Apaçi Dansı, Yeni Bir “Kolbastı” Vakası

(Orhan Tekelioğlu’nun 14 Kasım 2010 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanan yazısına yer veriyoruz.)

Bu sıralar bir toplu taşıma aracına binince asla sekmiyor, mutlaka bir yerlerden malum “apaçi” melodisini çalan bir telefon zili kulağınızı tırmalıyor, yolculuk boyu berdevam, aynı melodi biteviye çalıp duruyor! Anladığınız üzere, “Apaçi” namıyla maruf gençlerden söz ediyorum. Saçları jöleye batık vaziyette tutamlar hâlinde her yöne meyleden, bol cepli pantolonları, çakma markalı “abiye” giysileri, üçlü beşli erkeklerden oluşan gruplar halinde yandan çarklı yürüyüşleriyle, örneğin İstiklal’de gezinirken, şehrin insan manzaralarını renklendirdikleri aşikar. Bu gençler, son bir-iki aydır kanal kanal gezerek yaptıkları dans şovlarıyla “fark edilme” durumundan “ün” aşamasına hızla tırmandı. Sözlüklerden okuduklarımın yalancısıyım, Flowshakerz namıyla maruf DJ Semih’in (evet, Türk malı!) yaptığı söylenen “Outro Lex” isimli akılda kolayca kalan müzik eşliğinde icra edilen “Apaçi Dansı” bu ünün pekişmesinde önemli bir rol oynuyor. Neredeyse, yeni bir “Kolbastı” vakası ile karşı karşıyayız. Tabii ki bu sefer müzik çok daha şehirli, eğlenceli figürlerle bezeli dans daha özgür ve “cool”, dansçıların birbirine olan uyumuna bakılmıyor. Merkezdeki ahalinin çoğu, saçlarındaki edaya bakarak, “berber/kuaför çırağı” falan diye aşağılamaya da çalışsa, şehrin yeni bir meleziyle tanıştığımız besbelli. Sosyolojik anlamda “zayıf” bir profile sahip ama merkezi kültürde de yer almak isteyen genç bir erkek cemaatinin, muhalif olmayan bir dille, merkezle uyuşma çabası olarak da okunabilir “apaçi” görünme derdi. Bize de merkezde yer verin diyen, mümkünse toplumsal merdivenleri hızla tırmanmak için çırpınan, yine sözlüklerin yalancısıyım, merkezdeki cinsi latiflere “aşırı” ilgi göstermeriyle ünlenen bu varoş gençlerin hikayesinin ardında ilginç bir sözcük (apaçi ve çarpıcı bir dönüşümün (serserilik) ipuçları var. 

