-Bu oyunu bir kapitalizm eleştirisi olarak mı yoksa insan doğası üzerine bir hikâye olarak mı görüyorsunuz?
Bence oyun insanların para kazanmak için ne kadar kötü olabileceğini gösteriyor. Yarışmacıların sömürülmesi burada en önemli unsur. Seyirciler para ödeyip başkalarının acı çekmesini izliyor. Yarışmacılar ise küçük bir ödül için hayatta kalmaya çalışıyor. Bu biraz reality show’lara benziyor, ayakta kalan son kişi kazanıyor. O dönem zor bir dönemmiş ama aslında bugünün dünyasıyla da birçok benzerlik taşıyor. İnsan doğasının en karanlık tarafını görüyoruz.
-Oyun esnasında özellikle seyircinin rahatsız hissetmesini amaçlıyor musunuz?
Eğer seyirci rahatsız hissediyorsa, demek ki amacımıza ulaşmışız. Seyircinin, o dönemde dans maratonlarını izleyen seyirciler gibi hissetmesini istiyoruz. Başlangıçta bizim için tezahürat yapmalarını, dans ettiğimiz için heyecanlanmalarını istiyoruz. Ama zaman geçtikçe ne kadar yorulduğumuzu gördüklerinde, orada bulunup insanların acı çekmesini izledikleri için kendilerini sorgulamaya başlamalarını istiyoruz. İlk bakışta eğlenceli görünen bir etkinliğin aslında insan doğasının karanlık yönlerini ortaya çıkarabileceğini fark etmelerini istiyoruz.
–Bu hikâye sizce umut hakkında mı yoksa umudun kaybı hakkında mı?
Aslında ikisi de. Benim karakterim gibi sonunda büyük bir fırsat elde eden kişiler var. Ama umudunu kaybeden insanlar da var. Bu, umudu kaybetmemekle kaybetmek arasında sürekli süren bir mücadele. Zorluklar çok fazla ve durum gerçekten kötü. Bu yüzden umutlu kalmak kolay değil. Ama günün sonunda insanlar hayatta kalmak için bir yol bulmak zorunda ve genellikle buluyorlar.
-Sahnedeki en zor an sizin için hangisiydi?
Oyundaki en zor sahne, yaklaşık on dakika boyunca sahnede sürekli koştuğumuz kısım. On yedi oyuncu aynı anda sahnede, daireler çizerek koşuyor ve aynı zamanda konuşuyor. Hem duygusal stresimizi hem de bedenlerimizin gerçekten yorulduğunu göstermemiz gerekiyor. Üstelik bütün oyuncuların koordinasyonu çok yüksek olmalı. Tek bir hata bütün sahneyi bozabilir. Ama bu zorluk aynı zamanda sahneyi en etkileyici sahnelerden biri yapıyor.
-Her temsilde sizin için farklı hissettiren bir sahne var mı?
Partnerimle birlikte oynadığımız küçük bir sahne var. Sözsüz bir Romeo ve Juliet doğaçlaması. Her temsilde farklı hissettiriyor çünkü seyirciler her seferinde değişiyor ve nasıl tepki vereceklerini bilemiyoruz. Biz ne yapacağımızı biliyoruz ama bazen seyircinin tepkisine göre küçük değişiklikler yapabiliyoruz. Özellikle çok keyif alıyorlarsa performansı biraz daha abartıyoruz.
-Seyircinin tepkisi performansınızı etkiliyor mu?
Elbette. Tiyatronun büyüsü de burada. Her temsil farklı seyircilerle gerçekleştiği için sizi farklı şekillerde etkiliyor. Seyircinin oyunu sevdiğini hissettiğinizde siz de daha çok keyif alıp elinizden gelenin en iyisini veriyorsunuz. Ama seyirci soğuksa, ister istemez iyi oynayıp oynamadığınızı sorgulamaya başlıyorsunuz.
-Oyunun fiziksel yoğunluğu sizi nasıl etkiliyor?
Aslında oyunun fiziksel zorluğunu seviyorum. En başta beni heyecanlandıran şeylerden biri buydu. Dans, koşu ve kavga içeren çok uzun bir oyun. İki buçuk saat boyunca sahnedeyiz. Seyirci için verilen on dakikalık ara dışında neredeyse hiç dinlenme yok. Bu şimdiye kadar oynadığım en zorlu oyunlardan biri ve bu da oyunu benim için daha eğlenceli hale getiriyor. Ayrıca bu fiziksel yoğunluğun seyirciyi de sürekli tetikte tuttuğunu düşünüyorum.
-Bu karakteri oynamak insanlara bakışınızı değiştirdi mi?
Beni o kadar etkilemedi diyebilirim. Çünkü karakterim insanlara göründüğü kadar masum bakmıyor. Aklında net bir hedef var ve ona ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır. İnsanları hedeflerine ulaşmak için kullanıyor. İş teklifini aldığı anda yarışmayı bırakıp partnerini terk ediyor. O dönem çok zor zamanlarmış ve herkes bir nevi hayatta kalmaya çalışıyordu. Bu yüzden karakterim de oldukça sert ve duygusal olarak mesafeli biri.
-Karakterinizle derin bir empati kurduğunuz bir an oldu mu?
Benim karakterimle aramda aslında büyük bir benzerlik var. İkimiz de oyuncuyuz ve aynı hedeflere sahibiz: film sektöründe yer almak. Kariyerimizin başındayız ve mümkün olduğunca ilerlemek istiyoruz. Bu yüzden karakterimin mücadelesini, kaygılarını ve oyunculuğa duyduğu tutkuyu anlamak benim için çok kolay oldu. Bu benzerlik empati kurmamı daha da kolaylaştırdı. Oyunun sonunda karakterim bir filmde rol alıyor. Bu yıl benim için de benzer bir şey oldu; ilk kez bir televizyon dizisinde rol aldım. Umarım devamı gelir.
-Hikâyenin en trajik kısmı sizce neresi?
Bence hikâyenin en trajik kısmı Gloria Beatty karakteri. Zor bir geçmişi var; reddedilme ve travmalarla dolu bir hayat yaşamış. Hollywood’da yıldız olma hayali artık tamamen sönmüş durumda ve son çare olarak yarışmaya katılıyor. Maratonun sonuna yaklaşmış olmasına rağmen sonunda pes ediyor ve partnerinden onu öldürmesini istiyor, tıpkı yaşlanmış atların vurulması gibi. Bu karar, hayata bakışının ne kadar umutsuz olduğunu gösteriyor.
-Bu rol size oyuncu olarak ne kattı?
Bu rol sayesinde gerçekten harika bir oyunda yer alma fırsatı buldum. Çok bilinen bir roman ve aynı zamanda çok bilinen bir film uyarlaması var. Böyle bir projede yer almak benim için büyük bir fırsat oldu. Ayrıca çok iyi insanlarla çalışıyorum ve bu da benim için çok önemli. Fiziksel olarak bu kadar yoğun bir oyun da oyunculuk becerilerimi test etmek ve geliştirmek açısından büyük bir deneyim oldu.
Devamı için tıklayın.