Sanat Meclisi’nin hazırladığı “Sanatta Hak İhlalleri Ocak 2026” raporunu okurlarımızla paylaşıyoruz.
2026 yılına da sanat alanı baskılar, yasaklar ve hapis cezalarıyla başladı. İşte Ocak 2026 da sanat alanının yaşadıkları:
- Türkiye’de müzik eğitimi almış gençler, artan yaşam maliyetleri ve güvencesiz çalışma koşulları arasında hem eğitimlerini hem de mesleklerini sürdürmeye çalışıyor. Anlatılar, uzun çalışma saatlerine rağmen asgari ücrete dahi yaklaşamayan gelirleri, sigortasızlığı ve geleceksizlik duygusunu gözler önüne seriyor. Özel müzik kurslarında ders vererek geçinmeye ve eğitimlerini sürdürmeye çalışan bu gençler için hayatta kalma mücadelesi, giderek insani sınırların dışına taşan bir baskıya dönüşüyor. Kreşendo’nun “Müzikte Eşitlik: Türkiye’de Müzisyenin Durumu” başlıklı raporu da bu durumu verilerle destekliyor. Rapora göre müzisyenlerin sadece yüzde 37’si müzikten kazandığı parayla geçinebilirken sigortalı müzisyenlerin oranı yalnızca yüzde 12. Ayrıca müzisyenlerin yüzde 55’i ayda 0-15 bin lira arasında kazanabilirken geçinebilmek için birden fazla iş yapmak zorunda.
- Aydın’dan 1,5 yıl önce İstanbul’a gelen Hakan müzik öğretmenliği mezunu olduğunu, 2 arkadaşıyla aynı evi paylaştığını, geçinebilmek için kurslarda müzik öğretmenliği yaptığını anlattı: “Özel bir müzik okulunda haftada 5 gün, günde 10 saat çalışıyorum. Ayda 160 saat ders veriyorum, en fazla 40 bin lira kazanabiliyorum. Bir sevgilim olsa onunla vakit geçirebilmek için fazladan bir gün çalışmam lazım.” Konservatuarın çalgı bölümünden mezun olup yüksek lisans eğitimini sürdürürken bir yandan da çalışmak zorunda olan 24 yaşındaki Ahmet için de hayat aynı akıyor: “Mezun olur olmaz iş arayışına soyundum lâkin karşımda bir duvar gördüm. Müzik eğitimi veren iki kurumda çalışıyorum. Biri saat başına 140 lira veriyor, aylık 6-7 bin lira arası kazanıyorum. Diğeri ise ders başına 300 lira veriyor. Haftanın yedi günü çalışıyorum, aldığım para asgari ücreti zor buluyor. Haftanın yedi günü çalışıyorum bir gün bile izin günüm yok. Tek avantajım ailemle birlikte yaşıyor olmam. Kazandığım para hayatta kalabilmek için yaptığım borçlara gidiyor. Bankaya bağımlı yaşıyorum. Depresyona girmeye de vakit kalmıyor. Covid-19 salgınında 103 müzisyen intihar etti geçinemediği için. Kimse bunu konuşmadı.” Bir yandan eğitimine devam ederken evin geçimine de katkıda bulunmak zorunda olduğunu anlatan Selma ise, İzmir’de özel bir kurumda bağlama eğitmenliğini yapıyor: “Ders başına verdikleri ücret çok düşük. Kurum sahibi, öğrencinin kursa kayıt yaptırdığı ücretin yüzde 30’unu dersi yapan öğretmene veriyor. Sigorta yok, yol ya da yemek gibi haklar da yok. Ailemle yaşıyorum. Gelir anlamında sadece babamın emekli maaşı var. Öğrencilerimden kazandığım parayı da evin geçimine harcıyoruz. Çalıştığım kurumda 4 öğrencim var; saatine 400 lira veriyorlar. Aynı zamanda İŞKUR gençlik programında çalışıyorum ve aylık gelirim yaklaşık asgari ücret kadar. Haftada 28 saat çalışıyorum.” Bir üniversite öğrencisinin hem okuyup hem de mevcut kötü ekonomik durumdan dolayı çalışmasının ve gelecek kaygısı en büyük sorun olduğuna vurgu yapıyor selma ve şöyle bitiriyor: “Akademi üzerine yoğunlaşmayı düşünüyorum ama bu alanda da tanıdık, referans, torpil işleri çok döndüğü için endişeliyim. Beni nasıl bir gelecek bekliyor bilmiyorum.”
- Güçlü sanatsal birikimine rağmen kültür ve sanatın ağırlıklı olarak festivallerle sınırlı kaldığı Dersim’de; tiyatro, konser ve sergi gibi etkinliklerin sürekli ve kamusal olarak yapılabileceği bir kültür-sanat mekânı bulunmuyor. Etkinlikler çoğunlukla otel salonları ya da geçici alanlarda düzenlenirken, kültürel üretim hem güvencesizleşiyor hem de ciddi bir mali külfete dönüşüyor. Dersimliler, kültür ve sanatın kamusal bir hak olmaktan çıkarılarak parası olanın erişebildiği bir alana sıkıştırılmasına tepki gösteriyor.