Şehir serserisi

1950’lerden başlayarak ABD kökenli pop kültürün, özellikle Hollywood sinemasının dünyada artan hükümranlığından, NATO’ya katılan Türkiye’nin de azade olamayacağı açık. Erken dönem Western filmlerinde kötü ve çapulcu karakterler olarak resmedilen Kızılderililerden haberdarızdır zaten. İlginçtir, devrin argosu, Amerikan emperyal kafasının uydurduğu Kızılderili tiplemesini kolayca benimser, perdede gösterilen Kızılderili kabilelerin en savaşkanı olan Apaçileri, Amerikan izleyicisi gibi alımlamaya başlar. Böylece başıbozuk, hayta gibi sözcüklerin yanına, “şehir serserisi” manasında apaçi de yerleşir. Tabii ki, devrin hâkim yabancı lisanı Fransızcadır ve Frenkçedeki okunuşuyla “apaş” ile tanışırız. Halen bulmacalarda sorulan, o yıllarda yazılan edebiyatta (merak edenler, örneğin Atilla İlhan’ın Abbas Yolcusu’na bakabilir) sıkça karşılaşılan “apaşlar”, şehrin yeni kopuklarıdır. “Cem Karaca ve Apaşlar” da sözcüğün önemine işaret ediyor. Özetlersek, merkezde görülmesinden hoşlanılmayan, daha çok şehrin kenar mahallerinden gelen ve genel güvenliği tehdit edeceği varsayılan tiplere 50’lilerden başlayarak apaş denildiğini anlarız. Osmanlı döneminde de, “şehir serserileri” her zaman ciddi bir sorun kaynağı olarak görüldü. Osmanlı metinlerinde, “mazanne-i su’-i eşhas”, yani “ağır bir suçu birden fazla kez işleyenlere yardım ve yataklık ettikleri için durumlarından şüphe duyulanlar” diye tarif edilen “olağan şüphelilerin” üç alt-tipi var. Bunlar sırasıyla külhanbeyleri, kabadayılar ve kopuklardır. Kabaca sınıflarsak, hamamların altındaki “cehennemlik” de denen büyük ocaklarda, yani külhanlarda yaşayan, birbirleriyle şifreli bir dille anlaşan, genellikle ailelerini yitirmiş çocukları aralarına alarak lonca düzeniyle örgütlenen bir sosyal cemaatin mensuplarıdır külhanbeyleri. Günümüz mafyasını andıran ve esnafı, zenginleri haraca bağlayan bu tiplerden hoşlanıldığı varit değildir. Öte yandan, mahallenin mert ve bıçkın delikanlılarını tanımlamak için kullanılan kabadayının çağrışım dünyası hiç de olumsuz değil. Külhanbeylerinden asla hoşlanmayan kabadayıların hırsızlıkla, zorbalıkla asla alâkaları olmadığı gibi, şövalyece bir ruhla mahallelinin namusunu korudukları için, mahalleli tarafından sevilir, himaye edilirlerdi. Kopuk ise, hayatlarının bir döneminde yaptıklarından (ahlaksızlık, hırsızlık gibi) sonra, örneğin aileleri tarafından dışlanmış, düzenli sosyal ilişkilerden aforoz edilmiş olanlar için kullanılırdı. Çoğunun makbul bir geçmişi, iyi bir mesleği olsa da, artık kabul görmeyen, tehlikeli, her zaman silahlı olarak gezinen tekil tiplerdi. Külhanbeyleri ya da kabadayılar gibi sosyolojik destek sistemleri olmadığından birbirlerine pek bulaşmaz, kabadayılar, külhanbeyleri ve özellikle zabıtadan nefret ederlerdi. Yalınkılıç kalmalarının bedelini sıkça hapse düşerek, hastalıklarında bakacak kimse bulamayarak ve neticede, genç yaşta ölerek öderlerdi. Şehirlerdeki suçun tarihiyle ilgilenenlerin, suça meyyal çevreleri anlamak isteyenlerin, zabıta teşkilatı tarihine, Osmanlıdaki “serseriler” olgusuna daha yakından bakmalarının gereği ortada. Sosyolojide kopmalar olmaz; değişim, dönüşüm olur. 

Eğleniyor, eğlendiriyorlar

Günümüze dönersek, “apaş” sözcüğünün arkaplanında suça işaret eden bir gönderme varken, yeni şehrin “apaçisinde” henüz böyle bir şey yok. Aksine, bu gençler varlıklarıyla 50’li yıllardaki “apaş” kurgusunu yanlışlıyorlar! Şehrin merkezinde ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor, dans ediyor, ekranlarda eğleniyor, eğlendiriyorlar. Bu ilginç dönüşümün ardında yeni Türkiye şehrinin heterojen ve hızla melezleşen yapısı önemli bir rol oynuyor. Özellikle sosyolojik olarak zayıf gruplara mensup olanların iyi kötü bir pay alacaklarına inandığı bir “ganimet modernite” hayali yaratmışız herhalde. Herkes “kapışmaya” çalışıyor bu hayali. Bu façası saçlarında çocuklar da, toplumun yoksulluk atlasında yer alan herkes gibi, yükselmek, merkezileşmek, mümkünse zenginleşmek istiyorlar. Bu gençleri dansları, saçları, çakma markalarıyla şehrin merkezi manzarasına yerleştirmek zorundayız. Onları merkezden sürme fikrinin, aşağılamanın, reddetmenin, onları “serseriliğe” itmek anlamına geldiğinin farkında mısınız? Apaçiler de “açılımın” bir parçası.

Orhan Tekelioğlu

Radikal 2