatro yönetimi, güvenliği artırmak için kızılötesi kameralar kurma kararı alır.

Tiyatro toplulukları ve oyuncular, izleyicilerin telefonlarını ceplerinden çıkarmamaları için adeta savaşıyorlar. David Tennant’ın Good ve Eddie Redmayne’in Cabaret oyunlarında seyircilerin telefon kameralarının üzerine çıkartmalar yapıştırıldığına dair haberleri hatırlıyorum. Benedict Cumberbatch yıllar önce oynadığı Hamlet oyununda cep telefonlarıyla çekim yapmamaları için seyircilerinden sık sık ricada bulunmuştu. Oyuncuların performansı, anlık ve kişisel bir sanatsal üretimdir; izinsiz kaydedilmesi veya paylaşılması yasalara ve emeğe saygısızlıktır. Bazı tiyatrolarda, telefonların oyun boyunca vestiyerde kilitli torbalarda tutulması uygulamasına geçilmiştir.

Seyirci genellikle şarkı aralarında (müzikallerde) ve oyun sonunda oyuncuları selamlamak için alkışlar. Oyun sırasında veya henüz bitmemişken yapılan zamansız alkışlar hoş karşılanmaz. Tiyatro seyretmek, sanatçının emeğine saygı duyulan, sessizliğe önem verilen ve tarihsel geleneğin sürdürüldüğü bir deneyimdir.

Ferhan Şensoy, tiyatro izleme bilincinden yoksun olan kişileri terbiye etmeyi adeta misyon edinmişti. Kurucusu olduğu Ortaoyuncular topluluğunun geleneğinde, seyirci oyunun bir parçasıdır ancak bunun etik kuralları vardır. Şensoy, tiyatro adabını bozan kişiler için “parasıyla rezil olmak” deyimini bizzat uygulardı; gerekirse seyirciyi salondan çıkartacak kadar ileri gidebilirdi. Yeri gelmişken tanık olduğum anekdotu aktarayım.

80’li yıllar Küçük Sahne’de Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı oynanıyor. Birinci perdenin ortalarına gelinmiş. Bir seyirci salonun orta bölümünde bağırıp çağırıyor yer gösterici arkadaşa. O sırada sahnede Zeliha Berksoy ile Ferhan Şensoy’un çok dinamik oynanan ve önemli bir ikili sahnesi var. Ferhan Abi, geç gelip koltuğunu beğenmeyen görgüsüz seyircinin bağırıp çağırmalarına daha fazla dayanamıyor. Zeliha Hoca’ya “bir dakika” işareti yapıyor ve salona dönüyor:

“Hanımefendi, izin verirseniz oyunumuzu oynayacağız. Bırakın da oynayalım! Arkadaşlar, lütfen hanımefendiyi salondan çıkarın, gişede biletini iade etsin, parasını ödesinler.”

Zeliha Berksoy’a döndü ve “Nerede kalmıştık? Ha hatırladım.” diyerek pasını attı…

Yazının devamı için tıklayınız…

Paylaş.

Yanıtla