(Mahmut Şenol’un Mesele‘de yayımlanan yazısının bir kısmını okurlarımızla paylaşıyoruz.)
Ülkenin kültür başkenti olmaklığıyla İstanbul, son birkaç yıldır, tiyatroyla gecelerini kapatıyor.
Açıkçası kurumsal tiyatrolar dışında hiçbir dönemde bu kadar çok sayıda özel tiyatro sahnesi açıldığı görülmedi.
Kesin sayı vermesi müşkül ama denilebilir ki, hemen her gece yaklaşık yüz, belki yüz elli civarında sahnede oyun sergileniyor.
Saçmalıkların, tiyatro yapalım hevesiyle ortaya çıkanların, ayağa düşmüş sıradan oyunların arka arkaya sahneye taşındığını söylemekten usandık.
Dahası, geçen yazılardan birinde aktarmaya çalıştığımın tekrarı olacak ama söylenmeden geçilemez bir şey, kişisel ve aileye ait travmaların sahneleri doldurduğundan da usandık.
“İçimizde kanayan yeri saralım” veya “Ah ben neler çektim, hiç bilmedin!” yahut “Bak dediğin yerde gör bak neler oldu” gibi, şimdi uydurarak yazdığım başlıklar altında kırk sene evvelin olan bitenini kantara çıkaran, bu yüzden kantarın topunu da kaçırtan, bıktırıcı tekrarlar ortalığı doldurdu.
Demek Türk toplumu bu kadar travmaya sahip deyip anlamaya çalıştık; tiyatro çıkışında içimizde bir sıkıntı peyda oldu.
Zaten hava yağışlı, İstanbul ıslak ve Attilâ İlhan’ın sözüyle mükreh kaldırımlarıyla içimize eziyordu.
Dünyayı hep kederli tarafından görmek değil, Antik Yunan’ın presokratik doğacı filozofu Demokritos gibi hayat gülünecek bir şeydir demeye ihtiyaç duymaktayken, İstanbul sahnelerinde kelimenin tam karşılığıyla bir komediye rast gelinemiyordu.
Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu-BGST‘nin bu dönem sahnelediği “Bahar Noktası Soruşturması” başlıklı komedisi politik bir güldürüye yakın duran taşlamalarıyla tebessüm ettirdi, kâh içimizi burkup kâh kahkaha da attırdı.
Şaşırmayalım, tiyatroda kahkaha da atılır, bu ayıp değildir; tiyatro simgesi olan iki yüzden birisi de gülen maskedir!
Tiyatroda trajedinin Aristotalesci yorumla iki terimi var. Birincisi Anagnorisis, durumu anlamaktır, yaklaşan dehşeti ve kaçınılmaz sonu daha başında görmektir.
Aristo, Poetica adlı estetiği tartıştığı eserinde, ardından Peripeteia hali başlar, diyor.
Olayların hızlandığı ve kaderin artık kaçınılmazlığıyla karşılaşan seyirci “Bu onun başına geldi” diyerek acıma duyar evvela ama sonra “Benim de başıma gelebilir” diye bir korkuya kapılacaktır.
Bu aşamaya varan trajedi başarılıdır, korkuyu yüreklere bir kere salmıştır, ki buna Aristo Katharsis-sarsıcı bir idrak ve farkına varma, bilincine ulaşmak diyordu.
Travma oyunlarını izleye izleye iç sıkıntısına kapıldığımız son zamanlarda “şöyle adam gibi trajedi” de izlemedik ki katharsise uğrayalım, aklımız başımıza hele bir gelsin!
Trajedi maskesinin yanındaki gülen maskeyi ihmal etti, İstanbul’un özel tiyatrolarının kâhir ekseriyeti!
Yine de aralarında eğlenceyi tiyatroda damıtan eserlere de rast geldik.
Bunlardan birisi “Tiyatro 2Bir” isimli “hususi tiyatoro kumpanyası” oldu.
Oyuncu, sanatçı Osman Ataseven‘in öncülüğünde kurulan kumpanya, yola 3 kişiyle çıkıp bugün on civarında oyuncu kadrosuyla gösterilerine devam ediyor. Ölüm Arefesi, Altın Kafes başlıklı oyunların ardına Aşkın Yapay Provası‘nı ekleyerek ansemble tiyatro örneğine yakışır bir ekip ruhuyla sahneyi doldurmaktadır.
Zıtlıkların bir araya gelmesinden komedi ortaya çıkar. Azerbaycanlı sanatçı Nahid Abbaszade‘nin yazıp yönettiği, dahası rolden role girdiği “Tiyatro 2Bir”in bu komedisi zıtlıkları buluşturmakta pek mahir!
Küçük bir oda sahnesinde sergilenen Aşkın Yapay Provası daha başlığıyla robotlar-yapay zekâ parodisi olarak seyirciye göz kırpaktadır.
Devamlılığı ve akışı kesmeden, replik hatası yapmadan süren 85 dakikalık ve tek perdelik oyunda yapay zekâya atfen 7 ayrı robot erkekle bir araya gelip aşkı sorgulayacak olan Mehtap’ı genç oyuncu Dilara Uzun canlandırıyor.
Dans ve koreografide partnerinden biraz eksik adım kalsa da hiç kusursuz aksanıyla ve kelimeleri yutmayan, sesleri doğru çıkarma sanatı artikülasyonla başarılıdır. Robot erkekle aşk deneyimi pazarlayan bir şirketin robot-gerçek kadın karşılaşmasına mekân olacak evde müstakbel aşkını ve eşini arayacaktır.
Oyunun kurucu karakteri olan şirket sahibi Ekrem Beyle başladığımız güldürüye Azerbaycanlı, ama aman dikkat ediniz Azeri değil, zaten lafı gediğine getirip bize Azeri demeyin diyen sanatçımız oyun içindeki oyunu, simülasyonu anlatırken biraz daha az bağırsa iyi olacak; çok çok yetenekli sanatçımızın maşallah hançeresinden avaz çıkıyor.
Her bir robot erkeğin eve gelip Mehtap tarafından hazırlanmış 7 soruyla sınanması gerekecek:
“Beraber yemek yapalım mı? Evi temizlememe yardım eder misin?
Ben estetik yaptırmak istiyorum! Benimle dans eder misin?
Arkadaşlarımla tatile gidebilir miyim? Yeni bir kıyafet aldım, bakalım beğenecek misin?
Ve nihayet: Ben boşanmak istiyorum!”
Fransız durum komedisinin izlerine rast geldiğimiz oyunda Osman Ataseven’in mütedeyyin bir robot olarak sahneye girmesiyle komedi zirveye tırmanıyor.
Nahid Abbaszade’nin Azeri Türkü karakteriyle koca-eş adayı olarak geldiği sahnede sert ve hızlı oynanan Kafkasların ünlü ortak dansı Lezginka‘yı sergilediği sahne ise bir başka müzikal komedi biçimiyle göz doldurmakta…
Devamı için tıklayınız.