- CHP İzmir Milletvekili Seda Kaya Ösen, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul Devlet Halk Dansları Topluluğu’nda yönetmeliğe aykırı olarak yapıldığı söylenen atamayı Meclis gündemine taşıdı. Yönetmeliğe göre bu görevlerin ancak belirli eğitim ve mesleki deneyime sahip, kurum içinden gelen adaylar arasından belirlenebileceği hükme bağlanıyor. Buna karşın, Milli Eğitim Bakanlığı’nda görevli bir müzik öğretmeninin İstanbul Devlet Halk Dansları Topluluğu’na atanması, “yönetmelik fiilen askıya mı alındı” sorusunu gündeme getirdi. Ösen, yapılan işlemin yalnızca idari bir tercih değil, aynı zamanda liyakat ilkesinin tasfiyesi olduğunu belirtti.
- Usta oyuncu Zihni Göktay, turneye giderken mola verdikleri tesiste düştü, kaza geçirdi. Göktay’ın düşmesine rağmen hastaneye götürülmeyerek sahneye çıkarıldığı iddiası tepkilere yol açtı. Oyunu sandalyeden kalkmadan sahneleyen Göktay, sonra hastaneye kaldırıldı ve kalça kemiğinin kırıldığı ortaya çıktı.
- 2006 yılından bu yana müzik topluluğu Grup Yorum’da gitar çalan Muharrem Cengiz yargılandığı davada ömür boyu hapis ve ek olarak da 34 yıl hapis cezası aldı. Toplulukta müzik çalışmalarının yanı sıra çevresindeki gençlerle müzik eğitimi çalışmaları yapan Cengiz, onları ülke çapında yaygınlaşan uyuşturucuya karşı da korumaya çalıştı. Çalışmalar yaptığı semtte uyuşturucu pazarlayanların hedefi haline gelen sanatçıya zaman zaman saldırılar oldu. Saldırganları cezalandırmak yerine Muharrem Cengiz’i hedef alan güvenlik güçleri onu çeşitli gerekçelerle tutukladılar. Son yargılanmasında ise adalet tarihinin görmediği rekor bir cezaya çarptırıldı.
- Toplumsal ve siyasal hiciv içeren “Yalancı” adlı oyun; yalan satan karakteri üzerinden yalanın, manipülasyonun ve mevcut toplumsal koşulların teşhirini sahneye taşıyor. Oyunun yönetmeni ve oyuncusu Şahin Kelleci, yıllardır kamusal alanlarda sergilenen performansı bu yıl Çukurova Kitap Fuarı alanında sergilemek istedi. Kelleci, dışarıda başladıkları oyuna güvenlik görevlilerinin uyarısıyla fuar alanı içinde devam ettiklerini, burada oyunu sürdürürken TÜYAP yetkililerinin, “katılımcıların rahatsız olabileceği” iddiası ile oyunun durdurulmasını istediğini söyledi. Aynı oyunu geçen yıl da Çukurova Kitap Fuarı’nda sergilediklerini hatırlatan Kelleci, o dönemde de yetkililerin gösterinin “ortada değil, bir stand içinde” yapılmasını talep ettiğini aktardı. Bu yıl ise TÜYAP yönetimi tarafından önce bir standa girilmesinin önerildiği, ancak stand içine girildikten sonra bu kez oyunculardan oyununa ait kostümleri çıkarmalarının istendiği ifade edildi. Kelleci, engellemenin idari değil, politik olduğunu savunarak şunları söyledi: “Bu bir sokak tiyatrosu. Kitap fuarındayız, biz de sanatçıyız. Kitap kadar tiyatro da bu alanın parçasıdır. Asıl sorun oyunun siyasal hiciv içermesi.” Yaşananların ardından Adana Umut Sahnesi, gösteriyi protesto ederek fuar alanından ayrıldı.
- Opera, Bale ve Devlet Tiyatrolarında ‘figüran’ veya ‘hizmet sözleşmeli’ veya ‘misafir sanatçı’ gibi tanımlarla çalışan sanatçıların durumuna işaret eden Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat-Sen) Genel Sekreteri Yusuf Sağlam, “Hiçbir iş güvencesi olmadan çalıştırıyorlar. Bu bir ‘sömürü sanatı’dır” dedi. Sanatçılara ‘Senin yerin doldurulabilir’ mesajı verildiğini, her yıl yenilenip yenilenmeyeceği belirsiz bir kağıt parçasına mahkum edildiklerini dile getiren Sağlam “Bu yapılan kelimenin tam anlamıyla modern köleliktir” tepkisini gösterdi.
