‘Maskeli’ Tiyatro

Pinterest LinkedIn Tumblr +

ekinroni[Ekin Roni’nin Özgür Gündem’de yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.] Tiyatro alanındaki devlet politikaları iyi anlaşılmadan sistem dışı bir tiyatro geliştirmek oldukça zordur. Devlet kendi tekelleşmesi temelinde, kendisiyle birleşen sanat çevrelerini var gücüyle destekler. Bu grup ve kişileri desteklerken kendi dışındaki ve alternatiflerini devre dışı bırakmak ister. Tek tip ve homojenleştirme yaklaşımını sanat alanında da devam ettirir. Bu tek tip ve sömürüye açık tiple yapılan sanatla kültürel zenginliğin üzeri kapatılır. Ulus-devlet tiyatroyu kendini yaşatmada böyle kullanır. Ortadoğu, bu devlet politikalarının somut olarak izlenmesi gereken temel bir coğrafyadır.

Kürdistan’da, devlet sanat alanında da bir tekel oluşturmak istiyor. Sanat alanında tekelleşmeyi derinliğine anlamak durumundayız. Çünkü sanat alanında yapılan anti-demokratik örgütlemelerle, Kürdistan’da sanat halkçı felsefeden koparılarak, bir çeşit gasp diyeceğimiz yöntemle sanat tekellerinin sermayesi haline getiriliyor. Bu yüzden tiyatronun mevcudun dışında yeni bir anlayış ve bakış açısıyla ele alınması ihtiyacı vardır. Bu görülmeden sistem dışı tiyatro yapılamaz.

Kapitalist Modernite sanat alanında halkçı yaklaşımı ortadan kaldırmak istemektedir. Bu yaklaşımla Ortadoğu’da halkın kültürel doğasına aykırı bir biçimde yapay sınırlar içerisine hapsedilmek istenmektedir. Birçok sanat dalında bu böyledir. Sömürgeciler, halkçı ve toplumcu sanatı popülerleştirme yoluyla eriterek sisteme entegre edilip, sistemi yaşatır hale getirmek istemektedir. Özellikle Kürdistan’da sanat işgal rolünde kültürel yaşamı yıkmıştır. Özellikle müzik ve tiyatro, son zamanlarda da sinema ile ulus devlet politikalarına katkı sağlanmaktadır. Tamamen iktidara ve bürokrasiye bulanmış olsa da, kendisini halkçı olarak gösteren bir tarzda geleneksel değerlerin ve toplumun üzerine çöreklenme söz konusu olmuştur. İdeolojik olmadığını iddia etse de müthiş hegemonik bir sanat örgütlenmesine sahip ve sanat dünyasında söz sahibidir.

Bu sanat hegemonyası her sanat alanında olduğu gibi tiyatro alanında da devrimci ve halkçı yaklaşım sahiplerini, başta devlet tiyatroları ve şehir tiyatrolarında (köy yaşamını tasfiye amaçlı burjuva tiyatrosu), yine TV’ler başta olmak üzere birçok araçla devlete bağlanmışlardır. Tiyatro sanatı bu şekilde devletleştirilerek toplumdan koparılmak istenmiştir. Bu gerçek tüm tiyatrocularca görülmeli ve Kürdistan’da bu orta sınıf yaklaşımlarına karşı duyarlı olunmalıdır.

Yerli görünüşlü sanat sömürgeciliğine, toplumun içten işgalinde önemli rol oynatırlar. Kapitalist modernist tiyatro anlayışının bir kopyası olmaktan kendini kurtaramayacaklarını bildikleri halde, kendilerini bulunmaz Hint kumaşı gibi görürler, bağımsız ve orijinal olduklarını iddia ederler. Köklerinden kopuk, tıkanmış bir bürokrasi sanatını fazla aşamazlar. Kendini yukarda ve çok bilmiş gören, halkı-toplumu lümpen bulan bir yaklaşıma sahiptirler. Tüccar zihniyetli olduklarından sanatı da tüketilecek ve satılacak bir mal olarak bilirler. Ya maaş isterler, ya rant. Orta sınıfın iktidardan beslenmesi sonucu ortaya çıkan bu rant bu tip kişiliklerin iştahını kabartır. Halk üzerine kurulu düzenin getirdiği sermayeden pay isterler. Yerellikten uzak bir, halkla bağları oldukça zayıf, ahlaki değerlerden kopuk bir yaşamla bireycilik yaşayan bu sanat kesimleri, demokratik modernitenin sanat çizgisini yaratamazlar. Demokratik olmadıkları için demokratik bir ulusun kültürüne de yabancı kalırlar. Sanatı, sanat faaliyetlerini oldukça dar ele alırlar. Sanatı şahsi bulurlar. Piyasa ve maddiyat esasına dayalı bakışları her şeye yansır. Öncü ve dinamik bir güç olmaktan yoksundurlar. Sadece kendilerini doğru görürler. Kendilerini mükemmel bulurlar. Merkezi sanat hegemonyasının dışında duran devrimci sanat, konumuz itibarıyla devrimci tiyatro, demokratik modernite sisteminin inşasında tiyatro öncü ve dinamik bir güçtür. Mezopotamya ve Anadolu halklarının birlikte, kardeşlik ve dostluk esasına dayalı olarak inşa edilecek bu demokratik sistemde tiyatro sanatçılarını bekleyen çok önemli görevler vardır. Halkların uyanışı ve öze dönüş anlayışına sahip bir tiyatro, hem halkın eğitilmesinde hem de halkların kardeşliğinde vazgeçilmezdir. Bu çerçevede oluşturulacak Demokratik Sanat Birlikleri, kapitalizmin elinde can çekişen sanatın da kurtuluşu olacaktır. Kapitalist moderniteye karşı yüzlerce insanın içinde yer aldığı sanat çalışmalarına ihtiyaç vardır. Bunun için felsefe ve örgütlenme kaçınılmazdır. Bu tarzda kültürel-ideolojik bir örgütlenme kapitalizm için büyük bir tehlikedir. Ortadoğu’da yeni bir kültüre öncülük etmek istiyorsak bu dar ve sığ yaklaşımları, orta sınıfın elit, salonlara ve dört duvar arasına sıkışmış sanat anlayışını aşmak zorundayız. Tabii ki doğruyu dile getirmek doğruyu yapmak anlamına gelmez. Doğruyu yapmak, hazır beklemeyi değil de çözümü kendinde yaratmayı gerekli kılar. Sanat alanında kurulan bu hegemonyayı aşmak, ciddi bir sanat örgütünün, ciddi bir çalışanı olmakla mümkün olabilir.

Ozgur-gundem

Paylaş.

Yorumlar kapatıldı.