- Cezaevlerinde yatan müzisyenler çalışma yapma konusunda yönetimle başları dertte. Durumu bir mektupla MÜYORBİR başkanına ileten tutsaklar, koşullardan yakındı: “Cezaevindeki müzisyenlere posta yoluyla gelen nota, akor, şarkı sözü ve bazı mesleki metotların ‘mektup mahiyetinde olmayan doküman’ diye tutuklulara verilmiyor. Yan flüt çalan bir hükümlünün enstrümanının paslanmaz çelikten olması ve boyunun 65 cm olması nedeniyle kurum güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle kendisine verilmedi. Oysa yönetmelikte, ‘her hükümlüye elektrikli olmamak ve idarece belirlenen saatlerde kullanılmak koşuluyla, vurgulu çalgılar dışında saz, ud, gitar, kemençe, keman, flüt, mızıka, ney, kanun gibi müzik aletlerinden birisi verilebilir. Birden çok hükümlünün bulunduğu oda veya koğuşlarda bütün hükümlülerin rızalarının alınması zorunludur’ denmektedir. Kanunda açıkça yazmasına rağmen 20 kişiye bir enstrüman düşen koğuşlar var. Herhangi bir müzik aleti çalmadan önce yapılacak ilk iş o enstrümanın akordunun yapılmasıyken koğuşlarda akort aleti kullanılmasına izin verilmiyor.” MÜYORBİR başkanı Burhan Şeşen, gazetedeki köşesinde cezaevlerinden gelen yakınmalara yer vererek baskılara son verilmesini istedi.
- Maltepe Babil Kültür Merkezinde düzenlenen ve iki oturumdan oluşan “Sahne Işıklarının Aydınlatamadıkları” forumunda, kültür-sanat emekçileri alandaki güvencesizlik, yoksulluk ve örgütsüzlük sorunlarını tartışarak çözüm yollarını konuştu. Forumda, sanat üretiminin giderek bir “hayatta kalma” mücadelesine sıkıştığı, kurtuluşun ise bireysel çabalarda değil, kolektif ve örgütlü mücadelede olduğu vurgulandı.
- Ülkemizde en çok saldırıya uğrayan eserler arasında heykeller ön sırada yer alır. Ülkemizde tiyatro alanına değerli eserler veren yazar Haldun Taner’in İstanbul Kadıköy’deki heykeli saldırıya uğradı. Kimliği belirsiz kişiler heykele çirkin yazılar yazarak tahrip ettiler. Sanat çevreleri bu saldırıyı tepkiyle karşıladı.
- Geçtiğimiz günlerde Boğaziçi TV isimli Instagram hesabından Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’te bulunan Öğrenci Faaliyetleri Binası’nın (ÖFB) tadilata gireceği ve bu sebeple binanın boşaltılacağına dair bir haber paylaşıldı. Genco Erkal, Haldun Dormen, Nevra Serezli, Meral Çetinkaya, Göksel Kortay, Engin Cezzar gibi birçok önemli tiyatrocunun yer aldığı Robert College Players’a (RCP) ve 1971 yılının ardından Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’na (BÜO) ev sahipliği yapan Demir Demirgil Tiyatro Salonu’nun tadilat sonrasında varlığını koruyup korumayacağı belirsiz. Öğrenci Temsilciliği Kurulu (ÖTK) bu binadaki gelişmelere değindi: “Okul yönetiminin Öğrenci Faaliyetleri Binası’nda tadilat yapma hedefi olduğu ancak tadilatın ne zaman başlayacağının belli olmadığı öğrenildi. Yönetim aynı zamanda binada bulunan kapalı spor salonu, tiyatro salonu, dans salonu ve orta kantine ne olacağı konusunda net bilgilendirme yapmadı fakat öğrencilerin bir süre bu alanları kullanamayacağını belirtti. ÖFB’ye yapılacak olan tadilat sonucunda binanın işlevinin değişeceğine dair söylentiler var. ÖFB’nin işlevinin değiştirilip kulüplerin ve öğrencilerin buradan uzaklaştırılması, kampüsü öğrenci etkinliklerinden uzak, idarenin gözünde ‘risksiz’ ve ‘presentabl’ görünümlü bir kampüs yaratma amacına yardımcı olacak. Oysa ki Güney Kampüs, Robert Kolej zamanından beri spor ve sanat etkinlikleriyle canlı ve öğrenci hareketliliğinin yoğun olduğu bir kampüstür. Bu binanın alternatifi bir yer bulunmuyor. Dolayısıyla bu hamle kampüsleri ögrencisizleştirme ve kültür sanatı engelleyip üniversiteleri bir meslek yüksekokuluna çevirme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.”
Yeni yıla umutlarla giren sanat çevreleri peş peşe yaşanan baskılar karşısında şaşkına döndü. Yılların rakamları değişiyor ancak iktidarın sanata düşmanlığı artarak sürüyor. Yılın ilk ayında baskılardan hapis cezalarından nasibini alan sanat alanını bakalım yıl boyu neler bekliyor.
